Koç ailesi ve ailenin herhangi bir mensubu hakkında bir şeyler yazmak bir gazeteci için hayli çetrefil bir iştir. Türkiye’nin en hacimli reklamverenlerinden biridir Koç Holding. İstemeleri durumunda gazetecinin meslek hayatını, dolayısıyla hayatını zorlaştırabilirler. Bunu ne kadar, ne ölçüde yapmışlardır, yapmışlar mıdır, sahiden bilmiyorum ama bu risk karşısında geri adım atacak da değiliz tabii. Ama yine de beni de zorlayacak bir şey kalacaktır. Beni esas zorlayan Koç ailesinin üzerindeki mitolojik perde olacaktır. Zorlarsa bu zorlar yani.
Koç ailesinin zenginliği bize mitolojik bir zenginlik, mitolojik bir servet, mitolojik bir bolluk olarak yansır-yansıtılır ve buradan Vehbi Koç anekdotlarına kadar geri sarılabilecek meseller, gizemler, kıssalar ve hisseler dökülür önümüze. Zenginliği ve zenginliğin kullanımını anlamamız için tavsiyeler, prensipler. Zenginliğin pek de matah bir şey olmadığına bizi ikna etmesi beklenen kurallar silsilesi, kader cilveleri.
Zengin mahallesinin hemen karşı sırasında Sabancılar’ın zenginliği ne kadar ayakları yerde, ne kadar taşralı ise, Koçlar’ın zenginliği kaşla göz arasında Angara’nın g’sini yutmuş, bir o kadar koket, bir o kadar Cumhuriyet mitolojisidir. Holdingin katı prensipleri, binlerce çalışanın iş güvencesi ve ücret politikası açısından içinde bulundukları durum, devletle ilişki ve pazarlıkları ailenin hem fazla içimizde hem de fersah fersah uzağımızda oluşunun yol açtığı med ve cezirde tam görünecek, dışarı sızacakken hemen tekrar örtülüverir. Koç ailesi Türkiye toplumunun hemen içindeki aşılmaz mesafe, hemen önündeki dokunulmaz perdedir. Mitoloji o daracık alanda ürer, üretilir.
Gökten inen koç ne denli mitolojikse, Cumhuriyet’le büyüyen Koç ailesi de o denli mitolojiktir yani.
Ali Koç’a ilişkin bir yazı yazmaya karar verince haliyle diğer iki oğulu (genç yaşta vefat eden, bir dönem Sankt Georg’da okul arkadaşım da olmuş Mustafa’yı ve sanatsever, koleksiyoncu ve holdingin yönetim kurulu başkanı Ömer’i) ve baba Rahmi Koç’u da düşünüyor insan. Önce üç rakamının (başı, ortası, sonu olan bir rakam olması hasebiyle), sonra da baba ve üç oğul toplamının mitolojik ve edebi çağrışımları beni Thomas Mann’ın ‘Yusuf ve Kardeşleri (Joseph und seine Brüder, 1933-1943) adlı cilt cilt yayımlanan dev yapıtına götürdü. Oğulların sayısı tutmuyor ama Thomas Mann’ın bu yapıtıyla hedeflediği şey çok önemli. Kuran’da da İncil’de de yer alan Yusuf ve kardeşleri efsanesini dünyevileştirerek, sekülerleştirerek Naziler’in Alman ve Antik Yunan mitolojisini istismar edişine karşı durmaya çalışır Thomas Mann bu yapıtında.
Ben de yazımın başında bu Koç mitolojisine değinerek, böylesi mitolojik bir servetin sahibi Ali Koç’un niçin futbol kadar güncel, maç kadar senkronik, taraftarlık kadar eşitleyici, spor kulübü kadar düzayak ve dünyevi bir yere indiğini, inmeyi bu kadar istediğini anlamaya çalışıyorum. O zaman ister istemez zengin çocuğu olmanın nasıl bir şey olduğunu da anlaması gerekiyor insanın. Koç ailesinin tutumlu olduğu eskiden beri söylenir durur. Tabii, tutumluluk da ölçü ölçü. Tutumlusundur ama başkan seçilirsen kulübün kasasına 100 milyon Euro da koyacaksındır. Bu meblağı önceden vaat etmişsindir. (Böyle meblağları yazarken hep yanlış yapmaktan korkarım, tasavvur etmem bile zordur çünkü.)
Çocuklar yoksun kaldıkça tutkuyu öğreniyor olmalı. Tutkuyu bize yoksunluk öğretiyor olmalı. Çocukken ailemizin bize alamadığı, bütçesinden buna para ayıramadığı bir oyuncağa duyduğumuz arzuya, tutkulu hasrete seneler sonra çok arzu ettiğimiz bir bedenden mahrum kaldığımızda hissettiklerimiz ne kadar da benzeyecektir. Büyük para, büyük servet, çocuklarına tutkusuzluğu öğretir. İlla bir tutku olacaksa o da onu tutkusuz bırakmış bu paraya tutku(n)luk olacaktır.
İşte o zaman her şey hobiye dönüşür. Hobi tutkunun evcilleşmiş halidir. Arzu nesnesine ulaşmanın en pratik, en zararsız, risksiz halini sunar hobi, edinene. Hobi para sahibinin çaresizliğinin dışavurumudur böyle bakıldığında.
Rahmi Koç’un üç oğlu da hobilerine geniş zaman ve para ayıran insanlar oldu hep.
Mustafa Koç’un ralli, model uçak, golf ve vahşi yaşam fotoğrafçılığı ile geçiyordu kendine ayırdığı saatleri.
Ali Koç’un Fenerbahçe’ye bağlılığı o kadar yaygın bir bilgi ki, başka bir merakını öğrenemiyoruz onun.
Ortanca kardeş Ömer Koç’un sanatseverliği, Osmanlıca merakı ve bilgisi, eski ve nadir kitap koleksiyonu ise müthiş hikâyeler barındırıyor içinde. Dünya çapında bir koleksiyoner o. Otoportre ve (ölümcül) erotik eser koleksiyonundan haberdar olduğumdan, hayranı olduğu ve tablolarını topladığı bazı ressamları (mesela Egon Schiele) duyduğumdan beri onun hobilerinin tutkuya en fazla yaklaşan olduğunu düşünürüm.
Tutku böyledir çünkü, aşk için, sanat için, arzu için, devrim için ölürsünüz bir noktada.
Hobi için ise en fazla 100 milyon Euro gibi meblağlar hibe edersiniz.
Ama hobi aynı zamanda arzunun en rasyonalize olmuş halidir.
Kim bilir, belki de Fenerbahçe’nin özellikle son yıllardaki abartılı ve irrasyonel kimlik ve başarı iddiasına bir hobicinin rasyonalizasyonu iyi gelecektir.
(Bu yazım ilk kez 3 Haziran 2018 tarihinde Cumhuriyet Pazar ekinde yayımlanmıştır.)







