• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Madencinin Ana Rahmi Kömür Kuyusu

    Ana rahmine girer gibi girer ya madenci yeraltına; korkmadan, ölümü düşünmeden… O saatten sonra yalnızdır madenci… O kara, o kapkara maden ekmektir, sudur ve çoluk çocuğunun rızkıdır; ölüm ne ki bunun yanında… Bilir aslında güvenliğin yetersiz olduğunu, maskelerin kifayetsizliğini, havalandırmalarınsa sadece boş bir esinti olduğunu… İşveren ya da devletçe verilen sözlerin ise’ laf ola torba dola’ cinsinden laf-ı güzaf olduğunu da… Dedik ya çaresizdir madenci. İşsizdir ve eve ekmek götürmek zorundadır.

    Önceleri Devletin elinde bulunan kömür madenleri sonradan devlet teşvikleriyle birlikte özel şirketlere devredilmiş. Asıl sorunlarda bundan sonra katlanarak artmış. Artık tamamen denetimsiz, güvenlikten yoksun hatta kaçak ocaklar gitgide artmış, buna karşın işçiler daha bir çaresizce mecburen bu ocaklarda çalışmak durumunda kalmıştır. Bu teşvikler gözünü kâr hırsı bürüyen patronlarca alabildiğine kullanılmış öyle ki daha önce meyvecilik, seracılık hatta sebzecilik yapan Soma gibi bölgeler sırf kömür çıkartmak uğruna kuyular kazılarak tarım arazileri yok edilmiştir. Belki işsiz kalmamıştır yöre halkı ama ömrü de uzun olmamıştır. Çocuklarının büyüdüğünü hatta evlenip çoluk çocuğa karıştığını görememiştir…

    Doğalgazın kullanılmasından sonra devlet elini eteğini nispeten daha güvenli bir şekilde çalıştırdığı kömür madenlerinden çekince, meydan daha gaddar bir rantiyeci gibi maden çalıştıran kapitalistlere kalmıştır. Gerek kömür gerekse de kömür madeni işçileri sanayi çağının can damarıdır. Oysa Zonguldak yöresinde, binlerce işçi mülksüz, topraksız, ‘özgür’ işgücü haline gelmemiştir bile… Çalışanlar köyle bağlarını korumuş, madenlerde çalıştıktan sonra sağlam, sakat ya da canını vererek köylerine dönmüşlerdir. Sırf ucuzluğunu korumak amacıyla da güvenliğe ve işçinin yaşam kalitesine hiçbir yatırım yapmamıştır maden ruhsatını elinde bulunduranlar…

    Öğretmenimiz Uzun Mehmet’in hikâyesini anlattığında çocuktuk… O zamanlar Halen Yerli Malı Haftasını kutladığımız yıllar… İçimiz milli duygularla dopdolu… Yalanı, dolanı daha bilmiyoruz. Kömürün Zonguldak Ereğli’sinde bulunuşundan itibaren 187 yıl geçmiş… O zaman da çok insan ölmüş, bu günde…  Demem o ki, neredeyse göz göre göre katliamlar yaşamış kömür işçileri…

    Zonguldak madenlerinin tarihini 1820’lerde bölgede kömür bulunmasından başlatır tarihçi ekonomistler. Kömür madenlerinde 1890’lı yıllara dek yoğun bir üretim yapılmamıştır. 1820’ler ile 1890’lar arasında yıllık üretim yaklaşık 50–10 bin ton seviyesinde kalmıştır. 1896’da, Fransız sermayesiyle kurulan Ereğli Şirket-i Osmaniye’si faaliyete geçmiş, ardından başka önemli yabancı şirketler ve Osmanlı şirketleri de kömür çıkarmaya başlamıştır. Bunun sonucunda, üretim 1890’ların sonlarında 200.000 tona ulaşmış, 1911’de 900.000 tonu aşmıştır.

    1944’teTürkiye ekonomisi ve toplumu, uzun süren savaş ve seferberlikten dolayı derin bir kriz yaşıyordu. Devlet, kömür üretimini sürdürmek için çok sert ve acımasız tedbirlere başvurmuştu. Dünya savaşı yıllarında Gelik Beldesindeki kömür ocaklarında çalışan işçiler ellerindeki kazma ve küreklerle silahlanarak o sırada madenleri işleten Fransız ve İtalyan kapitalist maden işletmecilerine tepkilerini göstermek amacıyla Zonguldak’a doğru yürüyüşe geçtilerse de devlet polisi, askeri ve silahlandırılan Zonguldak halkının yardımıyla bu girişimi engellemiştir. O sırada maden işletmesindeki asıl büyük sorun kalifiye işgücü sorunuydu. 1867 tarihli Dilâver Paşa Nizamnamesi, yöredeki 14 kazada yaşayan köylülere yılın belli günlerinde rotasyon temelinde madenlerde çalışma yükümlülüğü getirmişti. Köylüler, bu hizmetlerine karşılık, askerlikten muaf tutuluyor ve nakit ücret alıyordu. Kısacası, devlet, kömür madenlerini işletmek için dolaysız şekilde zorlama gücünden yararlanmıştır. Vardiya düzeniyle 24 saat çalışma yapılan madenlere işçi bulma ve vardiyaları düzenleme görevi muhtarlara verilmişti. Bazen vardiyalar uzuyor, gelmeyenin yerine diğeri daha uzun çalıştırılıyordu. İşçiler,  15 günlük yiyeceklerini köyden kendileri getiriyordu. Ayrıca, barınma sorununu çözmek de işçilerin yükümlülüğüydü. Bir köyden gelen grup birlikte yemek yiyor, birlikte uyuyor; kimi zaman da, iş kazalarında birlikte can veriyordu. Gelik işçileri günümüzde de aynı sorunları yaşamaya devam ediyor bu arada…

    Peki, bu bilgiler ışığında şu an değişen ne? Devlet kömür işletmelerinden elini eteğini çektikten sonra madenler ve maden bölgeleri birer birer eline geçiren  yandaş kapitalistler hiçbir kurala uymadan, hiçbir önlemi almadan başka iş bulamayan köylüleri, kasabalıları madene inmeye mecbur kılmadılar mı? Soma maden kömürü ocağında bir dizi ihmalden 301 işçi yaşamını yitirmedi mi? Kim ceza yedi? Kimse değil mi? İtiraz eden aileler ve işçilerse bir ton gaz yiyip, dayakla korkutulup sindirilmedi mi?

    Şimdi Zonguldak Kilimli Beldesinde kayyuma devredilen ocakta 100 işçi 2 aydır ücretlerini alamadıkları için sonuç alabilmek için kendilerini daha önceleri binlerce maden işçisinin denediği üzere madene kilitleyerek açlık grevine gitmiştir.18 Mayıstan beri sürdürülen bu eylem devlet katında kaile bile alınmamış basında ve televizyonlarda yer bulmamıştır. Bu zulme ve devletin ve kapitalist faydacı zihniyetin diğer zulümlerine ve baskılara karşı durmanın zamanı geldi de geçiyor bile…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları