Rahmetli anneannemin çok sık kullandığı bir cümle vardı. Bazı durumlarda bize derdi ki “Hayatta her şey kısmet işi. Dayak bile kısmetle yenir.” Bu sözün doğruluğunu geçen hafta bizzat yaşadım. Çok şükür dayak yemedim ama kısmet olmayınca, ne yaparsanız yapın olmuyor onu bir kez daha anladım.
Doksanlı yıllarda Ankara’da Karpiç adında, şarkıcı Alpay’ın işlettiği çok güzel bir bar vardı. Güvenlik Caddesi’nde çok hoş eski bir villadaydı yeri. İki katlı villanın üst katında Alpay ve eşi yaşardı. Evden izin, babadan harçlık koparan genelde soluğu orda alırdı. Heyecan ile Alpay’ın evinden aşağıya, bara inmesini beklerdik. Biraz etrafta dolaştıktan sonra alırdı mikrofonu eline ve başlardı söylemeye şarkılarını. Ben en çok “Maria Magdalena” şarkısını severdim ve genellikle söylemeye başladığında dans ederdim.
“Oyna Maria Maria
Maria Magdalena
Sevmiştim bir zamanlar seni çılgınca”
Geçen hafta gazeteyi açtığımda Alpay’ın tek gecelik bir program yapacağının haberi vardı. Nasıl heyecanlandım tarif edemem. Telefonu kaptığım gibi başladım arkadaşlarımı aramaya.
Hafta içi olduğu için sıcak bakmayanlara nasıl diller döktüm… Alpay duysaydı söylediklerimi eminim beni onur konuğu yapardı. Organizasyon işi zordur. Organize etmeye çalışan daha gitmeden enerjisinin yarısını telefonda harcamış olur genellikle. Bana da aynısı oldu. Kimi “Ben bir düşüneyim döneyim” dedi, kimi “Eşime sorayım” dedi ve bir saat sonra ancak cevap verebildi. Bu kadar telaş etmemin sebebi ise zaten küçük bir yerde çıkacak olması ve yer bulamama ihtimalimizin yüksek olmasıydı.
Sonunda Allah bana acıdı ve bir arkadaşım dedi ki “Rezervasyon işini ben hallederim, çıktığı yerin sahibini tanıyorum, sekizde orda görüşürüz.”
Yoruldum ama değmişti işte, diye düşündüm. Zaman tünelinde doksanlara yolculuk yapacaktım. Hemen hazırlanmaya başladım ve kendimi kuaföre attım. Saçım yapılırken benim de çenem düştü ve çalışanlara anlatmaya başladım. Eskiden haftada iki kere dinlerdik, çok severim Alpay’ı, çok özledim şarkılarını derken, saçım bitti, kasaya geldim ve o sırada cep telefonuma bir mesaj geldi.
Ellerimdeki oje henüz kurumadığından çok dikkatle telefonu cebimden çıkardım ve mesajı açtım. Okumam ile anneannemin sözü kulağıma geldi. Mesajda tam olarak şöyle yazıyordu: “Zeynep’ciğim Alpay’ın mazereti nedeni ile bu akşamki programı iptal olmuş. İleri bir tarihe ertelenmiş, bize haber verecekler.” Suratım asıldı ama o sırada kuaförde çalışan çocuklardan biri “O zaman Eylül’de gidersiniz siz de” dedi. Valla durum onu gösteriyor gibi sanki…







