• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Marko

    Adım adım arşınladığı sokaklardaki pencerelerden taşan fesleğen kokusuyla, içini çocuksu bir mutluluk kaplardı. Bahçelerde yeni yeni filizlenen asmaların uyumlu görünümü, uzaktan gelen lalelerin kokusuyla birleşince yüzünde bir tebessüm oluşurdu. Her ilkbahar yeni başlangıçlar demekti onun için. Sıkıntılarını bir kenara bırakır, olabildiğince açardı kendini, içini. Doğadan alması gereken ne varsa almaya çalışırdı bu baharlarda. Marko sabahın erken vaktinde, baharın tüm nimetlerinden yararlanmak için Karataş’ta Asansörün bulunduğu şimdiki adı Dario Moreno sokağının karşısındaki piyano evine gidiyordu. Burada ilkbaharın da verdiği hazzı içine sıkıştırıp, parmaklarıyla dünyanın en güzel sesini çıkartmaya çalışan bir grup öğrenciye hocalık yapıyordu. Onları dinlemenin, seyretmenin keyfini bir de baharda yeni açan çiçek kokularından alabiliyordu. Tutkularının peşinden giden, dağınık hiçbir konuya mahal vermeyen bir gençti Marko. Babasına göre piyano çalmak ne kadar kadın işi olsa da, bu romantik zaafını geniş ölçüde unutturan değerleri vardı. Parasını gayet iyi kullanıyor, giyimine özeniyordu; şöhrete son derece düşkündü. Renkli kaldırımlardan ilk hangisine ayağı değdiyse, diğer kaldırımda da aynı rengi tutturmaya özen gösteren, tutarlı olmaya bu denli sadık bir gençti.

    Ailenin tek çocuğuydu Marko. Piyano hocalığının dışında babasının ayakkabı atölyesinde ona yardım ederdi. Babasıyla uyumlu olmayan birçok yönü vardı. Atölyeye gelen kadınlarla babasından önce o ilgileniyordu. Bu da babasının canını sıkan mevzulardan biriydi. Çünkü daha öncelerde atölyenin alt sokağında bulunan medreseden bozma taş evin sahibi Zafer Bey’in kızı Canan’ı baştan çıkarmıştı Marko. Bir de aynı apartman binasındaki komşuları, devlet dairesinde müfettişlik yapan otuzlu yaşların sonundaki Sevtap Hanım’ın, hemen hemen ayda en az iki kez topuklu ayakkabısını tamire getirmesi ve bunu da özellikle Marko’nun bulunduğu zamana denk getirmesi şüphelendirmişti Münir Bey’i. Kurnaz adamdı.

     

    Münir Bey; yıllarca ayakkabı tamirciliğinden kazandıklarını, eşi, yani Marko’nun annesi Eftelya Hanımın amansız hastalığını yenmesi için harcadı. Genç yaşında kansere yakalanan Eftelya Hanım’ı yedi yıl boyunca Uzak Doğu ve Amerika dâhil olmak üzere tüm dünyayı dolaştırıp tedavi olması için uğraştı. Akciğer kanserinden kurtuldu gözüyle bakılan Eftelya Hanımın, Münir Bey ile rahatsızlık geçirmeden iki yıl mutlu ve huzurlu zamanları oldu. Her şey yoluna girmiş, Münir Bey her gün umutla ve heyecanla eve geldiğinde eşini sapasağlam görüyorken, Eftelya Hanım’ın göğüs kanserine yakalandığını öğrendiler. Süregelen bir yıl içerisinde kaybettiği eşinin ardından uzun süre insan içine çıkmayan Münir Bey, evlendikten sonra hayatının büyük bir bölümünü hastanelerde geçirdi.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları