• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Marko- Heyecana dair bir şeyler

    Kafasını tezgâhtan kaldırmadan, göz ucuyla kapıdan içeri giren güneşi kesen gölgeyi süzdü. Uzun boylu, zayıf birisi kapının önünde durmuştu, dükkânın girişi yolun üç basamak altında olduğu için yoldan geçen biri değildi, işi için uğrayan bir müşteri veya adres sormak isteyen bir insandı. Kafasını kaldırıp kapıdaki duran kişiye baktı. Telaşlanmadan, sakince elindeki işi tezgâha bırakıp, “Buyurun” dedi, dişlerini göstermeden küçük bir tebessümle. Gülümseyen gözleri, yüzündeki mimik ve ifadelerden onu ele veriyordu. İçeri giren Sevtap Hanım’dı. “Kolay gelsin.” Dedi Sevtap. Dudaklarını yanak hizasına getirinceye kadar gülümsedi. Oldukça sakin, yumuşak ve özgüveni yüksek bir ses tonuyla, “Teşekkür ederim,” diye karşılık verdi Marko. Elinde iki çift siyah topuklu ayakkabı ile tezgâhın önünde duruyordu Sevtap Hanım. Marko, Sevtap Hanıma karşı çekingenliğinin ve utangaçlığının üstündeki zaafı olgun davranışlarıyla örtmeye çalışsa da, sorulan soruya “Nasıl?” diyerek ikinci defa tekrarlamasını ve o sırada kullanılacak en makul kelimeleri seçmek için zaman kazanmasını büyük bir ustalıkla yapıyordu.

    “Siz burada mı çalışıyordunuz? Her sabah karşılaşıyoruz, hiç aklıma gelmemişti.”

    Sorulan soruya Marko cevap verememişti. “Nasıl?” deyip gülümsedi. Sevtap, aynı ses tonu ve gülümsemeyle bir kez daha soruyu tekrarladı.

    “Siz burada mı çalışıyordunuz? Her sabah karşılaşıyoruz, hiç aklıma gelmemişti.”

    Marko, önce “Evet” dedi. Arkasından, “Aslında hayır! Burada çalışmıyorum, sadece yardıma geliyorum,” diye ekledi.

    Sevtap elindeki ayakkabıları gösterip, “Birisinin topuğu düştü, diğerinin de kayışı koptu. Bana yardımcı olur musun?” dedi.

    Gülümsedi Marko, “Tabii ki…” dedi. Elini uzatıp ayakkabıları aldı. Onun için çocuk oyuncağı olan bu işi, ayakkabıları biraz fazla inceleyerek Sevtap’ın orada bir süre daha kalmasını sağladı.

    Başını kaldırıp onu dikkatle izleyen Sevtap’a, “Telafisi var, kurtarabiliriz…” dedi.

    “Yarın bu saatlerde hazır olur mu? Uğrasam?”

    Marko yanıtladı; “Tabii ki…”

    “Teşekkür ederim. Kolay gelsin size…”

    Aklı başından giden Marko hemen duruma müdahale edip, Sevtap’ın adını sordu. Ayakkabılar karışmaması için tamire getiren kişinin adı bir kâğıda yazılır, herhangi bir tekin içine rastgele konulurdu. Marko’da durumdan istifade edip, adını öğrenmek için bu yola başvurmuştu. Yoksa ayakkabıları unutması gibi bir ihtimal söz konusu değildi, numarasından markasına ve modelinden dikişlerine kadar her ayrıntıyı ilk bakışta hafızasına yazmıştı.

    “Sevtap benim adım. Aynı apartmanda oturuyoruz, her sabah Günaydın diyoruz ama ismimizi bile bilmiyoruz,” deyip, çıkmadan Marko’nun içini ferahlatan hamleyi yapmıştı.

    “Ben de Marko, memnun oldum. Dediğiniz gibi her sabah karşılaşıyoruz, ama isimlerimizi bile bilmiyoruz,” dedi gülerek.

    Sevtap gitmişti. Az öncesinin bir hayalden veya bir rüyadan ibaret olmadığına inanmak istemişti. Bir sigara yaktı, sakin bir şekilde yerine oturdu. Elini çenesine götürüp atölyeye sinmiş parfüm kokusunu içine çekti.

    O gülümsediğinde, dünyanın yörüngeden çıkmaması, o an gezegende onları etkileyecek herhangi bir doğal afet olmaması ve daha önemlisi dünyanın o an için güneşe ve uydusu Ay’a başkaldırıp, yerinde durmasını umut etmişti.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları