• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Muhalif algımız

    Cumhuriyet’le birlikte muhalif topluluğunu oluşturan insanların en önde gelen kaygısı özerkliklerini politik tecavüzlere karşı korumaktı. Cumhuriyet rejiminde bilim insanlarının, aydınların büyük çoğunluğu ne Atatürk karşıtı ne de sıkı Atatürk yanlısıydı. Bunlar mesleki sorunlarını çözerken kendilerini de korumayı ihmal etmiyordu. İktidar, kendine muhalif olan herkese savaş açmıştı (Osmanlı yanlısı şeriatçılar da bundan nasibini aldı).

     

    Muhaliflerin özerkliklerine yönelik tehditler esas olarak iki çevreden geliyordu. Birincisi Devlet yönetimindeki cumhuriyetçilerin sosyalizme olan düşmanlıkları. İkincisi dincilerin sol/sosyalistlere düşmanlığıydı. Her iki akım da sol/sosyalistleri istenmeyen kişiler ilan etmişti. Ulusalcıların ve dincilerin farklılıklara karşı tahammülü yoktur. Adaletin olmadığı yerde her şey sahte olur. Ulusalcılara göre  ‘Adalet mülkün temeli’ dincilere göre de “mülk Allah’ın” olur!

     

    Toplumsal muhalefetin yaratmak istediği adalet, eşitlik, demokrasi, özgürlük, sanat, kültür edebiyat çalışmaları engellendiği için girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.

    Başlangıçta karşılıklı ilişkiler sonucu Kürdleri, Alevileri, Lazları ve Çerkezleri yok sayma planı belli değildi. Azınlıkları göçe zorlama planı hiç belli değildi. Dolayısıyla ortak kararlar ve gelecek üzerine düşünceler vardı. Ne zaman ki 1924 Anayasası’nda belirsiz nitelemeler ve ifadeler yer aldı, ortalık “tekçilik”ten geçilmedi. İşçilerin grevleri yasaklandı, muhalif aydınlar tutuklandı, muhalifler işten çıkarıldı, sürgüne gönderildi. Tekçi zihniyetin politikası asimilasyon ve inkarcılıkla birleşince etkili muhalefet olmanın şartları da hemen hemen imkansız hale gelmişti. Birçoklarının gözü korkmuştu.

     

    Muhalif aydınlar, akademisyenler, sosyalistler Cumhuriyet önlemlerinin yapay yasallığı nedeniyle ciddi olarak da engelleniyorlardı. Yine de genel kanının tersine, sol/sosyalist aydınlar, komünistler edilgen biçimde yazgılarına teslim olmadılar. Siyaset sosyolojisinin ana sorununda gösterişli karşı çıkışlarla tepki verdiler. Muhaliflerin etkili olamayışları, onların iktidarın kendi karşıtlarını sahneden uzaklaştırma amaçlarına yardım etmiş olması gerçeğinde yatıyordu. Baskılara karşı bir seçenek, ayakta kalmak için yasal kanallardan mücadele etmek insanlık onuruydu, aydın bir tavırdı. Ancak sosyalistlerin gösterdiği başarısız kitle çalışması ve Cumhuriyet’in tekçi gücünden umudunu kesemediğinden, kaybedileceği belli olan bir savaşın içinde yenildi.

     

    Gazeteler ve dergiler kapatılmıştı. Kitle iletişim alanları daralmıştı. Belli sayıda aydınlar arasında ilişkiler sürse bile hiçbir etkisi yoktu. Uluslararası ilişkilerde Sovyetler Birliği’nde iletişim göçü onlar için tercih edildi. Muhalif aydınlar, komünistler iktidarın uygulamalarından etkilenmeyenler, düşünceleri için göç etmenin göreli kolaylığı Sovyetler Birliği olmuştu. Göç edenlerin yüksek niteliği nedeniyle daha da sıkıntıya düşen muhalifler sessizliğe büründü.

    Cumhuriyetin yıkıcı ve tekçi karakterini başta kavramayan komünistler, kendilerine ve muhaliflere verdiği zararı anlamakta zorlandılar. 1924 sonrası değerlendirmelerin yanlışlığı sonucu erimeye yüz tuttular. İktidarın yaptıklarından yanlı pay çıkarmak isteyenler emeğin gücüyle birleşemedi.

     

    Cumhuriyet dönemi muhalefet kafasını tarihe gömmüş, kıçı açıkta; iktidardan umudunu kesmeyenler, devlete karşı devletçe örgütlenmeyi hedef yapmayanlar, toplumsal muhalefeti geliştiremeyenler geleceğe dair adalet, hak, hukuk, insan hakları gibi konular yeterince işlenmediğinden, muhalifler yan yana gelemediğinden dolayı ortak bir cephe de kuramadılar.  Dolayısıyla, dayanışma kültürü içselleştirilemedi, ortak muhalefet örgütlenmedi, gündemi belirleyen faaliyetler geliştirilemedi.

     

    Ulusalcılar/liberaller ve muhafazakar/dinciler “tek devlet-tek millet-tek bayrak”la anlaşıyorlardı ama iki cephe de birbirine bayrak sallıyor. Türkiye’de çoğunluk gerçeklerden ve gerçeği söyleyenlerden nefret ediyor. Geniş anlamda ulusalcı ve dinci toplumun en derin sorunu budur.  Herkesin doğrusu kendine olunca kim ne yapsın gerçeği ortada.

     

    Muhalifliğimizin en güzel yanı adalet ve dayanışma kültürü olurken, insanın sevgi dünyasına ait değerleri ihmal ettik. Gorki’nin Ana romanı gelir aklıma… Pavel aşkını devrimden sonra ertelediği gibi bir şey. Bizim muhalif hallerimizde de “hele bir devrim yapalım”la başlayan laflarımızla ve ertelediklerimizle yüzleşmediğimiz gibi bir durum.

    Sevginin olmadığı bütün sosyal ortamlar zifiri karanlıktır. İçinde sevginin olmadığı hiç bir şey kazanılmaz. Düşleri ve sevgiyi erteleyen bütün ortamlar kaybetti.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları