• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Mehveş Evin: Demokrasi mücadelesinde kadınlar daha çok önemli roller oynayacak
    Mehveş Evin: Demokrasi mücadelesinde kadınlar daha çok önemli roller oynayacak
    8 Haziran 2016 11:02
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Mehveş Evin, Türkiye genç kuşak gazetecilerin en parlaklarından biri. Uzun seneler ana akım medyada hem muhabir ve yazar hem yönetici olarak çalıştı. Fakat bunu ana akım medyanın genel geçer kriterlerine göre değil özgür gazeteciliğin ilkelerine göre yapmaya çalıştı. Gezi süreci ve ardından Kürt kentlerindeki çatışmalara karşı aldığı tavır onun ana akım medyadan uzaklaştırılmasına yol açtı.

     Ancak Mehveş Evin gazeteciliğini sürdürüyor. Son dönemde birçok kez çatışma bölgelerine giden Mehveş Evin, birçok mecrada, düzenli olarak da diken.com.tr’de yazıyor. Mehveş Evin’le buluşup kendisine medyanın durumunu, Gezi’yi ve çatışmalara dair izlenimlerini sordum:

    2016-06-04 14-59-56

     Türkiye’nin bugünkü medya ortamı nasıl değerlendirirsiniz?

    Nasıl değerlendireyim? Tek kelimeyle facia! Bunu merkez medyadaki son işimden (Milliyet) atılmadan önce de söylüyordum. Zaten 2015 Temmuz’u, hem savaş ortamına geçilmesi hem de medyada kalan son muhalif kırıntıların da temizlenmesi anlamında ciddi bir kırılma noktasıdır…

    Siz de gayet iyi biliyorsunuz, Türkiye medyası aslında hiçbir zaman özgür olmadı. Siyaset rüzgarlarına bağlantılı olarak, dönem dönem nispeten rahatladı sadece. AKP iktidarının ilk yılları, medya özgürlüğü bakımından göreceli rahatlamanın yaşandığı dönem. Barış, demokratikleşme, çevre ve kadın sorunları, hatta Ermeni soykırımı vs ana haber kanallarda açık açık tartışılabiliyordu. Ama gazeteci kırımı Gezi’den önce başladı: KCK ve OdaTv davasından gazeteciler hapse atıldı. NTV, konuk seçiminde geri adım atmaması nedeniyle Banu Güven’le, popüler tabirle “yollarını ayırdı”. Ama o dönemin NTV yöneticileri, ancak Gezi patlak verip insanlar kapının önüne dayandığında “hatası”nı anladı. Diğer “çeyrek özgür” yayınlar Gezi sonrasında birer birer sorun yaratan gazetecileri şutladı.

    Merkez medya işten atmalarla temizlenirken sol ve Kürt haber kaynaklarına erişim engelleniyor, soruşturmalara açılıyor, gazeteciler hapse atılıyor. Medya sahipliği değişmediği sürece de ister çözüm süreci geri gelsin, ister her yer bayram olsun, iktidarların ve sermayenin medya üzerindeki baskısı bitmeyecek. Yani doğru, ilkeli gazetecilik yapılamayacak.

    Ana akım medyanın barış karşıtı ve savaş kışkırtıcısı tavrının nedenleri sizce nedir?

    Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarından merkez medyayı da sorumlu tuttu. Hürriyet binasına hükümet destekli saldırılar alenen düzenlendi, popüler yazar dövüldü. Korktular tabii. Artan şiddet-çatışma ortamı ve 1 Kasım seçimlerinin etkisiyle medya, 1990’ların ayarlarına hemencecik döndü. Hatta daha da berbat bir noktaya savruldu ve Saray’a kendini affettirebilmek için linç girişimlerine, nefret söylemine bizzat katıldı. 17-25 Aralık’ta havuz medyası deyimi ortaya çıkmıştı. Medya, bizzat Saray’ın adamlarınca tarafından yönetiliyor. Doğan grubundan çok daha ağır saldırılara uğrayan Cumhuriyet dik durdu, çünkü iktidarla, ihaleyle alışverişi yok. İş yine parada, pulda kilitleniyor. Barış karşıtı söylemde, ezeli Kürt/PKK düşmanlığının da etkisi var. Sorsanız haşa derler, ama Türkiye’de her sorun dönüp dolaşıp Kürt sorununa geliyor. Okur kitlesi de farklı değil. Ülkenin “en muhalif” gazetesi sayılan, laik-ulusalcı kesimin okuduğu Sözcü, ırkçı ve ayrımcı söylemin kralını yapıyor.

    Siz bu çatışma sürecinde defalarca abluka altındaki kentlere ve ilçelere gittiniz. İzlenimleriniz nedir?

    Gittim, keşke daha çok gidebilseydim. Hayret ediyorum sokağa çıkma yasakları boyunca bir kez bile gitmeyen gazetecilere. Ülkende savaş var, siviller ölüyor, hak ihlallerinin bini bin para. Sen oturmuş Saray’dan veya yabancı kaynaklardan bilgi alıp buna göre ahkam kesiyorsun. Nefreti körüklüyorsun. Farklı görüş bildiren meslektaşlarını hedef yapıyorsun. Hiç utanma yok bunlarda.

    Ablukalar sürerken çatışma bölgelerine iki kere çok yaklaştım. Zaten girsem, toptan tüfekten, savaş muhabirliğinden anlamam. Ama orantsıız ayrımcılığa maruz kalan, işlerini yapamaz hale getirilen meslektaşlarımla dayanışırım.

    Benim için aslolan, Diyarbakır, Silvan, Silopi, Cizre halkının neler yaşadığı ve hissettiğiydi. Korkunç bir öfke var Batı’ya karşı. Buna rağmen, çocuğunun cenazesini aylarca ulaşamayan annelerin bile hala barış umudunu dillendirmesi bugün bile tüylerimi diken diken ediyor. Neden Kürt annelerinin bu çağrısı yanıtsız kalıyor? Kimsenin çocuğunu savaşmaya bile isteye yolladığını sanmam. Ama baskı öylesine ağır ki… Şehit cenazesinde en doğal tepkisini verenlerin başlarına gelenler –en basitinden maaşlarının kesilmesi, yargılanmaları- diğerlerine ibretlik olsun diye yapılıyor. En küçük bir sorgulama, “vatan haini” damgalamasına yol açıyor. Büyükşehirlerde, belli gruplar içinde nispeten daha rahat konuşulabiliyor. Ama taşrada bu işler “vatan millet sakarya” diyerek lince gider, halk korkuya teslim olmuş vaziyette.

    Gezi Direnişi’nin 3. yılında Gezi’de ortaya çıkmış potansiyeli barış mücadelesine kanalize etmenin yoluna ilişkin  ne dersiniz?

    Gezi, kentsel alanları savunma ve ekolojik yıkıma karşı kendiliğinden oluşan bir hareketti, ülke çapında isyana dönüştü. Bu yüzden Gezi’ye çok büyük misyonlar yüklendi. Oysa Gezi, farklı alanlarda, konularda devam ediyor. Validebağ’dan Kuzey Ormanları’na, Cerrattepe’den İstanbul Lisesi mezunlarının pasif direnişine, birbirinden ayrı mecralarda sürüyor. Ha, Gezi ruhu barış talebinde daha etkin değil çünkü 2013’teki şartlarla 2016’nın şartları çok farklı. Kimse terlikleriyle sokaklarda koşmaya cesaret edemiyor. Suruç ve 10 Ekim katliamları, Gezi bileşenlerinin barış talebinde daha etkin olmasını da engelledi. Böylesine baskıcı, şiddet dolu bir ortamda daha yüksek sesle barış demenin yolları nasıl bulunur, bunu kimse söyleyemez. Eğer barışçıl bir potansiyel tekrar ortaya çıkacaksa, bu yine kendiliğinden, kimsenin beklemediği bir yerden çıkacak.

    Kürt sorununda çözüm sürecine dönmek sizce mümkün mü ve bunun için ne yapılabilir?

    İyimser olmayı isterdim fakat ne yazık ki çözüm sürecine dönüş, tank ve tüfeğin konuştuğu bir ortamda hiç kolay değil. Ancak Suriye savaşındaki dengelerin değişmesi –ki Menbiç harekatı gibi gelişmeler yaşanıyor- Türkiye devletini çözüm sürecine ikna edebilir. BM’de Cizre katliamının gündeme getirilmesi önemli, ama Batı’nın baskılarını da umursamıyor Erdoğan. Bunca kan ve şiddetle varılacak tek yer, daha fazla kan ve şiddet. HDP hariç muhalefet partilerinden hiçbiri barış talebini, müzakerenin devamını dillendiremiyor. Kürt sorununa gelince AKP’yle bekliyor gibi geliyor bana. Bu durumda demokrasiye, daha barışçıl ve laik bir ülkede yaşamaya inanan seçmeni harekete geçirebilecek tek güç, sivil toplum. O da kısıtlı.

    2016-06-04 14-59-42

    Medyada ve demokrasi mücadelesinde kadının rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa! Kadın hareketi, geçmişin birikimiyle büyük yol katetti. Sadece kendi hak ve özgürlükleri için değil, köyü, deresi, yaylası, parkı, en önemlisi başkasının hakkı için de mücadele ediyorlar. Kadınların ön planda olduğu tüm hareketlere bakın; hem büyük yankı getiriyorlar hem şiddetten uzak, ezber bozan bir dil kurulabiliyor. Aynı durum, LGBTi hareketi için de geçerli.

    AKP’nin neden alenen kadın düşmanı politikaları tedavüle soktuğunu tam da bu noktadan bakarak anlayabiliriz. Kadınların özgürleşmesi, her anlamda bu erkek iktidar için bir tehdit: Çalışan, okuyan kadın talep ediyor, bilinçleniyor. Şimdi nüfusun yüzde 50’sini aile, din, ahlak vs gibi söylemlerle kontrol etmek var. Örneğin bir kadının kalkıp “Devlet kimdir, halktır halk!” diye bağırması planlarını alt üst ediyor.

    Demokrasi mücadelesinde kadınlar daha çok önemli roller oynayacak. Bunun için öncelikle daha fazla ortaklaşmaları, erkeklerden öğrendikleri kutuplaştırıcı, ayrımcı jargonu bir kenara atmaları ve vicdanlarını konuşturmaları yeter. İster başörtülü olsun, ister laik… İster Kürt olsun, ister Laz. Kadınlar, bu kimliklerin ötesine geçebilecek tek güç. El ele tutuşmaları yeter…

    Kadın gazetecilere gelince… Basında çalışan kadın ve erkek sayısını oranlarsak, sistem dışına itilen kadınlar çok daha fazla. Kadın gazetecilerin demokrasi, ekoloji, barış gazeteciliği, özgürlükler konusunda genel olarak daha ilgili ve duyarlı olduğunu düşünüyorum. Erkekler kadar makam düşkünü değiller. İktidara yanlayan hemcinslerimiz da var tabii, onları kast etmiyorum.

    Çatışmaların durması için gazetemiz aracılığıyla nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

    Birbirimizi öldüre öldüre 40 yıldan fazla zaman geçirdik. Onbinlerce gencimiz öldü, bu gidişle belki onbinlercesi daha ölecek. Lütfen her canın değerli olduğunu, her vatandaşın eşit olduğunu unutmayın. Masa başında yaptığınız planların, rakamların, insan yaşamına tekabül ettiğini unutmayın.

    Bu savaşın kazananını olmayacak. Asla huzurlu olamayacağız. Asla beklediğimiz refaha erişemeyeceğiz. Asla Dünya’dan hep beklediğimiz saygıyı göremeyeceğiz. Asla gelişemeyeceğiz. Delilerin eline bırakılacak oyuncak değil bu, kendi yaşamımız, topraklarımız, geleceğimiz…

    2016-06-04 15-00-20


    Yorumlar



    İlgili Haberler