• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    MUCİZENİN KUTSAL IŞIĞI SURP HIREŞDAGABET

    Ne çok Kudüs’e benzer İstanbul’un bazı kadim semtleri… O Arnavut kaldırımlı dar sokaklardan yürüdüğünüzde Tanrı’ya kendi dillerinde yakaran insanların sesleri karışır birbirine… Şimdilerde Anadolu’nun farklı şehirlerinden gelip İstanbul’un fakir semtlerine yerleşenler, bir nebze kayıp şehrin insanlarını tamamlar. O fakir yıkık dökük evler sanki kargacık burgacık eski yıpranmış bir İstanbul şehir fotoğrafını yeniden çekerler… Giysiler ve diller dışında aynı mütevazı yaşamı gösterir bize mahalleyi oluşturan insanlar…

    İstanbul’un 1960’lı yıllarının eylülünü tekrar tekrar yaşarız her defasında… Her yıl yeni bir mucize bekler karamsar ve yıkık benliğimiz… İlk gittiğim geceyi huşu ve dinginlikle anımsıyor gözlerim…  Her dinden mütedeyyin insanların oluşturduğu kalabalık, anlamadığı bir dilin müziğini katre katre içine çeker… Buhurdanlıktan çıkan buhurun, kutsallığı pekiştiren dumanı bizi beklediğimiz mucizeye adım adım götürür. Eli böğründe bir hıçkırıkla bekler olacakları dindarlar…

    ‘Ne çok benzer bazı semtleri İstanbul’un Kudüs’e,’ diye başlamıştık. Semtlerden biri her zaman bize kadim İstanbul’un dokusunu hissettiren Kuzguncuk, diğeriyse her bir mabedinden ayrı mucize beklenen Balat semti… Kuzguncuk’ta yan yana bir dost gibi bekler Sinagog, Rum, Ermeni kiliseleri ve Şirin minareli camisi… Öyle ki Surp Kirkor Lusavoriç Kilisesi bahçesinde komşuluk yapar Kuzguncuk Camisi arkadaşlığın olanca güzelliğiyle…

    Çocuğum; Eylül ayının bir cumartesi akşamı geceden gitmişiz tüm aile Surp Hreşdagabet Kilisesine… Kilisenin iç avlusu ve içerisi çok kalabalık… Her dinden insanı görmek beni nasıl da şaşırtmıştı o gece… Şimdiyse ne kadar doğal karşılıyorum; Eyüp Sultan’da kendi dilimde dua ederken o yüceliği hissettiğim için… Yerlere serilen halılar üzerine hastalar, sakatlar, akıl sağlığı yerinde olmayanlar, hatta dili lal olanlar, kekemeler nasıl da doluşmuştu… Herkesin kulağı zikre düşüp kendi isimlerini söylemesini bekledikleri kişide…

    Her insan kendi dilince dua ediyor yaratana… Arapça, Kürtçe, Ermenice, Süryanice, Fransızca, İngilizce, Almanca ve İspanyolca… Kimse yekdiğerini yadırgamıyor… Kimini elinde tespih, kadınların başında beyaz tül yazmalar; gözlerinde yaşlarla dua ediyorlar.

    Surp Hreşdagabet Gregoryen Ermeni Kilisesi, Balat Kamış Sokak’ta… Edirnekapı’daki Surp Nigoğayos (Kefeli) kilisesinin camiye çevrilmesine karşılık, 1627 yılında Ermenilere verilmiş. Ermeni Kilisesi, Rum Aya Strati Kilisesi’nin üzerine yapıldığından, bodrumunda bütün Rum kiliselerinde olduğu üzere Ayazma var. Kilise Ermeniler tarafından ibadete açıldıktan hemen sonra, 1628 yılında Divriğili Asdvadzadur Bolbolcıyan tarafından onarılmış. 1692 ve 1729 büyük Balat yangınında tamamen yanınca, 1731 yılında ahşaptan yapılan kilisenin yerine, şimdiki bina 1833 yılında yapılarak baş melekler Mikail ve Cebrail’e adanmış. Yandaki galeriye açılan üzerinde Aziz George’un ejderhayı öldürüşü ve Latince yazılar görülen demir kapı nasıl görsel bir zenginlik… Tarihçi İnciciyan, Topkapı Sarayı içinde 1739 yılında bulunan demir kapının, Sultan I. Mahmut tarafından 1742 yılında kilise için verildiğini; Babik adlı Usta’nın da kapıyı kiliseye taktığını anlatır. Her yıl eylül ayının 2. cumartesi büyük ayinde;

    Surp Hreşdagabet Ermeni Kilisesi,  kapılarını hangi dinden, milletten ve ırktan olursa olsun tüm çaresizlere sonuna kadar açar. Türkiye içinden ve dışından binlerce insan dermansız hastalıklarına şifa bulmak için, büyük bir umut ve inançla bu kapıdan içeri girer.

    Balat’taki Surp Hıreşdagabet Kilisesi: Hazreti Isa, Aziz Hresdagabet ve Carkhapan ‘in mucizesiyle insan bedenlerindeki engelleri ya da tedavisi imkânsız hastalıkları iyileştirebilir. Bu mukaddes mekânda üç görkemli mucize kaynağının ruhu gezinmektedir.

    Birincisi, hastaları iyileştiren, körlerin gözündeki perdeyi kaldıran Hazreti İsa’nın mucizesi; ikincisi topladığı madağları (kurbanları) yoksullara dağıtan Surp Hresdagabet’in merhameti, üçüncü olarak da Carkhapan’in mucizevi gücü…

    Tanrı’nın kötülükleri engelleyen anası Meryem anlamına gelen Carkhapan (Surp Asdvasdzadzin) tasviri buradadır. Kim tarafından yapıldığı bilinmeyen Carkhapan tasviri yüzyıllar önce İznik Kilisesinde asılıyken 1509 da İznik’i yerle bir eden depremlerde tüm binalar gibi Carkhapan ‘in bulunduğu kilisede yıkılmış ama Mayr Asvasdzazin ( Meryem ana) tasviri sunağın üstünde ayakta kalmıştır. Buradan alınarak Karagümrük Kilisesi’ne getirilen Carkhapan burada da bir yangın atlatmış, bulunduğu kilise kul olmuş ama kiliseyi ve bütün bir Karagümrük’ü yutan alevler, Carkhapan’ın bulunduğu sunağı yalayarak geçmiştir

    Carkhapan ‘in üçüncü durağı olan bu kilise de 16 Temmuz 1729 da çıkan büyük Balat yangınında alevlerin arasında kaybolup gitmiş, ancak Hazreti Meryem’in yüzü asırlar önce yapıldığı gibi durmaktadır.

    Bu hüzünlü evladına ağlayan yüz, önünde diz çöken ziyaretçilerine ‘Yeryüzünde dermansız hastalık yoktur, kavgalar savaşlar bitecek ve çektiğiniz acılar bir gün mutlak dinecek’ der gibi bakar. Biliriz ki insanlar hep bir mucize bekler inandıkları Tanrı’dan barış adına…

     

    Dedeârif: bir suda uyu bir ateşte

    Bir mevsim rüzgârda

    Bir mevsim toprakta

    ve ne anladın uykundan

    ve ne anladın derdinden

    BİR Doğu Uykusu/Levent Karataş

     

     

     

     

    ŞİİRE SÜSLENEN CUMARTESİ

    Güzel Cumartesilerde şamdanlar yanar

    Pötikare bir masada

    Rakı şiire süslenir daima

    Masal bekleyen kediler

    Geleceği görüp, el falı bakan kadınlar

    Dolanır ayakuçlarında

    Ve uykusunda Doğunun

    Kelam katar açılan kapılara

    Babil’in kutsal kitapları harf be harf

    Baba oğul ve kutsal ruhun

    Güneşi düşer ayazmaların üstündeki mihraba

    Ayazmalar ki yerin altından

    Yerin üstüne

    Rahman ve Rahim olan mucize

    Dualarla mânâlandırır insan kavmini

    Oysa hakikat ve inkâr üzerine

    Kurulur bütün düzenleri dünyanın

    Yüzyıllık uykusundan uyananlar

    Mezarsız yatanları yolcular

    Kutsal olan toprağın rahmine

    Ve Nur dağından çıkarlar,

    Rabbin katına şiirle

    Duamı dinle, Kulak ver, ey Yakub’un İlahı!

    Bak! Çanları çalınıyor mabetlerin

    Sessizlik yemini etmiş kadınlar, kuzgunlar gibi

    Gömüyor duvar içlerine dinini

    Dinlersen hüthüt kuşunu

    Duyarsın acının coğrafyasında

    Gözyaşlarından bir requiem

    Sen uyuma ve dinle!

    Yıldızları muştulayan

    Yüreğimin o aydınlık göğünü

    İstanbul, 24 Ekim 2016

    Bedros Dağlıyan

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları