• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Marko 3  

     

    Akşamları babasının kahvede oyun oynama tutkusundan olsa gerek, onun da sahilde taşları senkronize olarak dizip, ölmüş annesinin ve kendisinin adını yazma merakı vardı. Bu da bir tür oyundu onun için. Askerden sonra ilk kez sahile gidecekti. İnerken aklına Sevtap geldi. Adını bilseydi onun da baş harfini işleyecekti, zarif ve senkronizasyonu tutturarak taşları yine oturttu. O sırada yoldan geçenler tarafından ne kadar anlamsız olsa da Marko için anlamlıydı bu. O taşları saatlerce seyredip bir paket sigara bitirirdi. Keyif alırdı bundan. Yıldızlara bakıp göz kırpardı, sanki annesi yukardan bakıyormuşçasına. Ona selam gönderiyormuş, “seni unutmadım” der gibi maneviyatını güçlenmiş hissederdi.

    Toplumda kabul görmesi biraz uzun sürmüştü Marko’nun. Gayrimüslim olarak askere gitmeme hakkını kullanmıştı bir süreliğine. Ve tabii ki çevrenin ona sert, alaycı bakışlarının arasında şahsına dair “korkak” denildiği kulağına gelen söylentilerdi. Babası dâhil olmak üzere ona karşı bakışı değişen çok insan olmuştu. Uzun süre askere gitmemek için diretmişti. Verdiği kararların arkasında durup, sabit fikirli kişiliğinin zedelenmesini istemiyordu. Askere gitmesi demek orada sünnet olması, hatta İslam dinini zorla seçmiş olması anlamına geliyordu. Bir de toplum içinde erkeklik güdüsünün daha keskin şekilde üzerinde gezinmesi anlamını taşıyordu.

    Yıllarca gayrimüslimlere karşı yapılan eziyetin diyeti olarak o da kendisini yaşadığı ülkenin ordusuna ait hissetmiyordu. Hatta hiçbir ülkenin ordusuna, devletine ve milletine ait hissetmiyordu. Yeni keşifler ve edepsiz afacanlıklar heyecanlandırırdı onu. Flört ettiği Canan Hanımın annesi ve babası evdeyken, arka bahçeden odasına girip, onunla meşk etmesi de bunlardan biriydi. Canan’ın yaşı ondan küçüktü ve dört duvar bir odada yalnız kaldıklarında Marko’ya nasıl davranacağını, ne yapacağını bilmezdi. Bu da Marko’nun hoşuna giderdi. Dakikalarca öpüşüp, Canan’a vücudunu tanıtırdı; en ince ayrıntısına kadar girerdi. Yine bir gece Canan’ın evinde fingirdeşirken aniden içeri giren Canan’ın babası Marko’yu odada, kızının çırılçıplak bedenine dokunurken görmüştü. Yaşlı adam sessiz sedasız odadan uzaklaşıp kendini güç bela dışarı atmıştı. Marko ne yapacağını şaşırmış durumda üstünü giyinip arka bahçeden kendini yola bırakırken, olacakların nasıl etki edeceğini düşünüp hesaplamaya çalışıyordu. Garip bir histi. Birlikteyken zaman geçirmekten hoşlandığı ancak ömrünün sonuna kadar yanında olmasını isteyeceği bir kız olmayan Canan’ın ailesine yakalanmışlardı, hem de en uygunsuz vaziyette… Herkesin bu konu hakkında bir fikri olacaktı. Kendisinden çok Canan’ın babasını düşünmeye başladı. Arkasından konuşulacakları ve kendi babasının kulağına gidecek sözleri… Hepsini düşünüyordu.

    O gece sabaha kadar olacakları ölçüp biçti. Sahil kenarında ilk kez taşlarla isim yazmıyor, gözü hiçbir şey görmüyordu. Sigarasından derin bir nefes çekip, babasıyla konuşmayı düşündü. Ne diyeceğine bir türlü karar verememişti. En iyisi buralardan uzaklaşmak, diyordu içinden bir ses. Ancak gidebileceği bir yer yoktu. Aklına gelen bir yol yoktu.

    İlk kez sabit fikrinden uzaklaşıp askere gitmeyi düşündü. Askere gitmesi durumunda başına gelebilecek ihtimalleri sıraladı.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları