• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Mazlumun ahı kimseye kalmaz

     

    15 Temmuz’dan bu yana geçen 40 günlük sürede en az 70 gazeteci hapse atıldı. Daha öncekilerle birlikte hapisteki gazeteci sayısının en az 115 olduğunu biliyoruz. Yargıdan, polisten, ordudan atılan binlerce çalışan olduğu da yazıldı-çizildi. Daha 15 Temmuz’un ilk günlerinde HSYK 2500’ün üstünde yargı mensubunun işine son verdi. Kararnamelerle kamunun farklı alanlarından, eğitimden, sağlıktan binlerce öğretmenin, sağlık emekçisinin kurumuyla ilişkisi kesildi. Başbakan Diyarbakır’da yaptığı son açıklama ile en az 14 bin eğitim emekçisinin daha işine son verileceğini söyledi. Kamu çalışanlarından en az 60 bin kişinin işine son verildiği belirtiliyor. Başbakan’ın son açıkladığı görevine son verilecek öğretmenlerin önemli çoğunluğunun daha önce Eğitim Sen’in çağrılarına uyarak iş bırakma ve grev eylemlerine katılanlar olacağı iddia ediliyor.

    İşin özü şu. 15 Temmuz darbe girişimini fırsat bilen hükümet karşı darbeyle tek kıstas üzerinden, yani kendini tek hakim kılacak koşulları oluşturmak için büyük bir operasyona girişti ve bunu sürdürüyor.

    Hükümetin işten çıkarma ve gazetecileri cezaevine atma konusundaki bilançosu daha bir ayı yeni dolmuşken bazı noktalarda 12 Eylül faşist yönetiminin bilançosunu geçti. 12 Eylül’de çokça tutuklama, idam kararı, cezaevlerinde ölüm vardı. Bu konuda henüz o noktaya varamadı. 12 Eylül’de gözaltına alınan 650 bin kişiden 170 bini örgüt üyesi olmak yada görüşlerini belirtmek-savunmak ‘suçuyla’ yargılandı. Bunlardan 70 bini aşkın kişi 1991 yılında kaldırılan 141, 142 ve 163’üncü maddelerden yargılanan düşünce suçlularıydı. Yargılananların önemli bölümüne sıkıyönetim mahkemelerinde cezalar verilirken 517 kişi hakkında da idam cezası verildi. Dosyası Meclis’e gönderilenlerden 50’sinin idam cezası infaz edildi. Kenan Evren’in ‘bir sağdan, bir soldan’ diyerek astığı mahkumlara Erdoğan 2010 yılı referandumunda ağlayarak yanıt vermişti, hatırlarsanız.

    12 Eylül’ün yaptıkları elbet az değil. Bu süreçte gazetecilere çokça hapis cezası istendi. Toplamda 400 gazeteci yargılanırken cezaevine atılan tanınan-tanınmayan gazeteci sayısı 70’i geçmedi. Cezaevine konulanlar arasında ‘basın örgütlerinin’ gazeteci olarak tanımladığı kişilerin sayısı ise 31’di. Bunlara ise 3 bin 300 yılı aşkın ceza verildi.

    Gazete ve dergilere de baskı uygulandı. Gazeteler toplam 300 gün yayın yapamadı. 12 Eylül boyunca gazete ve dergilere toplam 303 dava açıldı. Tabi toplama kararı verildikten sonra imha edilen gazete ve dergiler de vardı.

    Hükümet basına yönelik baskılar konusunda 12 Eylül’ü geçmişken henüz 12 Eylül rekoruna ulaşamadığı bir alan daha var. MHP’nin desteği, CHP’nin aymazlığı devam ederse ona da yakında ulaşır herhalde. Evet, 12 Eylül DİSK ve TÖB-DER gibi çok üyeli sendika ve dernekler başta olmak üzere 24 bine yakın sendika ve dernek ile tüm partileri de kapattı.

    Gelelim 1402 sayılı yasaya göre itiraz yolu kapalı olarak, yani şu andaki KHK’lara benzer bir yöntemle işten çıkarılan hakim, öğretmen ve öğretim görevlilerine. Erdoğan’ın mutlak hakimi olduğu Binali Yıldırım hükümeti 15 Temmuz’un daha ilk ayında 12 Eylül yönetimini aştı. 12 Eylül yönetimi toplamda 3 bin 854 öğretmen, 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son vermişti. Yukarıda da dediğim gibi bu sayı Türkiye’de 60 bini aşmış durumda.

    Peki, ne oldu? 12 Eylül’ün bunca zulmünün karşılığı ne getirdi?

    Koca bir hiç. Geride kalan acılı aileler ve 36 yıldır devam eden zulüm. Bir de onyıllardır zulme direnen, devletle hiç barışmayan ve barışmayacak olan milyonlarca insan.

    Korku rejimleri milyonlarca oy ile temsil edildiklerini söyleseler de hiç kuşkunuz olmasın o temsiliyet demokrasinin değil, baskı ve zulmün yarattığı korkunun ortaya çıkardığı sahte bir temsiliyettir.

    Hatırlarsanız 12 Eylül’de MHP lideri Türkeş, “Fikrimiz iktidarda biz hapisteyiz” demişti. Şimdi görünen o MHP fikirleri ile birlikte iktidarın ortağı. Bu konuda MHP’ye denilecek bir şey yok. Fikirleri tek tek uygulanıyor. Sorun esasen CHP.  Ne yazık ki CHP de yaşananları sıradan basit gelişmeler gibi görüp yaptığı sıradan basit açıklamalarla geçiştirirmeye, yani zevahiri kurtarmaya çalışıyor. İşin ucununun CHP’ye dokunmasına rağmen sessiz kalmasını anlamak hem zor, hem de ister istemez birçok soru işaretinin oluşmasına neden oluyor. Yoksa CHP, “olsun, atılanlar FETÖ’cü ve bölücü teröristlerdir, bana zararı olmaz” noktasında mı? Belki de “Bu iktidar gidicidir, yakında bu durumdan ben nemalanır iktidara gelirim” düşüncesinde mi? Her ikisi de CHP’yi demokrat yapmaya, Türkiye’yi demokrasiye taşımaya yetmez. İlerde bugünü bile arayacak duruma gelebilir, CHP.

    Yaşanan zulme gelince; açık söylemekte yarar var. Zulmün sonunun olmayacağı ve bu zulmün nihayetinde bizzat uygulayıcısını vuracağını hiç mi hiç unutmamak gerekir. Belki çokça mağduriyet yaşanacak, belki çokça insanın ahı alınacak, belki çokça çocuk aşsız, mamasız, sütsüz kalacak, ancak bunların hiçbirinin ahı zulmü meslek edinenlere kalmayacak…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları