• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    MEHMET SAYDIN VE MUTKİ

    Anavatanımızı toplu mezarlıklara dönüştüren kanlılarımızın eserleri kazılıp çıkarılıyor. Bu bir ülkenin utanç kazısıdır. T.C.’nin yakın tarih arkeolojisi. Bu coğrafyanın halklarının topraküstündeki zenginliklerini talan eden, yakıp yıkan bir devlet yakın tarihinin toprakaltı zenginliğini kan ve katliam ile üretmiş. Şimdi de Mutki’de kemikler bulunuyor.  O kemikler bu ülkenin gencecik şahane insanlarından kalmış orada, o toplu mezarlarda ama gazetelere, televizyonlara isimsiz, kimliksiz haber oluyorlar. Birgün, yakın bir gelecekte, halkımızın hak ve hukuk mücadelesi sonucunda dünyadaki benzerleri gibi, nicedir talebimiz olan Adalet ve Hakikat Komisyonları kurulduğunda bu evlatlarımız birer çehreye, birer hayat hikayesine kavuşacaklar yine, aileleri, sevenleri ise katilleriyle yüzleşecek. O güne kadar bizim yapmamız gerken ise bu insanların kemikten değil hayattan hem de en kıymetli hayatlardan ibaret olduğunu hatırlatmak olmalıdır. Burada kısa bir portresini yazacağım, hatırlatacağım yakın akrabam Mehmet Saydın gibi.

    Evet, burada bahsedeceğim Mehmet Saydın benim amcazadem ve aynı zamanda eniştemdi. Diyarbakır’da kendi halinde bir nakliye komisyoncusuyken Kürt Ulusal Hareketi’nden feyz almış bir yurtsevere dönüşmüş, kendi iradesi ile ve kendi çapında yaşadığı alanda bu mücadeleye katkı vermeye başlamış, mesleği ile militanlığı gün içinde mütemadiyen yer değiştirirken günün birinde bu uğurda hayatını feda etmekten çekinmemişti.

    Daha önce de yazdım, tekrar ediyorum bu mücadelenin, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bin bir yolu vardır. Mehmet Abi de kendi halinde ve tek başına, işte onlarca kişinin yapamadığını yapıyor, bir gün koyunlara keçilere çobanlık ederken kimi zaman da köylülere yardım adı altında dağdaki gençlere erzak taşıyordu. Ona sık sık Almanya’dan okunacak dergi, kitap getirirdim. Onları ve Serxwebun , Berxwedan gibi gazeteleri elinden düşürmüyor, kahve kahve dolaşıp okuyor, okutuyordu. Tehlikenin elbette farkındaydı. Nereden geleceğini biliyordu. Resmi güçlerden gelecekti. Ona hazırdı. Yargılanmayı, hapsi bekliyordu ya da çatışmayı. Ama yükselen Kürt hareketi karşısında devlet artık iyice yasadışı yöntemlere başvurur olmuştu ve galiba Mehmet Abi bunun henüz farkında değildi. Evet, konsept değişmişti: İtirafçılar, Hizbullah adı altında faaliyet gösteren ‘hizbülkontracılar’ ölüm mangaları kurmuş Kürt köy ve şehirlerindeki yurtsever kişileri sırtından vurarak katlediyor, tenha yerlere kaçırıp işkenceden geçirdikten sonra alçakçe öldürüyordu. Polis ve askerden destek görerek hem de. Polis, asker ve çeteler iç içe geçmiş, polis ve asker için de artık cinayet işlemek, mevzuat dışına çıkmak kolaylaşmıştı.

    Mehmet Abi bir gün oğlu ile işe giderken sivil üç memur tarafından polis kimliği gösterilerek gözaltına alındığında herhalde sonununun ne olacağını anlamıştı. Zira bölgede artık rutin halde faili meçhul cinayetler işleniyordu. Hem de aynı yöntemlerle. Son bir sefer oğlu Çerkez’e döndü, “oğlum, hakkını helal et” dedikten sonra cebindeki parayı ona vererek yanından ayrıldı. On iki gün sonra cesedi Devegeçiti baraj kanalında bir çoban tarafından bulundu. Diyarbakır devlet hastanesinde teşhis edilirken onu bir tek hanımı Asiye abla tanıdı. Başta Asiye abla olmak üzere bütün akrabaları çok sevinmiştik büyük acımıza rağmen. Çünkü o günlerde kaçırılıp katledilenlerin cesetlerini bulmak bir sevinç nedeniydi. İşte Mutki’de de o günlerde Kürtlerin yaşadıklarının kanıtları ortaya çıkıyor bu günlerde. Allah o ailelere sabır versin, yapanların da belasını versin.

    Bugün Mehmet Abi’yi hatırladığımda hep kulağımda onun bir sorusu çınlıyor: “İshak, bir gün halk olarak haklarmıza kavuşacak mıyız sahiden? Ben bunu görebilecek miyim?” Maalesef o bunu görmeden gitti. Ama onun gibilerin ölmeden önce verdikleri mücadele sonucu bizler o günleri göreceğiz. Buna inanıyorum.

    Evet, mücadelemiz süresince yaşananların sonucunda bugün Kürt coğrafyasında, işte mesela Mutki’de Kamboçya’daki ölüm tarlarını aratmayacak şekilde topraktan ceset fışkırıyor. Hangisinden bahsedeyim: Gerilla saflarına katılmak için giderken katledilenlerden mi , yoksa bu onurlu mücadelenin bir ayağı olan yurtsever milislere karşı sokak infazlarından mı, yoksa sağ olarak yakalanıp helikopterden atılan gerillalardan mı? Hangisinden söz edeceğimi bilemiyorum, bildiğim bir şey varsa bugün karakol bahçelerinde, askeri arazilerde ortaya çıkanlar gayrınizami cinayet örgütlerine dönüşmüş resmi güçlerin ve onların işbirlikçilerinin acımasız yöntemlerinin eseridir. Bu katliamlardan o senelerde şüphesiz birçok insanın haberi vardı ama korkudan ses çıkarmayanlar oluyordu. Bugün şartlar değişti artık, Kürt bölgesinde başta İHD ve onlarca sivil toplum örgütü var, herkes gelip anlatsın olanları, anlatsın ki tüm dünyanın haberi olsun. Ve asıl şu elbette, anlatalım ki kaybettiğimiz insanlarımız onurlu hikâyelerine, sıcak anılarına kavuşsunlar tekrar. Bu portreler, bu hikâyeler borçtur bu topraklara, ülkemize, bu halka.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları