• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    MASUMİYET, KARNE VE GELECEK

    Çocuklukta karne tatilinin mutluluğunu, neyle kıyaslayabilirsiniz bilmiyorum.  Minik adımlarına çok ama çok uzun gelen o üç ay işte bitmiş, bir ömür boyu sürecek sanılan tatil heyecanına girilmiştir artık.  Hele bir de karnelerin yanına bir takdir belgesi iliştirilmişse, o on beş günde evde bambaşka bir sevgi halesi ışıldar etrafında. Yemeklerin en güzel görünen kısmı onun tabağına konur, en cömert harçlıklar onun kalemliğine girer.

    Şimdiki çocuklara bakıyorum gerçekten çok başarılı gözüküyorlar. Pek çoğu takdir, azı teşekkür alıyor. Bizim zamanımızda takdir almak üstün zekâlı, teşekkür almak çalışkan çocukların işiydi. Haylazdım ben. İlkokulda fena değildik ama ortaokul ve lisede hiç takdir teşekkürüm olmadı benim. Hatta bir yıl sınıfta bile kaldım. Neyse ki üniversite sınavlarında ergenliğin bocalamalarını geçmişe havale edip hakikaten babama evde halay çektirecek bir başarı göstermiştik iki ablamla birlikte. Aynı yıl üç kişi üniversite kazanmıştık. Babam çalıştığı hastanede yılın babası bile seçilmişti.

    Neyse, okul maceralarını anlatmak değil tabi meramım. Bizim gibiler için takdir ulaşılmaz bir rüya,  teşekkür silgi yediren bir strese katlanma maharetiydi. Şimdi bütün çocukların elinde bir takdir, teşekkür. Gerçekten çok mu başarılı bir kuşak geliyor arkadan? Keşke öyle olsa… Ama bakın, OECD eğitim endeksi okulda dağıtılan takdir teşekkürlerin bolluğu kadar iyi niyetli düşünmüyor. Türkiye 38 ülke arasında eğitim endeksinde 35. sırada. Ama belki de çocukları adına duyulan  distopyanın gerilimini kovmak içindir, sosyal medya hesaplarında bol bol çocuklarının takdirlerini paylaşıyor büyükler. Bunun o çocuk dünyasında nasıl acımasız bir rekabet ve başarısızlık korkusunu kışkırttığını bilmeden. Hadi siz söyleyin şimdi, çocuklar yarış atı olmasın da ne yapsın… Çocuğun hayattaki başarısını karnedeki rakamlarla güvence altına alacağımızı sandığımız bir kolektif akıl içinde, o çocukların nasıl bir psikolojik baskı altında yaşadıklarını çok da düşünecek durumda değiliz herhalde. Sanırım, veliler çocuklardan daha hırslı ve belki de kendi yarım heveslerini çocukları üzerinden tatmine muhtaç bir duygunun cazibesiyle, onların “hala çocuk” olduğunu unutmaya pek hazırlar.

    Karne günü lise arkadaşım Deniz sosyal medyada düşündüren, sarsan bir paylaşımda bulunmuştu. Şöyle diyordu: “Çocuklarını bunaltan, onları robot gibi çalışmaya zorlayan anne baba o kadar çok ki. En son ne zaman çocukları ile oynadıklarını hatırlamayanlar saymakla bitmez. Acaba çocuklarından yüz bekleyen anne babalar, en son ne zaman sinemaya gitmişlerdir hep beraber…

    Notun hiç önemi yok inanın. Çocukları sevmek en güzeli. Çocukların sizi sevmesi daha bi en güzeli. Not da neymiş üstelik. İnsanları sevmenin notu mu var karnelerde? Doğayı sevmenin, hayvanları sevmenin notu mu var karnelerde? Yaşlılara yardım etmenin, hadi sizi kırmayım metrobüste yalandan göz kapatmanın notu mu var karnelerde? Yeminle otobüslerde yalandan gözünü kapatan her öğrenci sınıfta kalır benim karnemde. Kediyi taşlayan, ağacı kesen sınıfta kalır. Biz yolumuzu değiştirirdik öğretmenimizi görünce. Öğretmenini saymayan öğrenci hayattan kalır benim gözümde. Harbiden not da neymiş! Benim kızım zaten on numara.”

    Ve yine çoğunuz rastlamıştır, sosyal medyada çokça paylaşıldı; esmer, güzel mi güzel bir kız çocuğu… “Büyüyünce ne olacaksın?” diye soruyorlar. “Cumhurbaşkanı” diyor çocukcağız. Doktor, öğretmen, mühendis değil; cumhurbaşkanı… Çok güzel bir diksiyonla, cümleleri kırmadan konuşuyor. Önce muhtar, sonra belediye başkanı, sonra milletvekili, sonra bakan sonra, başbakan ve sonra da cumhurbaşkanı olmak istiyor. Emin adımlarla, basamakları tek tek çıkarak o zirveye ulaşacak. Peki, sonra ne diyor biliyor musunuz, “Cumhurbaşkanı olunca idamı geri getireceğim. İdam, yasalara göre geriye dönük uygulanmıyormuş. Ama ben geriye dönük uygulanmasını sağlayacağım” O kömür gözlü, o melek yüzlü, o esmer güzeli çocuğun dilinden dökülen sözcükler bunlar… Emin olun, hiç kabahati yok onun. Hatta en masumumuz, kendisinden devletçe ve toplumca özür dilememiz gereken ilk çocuk o belki de… Ne zaman idam ipi sarkıttık o güzel esmer düşlerine… Ne zaman unutturduk ona geleceğin turuncu da olabileceğini. Hangi kolektif şiddetin kara sularına çekip geleceğine ölüm ve öldürme arzusunu ekledik…

    Biz o kadar başarılı çocuklar değildik belki ama kızlarımız öğretmen, erkeklerimiz doktor olmak isterdi o zamanlar. Büyüklerin dünyası, çocuk masumiyetini kirletmemişti bu denli. Zeki mi zeki olduğu her halinden belli olan o esmer güzeli çocuğu idam düşlerinden kurtarmak için kaç takdirname feda ederdiniz siz anneler babalar… Ya da neye itiraz edersiniz?!

     

     

    önder yazı görsel

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları