• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Medya ve referandum

     

    Geçen pazartesi günü Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nde önemli bir toplandı vardı. Avrupa’nın önde gelen birçok gazetecilik meslek örgütünün temsilcilerinin katıldığı ve söz aldığı toplantının amacı Türkiye’deki basın özgürlüğünün hali pürmelaline bir kez daha dikkat çekmek ve Batılı konuklarımızın hapisteki meslektaşlarımızla dayanışma içinde olduklarının kamuoyuna duyurulmasıydı. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) Savunu ve İletişim Direktörü Steven M. Ellis, IPI İngiltere Ulusal Komitesi, BBC İskoçya Sorumlu Müdürü Sandy Bremner,  ARTICLE 19 program sorumlusu Georgia Nash, İsveç PEN Genel Sekreteri Anna Livion Ingvarsson, Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Savunu Danışmanı Sophie Busson,  Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve Avrupa Gazeteciler Derneği (AEJ) Başkanı Otmar Lahodynsky toplantıda masada oturan ve görüşlerini açıklayan meslektaşlarımızdı. Açılış konuşmasını ise TGC Başkanı Turgay Olcayto yaptı.

    Her ne kadar konuklarımız Türkiye’ye gelmeden önce hükümet yetkililerinden randevu ve Adalet Bakanlığı’ndan tutuklu gazetecilerle görüşme izni talep etmişlerse de, bu isteklerine cevap verilmemişti. Konuklarımız, bunun kendilerini Türkiye’ye gelmekten alıkoymadığını, zaten esas amaçlarının dayanışma olduğunu toplantının başında açıkladılar. Bunu anlamak sahiden zor. Bu kadar önemli kuruluşların temsilcilerini muhatap almayacak da kimi alacak hükümet yetkilileri? Hükümet, cezaevindeki gazetecileri izole etmenin Türkiye’yi izole etmek anlamına gelmeye başladığının farkında değil mi?

    Gerçi gazeteci arkadaşlarımızı sadece hükümet izole etmiyor. Bugün bu arkadaşlarımız yavaşça kamuoyunun gündeminde düşürülebiliyor. Yani bu izolasyonda, onlarla dayanışma içinde olan buradaki gazetecilerin giderek azalıyor olmasının da payı büyük. Nitekim pazartesi günkü toplantıda bunu üzüntüyle kaydettim. TGC’nin salonunda o toplantı sırasında boş koltuk kalmamış olmalıydı.

    Batılı konuklar, konuşmalarında sıklıkla referandum ile basın özgürlüğünü bir arada telaffuz ettiler. Gelişlerindeki amaçlardan biri de buydu. Maalesef anayasa değişikliği paketi toplumun önünde sakince tartışılmadı ve hızla referanduma taşındı. Toplumun geniş kesimleri hâlâ neyi oylayacağını tam olarak bilmiyor. Bunu Cumhurbaşkanı bizzat kendisi bir konuşmasında ifade etti. Bunun böyle olmasında basın üzerindeki devlet denetiminin ve medyanın yargı eliyle susturulması, sansür edilmesi ya da korkutulmasının etkisi aşikâr. Bu da referandumun adil biçimde yapılamayacağı kanaatini güçlendiriyor uluslararası toplumda.

    Ben bu yazıyı yazarken Alman Die Welt gazetesinin Türkiye Muhabiri Deniz Yücel, savcılık ifadesinin ardından tutuklanması istemiyle gönderildiği mahkeme tarafından ‘örgüt propagandası ve halkı kin ve tahrik’ suçlamasıyla tutuklandı. Deniz Yücel’in tutuklanması sadece Türkiye medyasından gazetecilerin değil, uluslararası medyadan gazetecilerin de Türkiye’de hangi koşullarda görevlerini ifa etmek zorunda kaldıklarının kanıtı.

    Halkın haber alma hakkının sağlanması ve korunması tam da bu süreçte elzemdir.

    Bunun için de medyadaki OHAL etkisini ortadan kaldırılması, tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması gerekmektedir. Aksi takdirde hükümetin istediği sonuç çıkacak olsa bile bu referandumun uluslararası toplum nezdinde de, Türkiye toplumunun vicdanında da bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları