• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Muhalefetin Konforlu Sessizliği

    Nitekim toplumsal hareketlerin altyapısını oluşturan düşünsel temelleri vardır, hareketin yönünü belirleyen bir ideolojiye sahip olmayan toplumsal hareketten söz edilemez. Toplumsal hareketler var olan koşullarla ilgili sıkıntılarını, acılarını, geleceğe yönelik daha iyi bir yaşam istemlerini bu ideoloji dolayımıyla ifade ederler. Toplumsal bir hareketin ardında farklı biçimlerde ve yetkinlikte örgülenmiş de olsa bir örgüt vardır. Bu örgüt toplumun istemlerini, düşlerini ortaklaştırarak bir araya gelmesini sağlar, topluma kendini ifade edeceği bir dil ve dünyayı dönüştürmek için ortak hareket etme gücü verir. Örgütler halk hareketine önderlik edebilecek yeteneğe erişmiş, düşünsel birikimi olan bir grubun öncülüğün de var olabilirler: “Toplumsal heyecan ve sıkıntı biçimindeki şeyi eylem halinde örgütleyebilmek için ideolojik bir çerçeve, bir dil, sloganlar, toplumun olağanda görülmeyen entelektüel işbirliği gerekir.”

    Toplum bu entelektüel işbirliği olmadan tarihsel belirleyicilikte olabilecek toplumsal eylemlere, hareketlere girişemez. Toplumsal hareketlerin düşünsel altyapısını oluşturan entelektüeller, manifestolarıyla öncelikle eşitsizlik üzerine kurulu olan dünyanın değişmesi gerektiğini ve nasıl değişeceğini anlatırlar ve bu anlatı toplumsal hareketin haritası olur, örgütlenmenin omurgasını oluşturur.

    Bugünkü tuhaf AKP-Ergenekon ortaklığının gelecek dönemde Türkiye’ye ağır bedeller ödeteceği, AKP saflarından bakıldığında dahi görülebilen bir durum. Ancak muhalefet partilerinin, CHP ve MHP’nin de “ülke uçuruma sürükleniyor” diye dile getirdikleri eleştirilerini idare, istihbarat ve güvenlik zafiyetleri konusundan daha ileri taşıyamadıkları gerçeğini es geçmemek gerekiyor. Dış politikada, en önemlisi Suriye savaşı konusunda, teorik olarak ciddi farklılıklar gözükse de, içerideki Kürt sorununa dair AKP-Ergenekon ortaklığını onaylar sessizlikte siyaset yapmaları, AKP ile yöntem konusunda mutabık, zamanlama kısmında ayrılıyor olmaları ülke adına bir umut vadetmiyor. Rojava’da uluslararası meşruluk ve saygınlığa sahip bir Kürt bölgesinin oluşmasıyla birlikte, muhalefetin Suriye politikası da giderek AKP-Erdoğan politikalarına yakın hale geldikçe aradaki farklılıklar daha da azalmış oldu. AKP iktidarının 7 Haziran seçimleri öncesinden itibaren Suriye’de PYD’nin, Türkiye’de HDP’nin yükselişini durdurmak amacıyla izlediği politikaya bu iki parti de esas olarak karşı değil.

     

    Ülkenin yüz yıllık mağduriyet rezervini tüketen siyasal İslamcılar eğer bir gün iktidardan sıkılıp –olmayacak şey ama- bariz hatalarından bir-iki tanesini gerekçe göstererek istifa etseler dahi, ana muhalefetin iktidar olacağı herhangi bir “Yeni Türkiye”de içerideki Kürt sorunu ve dışarıdaki Suriye savaşıyla ilgili politikaların çok fazla değişmeyeceği gerçeğini kabullenmemiz gerekiyor. Bugünkü ana muhalefet iktidara gelse Kürdistan’da yürütülmekte olan operasyonları aynen sürdüreceği ve Suriye’de de tahmini olarak anti-Şii/İran koalisyonu ile mesafeyi daraltmak dışında AKP’nin Kürt hareketini geriletmeye endeksli politikasını devralacağı şimdiden aşikar. Çünkü, “ama’sız, fakat’sız” savaşa karşı durmanın önem arz ettiği bu dönemde, AKP-Ergenekon ortaklığının “Kürt sorunu”nu yıkım ve ölümlerle sonlandırmaya çalışması Türkiye toplumunda ezici bir çoğunluğun desteğini alarak devam ediyor.

     

    Çıplak bedenlerin teşhirine, kentlerin tank ve top atışlarıyla yakılıp yıkılmasına, insanların yatak odasına kadar girip evdeki kadınların iç çamaşırlarıyla poz veren güvenlik güçlerine, ve canlı bombalarla insanların paramparça olmasına karşı durduğumuz gün yaşanılacak bir ülkenin tohumlarını atmış olacağız. Ancak şu an ne bu hükumetin, ne de onun sureti olan muhalefetinin kısa vadede yaramıza merhem olmayacağı aşikar.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları