• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Milliyetçilik ve Kürt Halkının Direnişi

    Milliyetçilik 19. yüzyılda insanların başına gelmiş en büyük felakettir… Ne yazık ki insanlar bu canavara ölesiye sadıklar… Ondaki o şeytani yanı göremiyorlar… Ben hep şunu savunurum. İnsanlar ikiye ayrılır. İyi insanlar, kötü insanlar. Düsturumsa şudur: Kucaklanmak için kollarını açmalısın… Ben bunun için karşımdakinin açmasını da beklemem; benimki her an açıktır zaten… Üstelik milliyetçilik, din ile pekişerek insanı zehirler.Artık damarlarında dolaşan kan kırmızılıktan da öte, zehirlidir; insana insan olduğunu dahi unutturur ve panzehri de yoktur.
    Türk Milliyetçiliğindeki asıl sorun ırkçılık değil. Böyle baktığınızda Türkler ırkçıdır demek zor ancak ondaki asıl problem halkların asimilasyonu için katliam da dâhil her türlü askeri yaptırımı kullanmalarıdır.
    Eğer Türkiye ırkçı bir ülke olsaydı, vatandaşlar arasında ırki köken ayrımı yapılır, bunlara göre farklı toplumsal kategoriler yaratılırdı. Nazi Almanya’sı bunun feci bir örneğiydi. 1936 yılında yayınlanan Nürnberg Kanunları Alman ırkından olan vatandaşları diğerlerinden ayırıyor, Almanlara özel haklar verirken diğerlerine kısıtlamalar getiriyor, iki taraf arasındaki “karışık evlilikleri” de yasaklıyordu. Pek çok Yahudi, “biz Musevi inancına sahip Almanlarız” diye ısrar eder, yani asimile olmak isterken, Naziler “hayır, siz ayrı ve aşağı bir ırksınız” diye dayatıyordu.
    Türk milliyetçiliği, işte bu açıdan biraz sorunlu; Irkçılık yapmayıp her vatandaşı “Türk” diye kucaklıyor, fakat o vatandaş “bir dakika, yahu ben Kürdüm” dediğinde ortalık birden buz kesiyor.Bu durumda Türk milliyetçiliğinin ikinci argümanı devreye giriyor: Hayır Kürt diye bir halk yok dolayısıyla , sen de Türk’sün, çünkü Türk demek Türkiye vatandaşı demek, sen de vatandaşsın ya işte.”
    Gelgelelim, ırkçı olmamak, hakça bir sistem kurmak için yeterli değil. Bir de insanların kimliklerine saygı göstermeniz, onları oldukları gibi kabul etmeniz gerek.Türk olmanın sadece “Türkiye vatandaşlığı” anlamına geldiğinde ısrar edenler, bir taraftan da “Adriyatik’ten Çin’e Türk dünyasından, Yunanistan veya Bulgaristan’daki Türklerden, “tarihteki 16 Türk devletinden söz ediyorlar
    Ben bugüne değin kendi iradesiyle “Ne mutlu Türküm diyene” diyen tek bir Kürt’le tanışmadım. Kürt halkının çoğunluğu bu ülkede aynı Türk Halkının sahip olduğu haklara sahip eşit yurttaş olarak yaşamak istiyor. Türk milliyetçilerinin önündeki kritik soru, bu talebi kabul edip etmeyecekleridir. Eğer ederlerse, Bulgaristan veya Yunanistan’daki Türkler için (haklı olarak) savundukları hakları Türkiye’deki Kürtlere de teslim etmiş, yani adil ve ilkeli davranmış, Türkiye’nin barış ve huzuruna da büyük katkıda bulunmuş olurlar. Kabul etmezlerse, o zaman 80 yıldır denenmiş ve sadece iç çatışma üretmiş olan asimilasyon politikasını zorlayarak meseleyi çıkmaza sürüklerler.
    İşin en tehlikeli yanı ise, asimilasyondan umudunu kesen milliyetçilerin Hemen “Ya sev, ya terk et” sözleriyle ırkçılığa savrulmalarıdır.Hemen her ulus devlette olduğu gibi, Türk Devleti’nin kurucu anlayışı da insanları etnik kökenine göre hizaya sokmuştur. Dağılan çok etnisiteli bir imparatorluktan hakim bir Türk Devleti çıkarmak tabii ki çok zorbaca ve kanlı olmuştur. Bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu aynı zamanda trajik bir süreci beraberinde getirmiştir.
    Ulus devletleşme sürecinin ilk kanlı adımı 1915’te bu topraklarda Ermeni ve Süryani nüfusun yok edilmesidir. Anadolu’nun köklü halklarından olan Ermeniler ’in soykırıma tabii tutulması ulus devletleşme sürecinde kapitalizmin neredeyse ilklere girecek en kanlı eylemlerinden biridir. Alman Nazilerinin Yahudi soykırımına girişirken bu örnekten yararlandıklarıda artık bilinen bir gerçek..Çoketnisiteli bir yapıda sadece Ermenilerin ve Süryanilerin yok edilmesi Türk devleti için yeterli değildi. Daha çok Karadeniz Bölgesi’nde yoğunlaşmış Rum nüfus da 1916-19 arası yüz binler halinde yok edildi. Kalan Ermeni ve Rum nüfus da sürgünlerle, çıkarılan acımasız yasalarla yavaş yavaş eritildi. Yahudi cemaatine dönük (özellikle Trakya’da) 1934 yılındayapılan kırım politikaları da cemaatin zayıflamasına ve ülkeyi terk etmesine yol açtı.
    Bu coğrafyanın bütün gayrimüslim halkları Ermeniler, Süryaniler, Alevi ve Ezidiler bu katliamlardan yıllar boyunca nasiplerini almışlardır.
    Tek bayrak, tek millet
    Önce gayrimüslimlerden başlayan etnik temizlik elbette Türk Devleti’nin kurucuları için yeterli değildi. Kürt halkı da bu etnik temizlik sürecine katılmalıydı. ‘İrticacı ayaklanma’, ‘işbirlikçi ayaklanma’ diyerek Kürt özgürlük hareketi de kıyımdan geçirildi.
    1938-1939 Dersim’de olduğu gibi) devlet kan dökerek yanıt verdi. PKK’nin başlattığı son Kürt isyanına ise on binlerce Kürt’ü öldürerek, 40 bin köyü boşaltıp, yakarak, 4 milyon Kürdü yerinden yurdundan ederek yanıt verdi.
    Şimdiyse Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun bütün il ve ilçelerinde bir katliamın ön emareleri görülüyor. Şehirlerin su ve elektrikleri kesilerek insanlar sürek avındaymışçasına avlanıyor. Her şeye rağmen Kürt Halkı topyekûn direnmenin destanını yazıyorlar.
    Tek çare Türkiye’nin diğer halklarının sosyalist bir örgütlenme modeliyle Kürt Halkının yanında faşizan devlete karşı durması ve direnmesidir..

    HAYATTAN GİDENLERE
    Çininin mavisi tanıktır
    İhtişamına Süleyman’ın
    Yalan yok
    Dil aciz…
    Lâlenin alı, göz kırpar sevgiliye
    Karşımda aşkın izleri
    Akıt yaşlarını yüce Meryem
    Yolum belli ki Anadolu’ya
    Duydum yükselen sesini yetimlerin
    Hayat daracık kapıda
    Üzülme;
    Bak! Su akıyor çatlağına

    BEDROS DAĞLIYAN


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları