• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Musul Savaşı ve olası sonuçları

     

    Geçtiğimiz gün ABD ve Fransa uçaklarının gerçekleştirdiği kapsamlı hava harekatı, Musul operasyonunun kara ayağının habercisiydi. Öncesinde de askeri güçlerin bölgeye sevkiyatı devam ediyordu. Uzun süren hazırlık döneminden sonra nihayet beklenen operasyon başladı.

    Musul’a doğu kanadından ilerleyen peşmergeler, kısa sürede 10’a yakın köy, 20’ye yakın önemli mevziyi ele geçirdiler. Bu durum, peşmerge komutanları tarafından harekat planına da uygun bir hedef olarak açıklandı. IŞİD ise ilk gün mevzi savaşına girmekten çok vurkaç taktiğini esas alan bir yaklaşım sergiledi. Bu yaklaşım, Irak ordu güçleri ile peşmerge ordusunun Musul’a yaklaştıkça, IŞİD’in savaşmayarak Musul’dan kaçacağı izlenimine de neden oldu.

    Hazırlıklar baktığımızda, IŞİD’in taktik olarak vurkaç yöntemini benimsese bile boş durmadığını anlıyoruz. IŞİD önceden kazdığı hendeklere doldurduğu petrolleri yakıp savaş uçaklarını engellemeye çalışırken bombalı araçlara da peşmergelerin ve Irak ordu güçlerinin arasına dalarak bunlara zarar vermeye çalıştı.

    Her şeye rağmen bilmekte yarar var. IŞİD Musul’dan er veya geç defolacak. Ötesini düşünmemek gerekir. Kaçış yönünün Suriye’ye doğru olacağı da aşikar. Öncelikle Şengal ile Musul arasındaki Türkmen çoğunluklu Telafer kasabasını mesken tutmaya çalışacak,ardından da sıkıştıkça Suriye’nin Rakka kentine kadar kaçışını sürdürecek. Bu kaçışın ne kadar süreceğini bilmesek de çok uzun bir zaman almayacağını tahmin edebiliriz.

    Musul operasyonu, elbet IŞİD’in bitişi anlamına gelmiyor. IŞİD Musul’dan çıkarılsa bile hala birçok kent, kasaba ve köyde varlığını sürdürüyor. En önemlisi de korumak gerektiğine inandığı tüm kadrolarını güvenli alanlara çekiyor, hatta deşifre olmayanları onlardan ilerde yararlanmak üzere ülkelerine geri  gönderiyor. Çeteci de olsa daha önce de onlarca kez köşeye sıkıştırılıp beli kırılmış bir örgütsel geleneği ifade eden IŞİD’in, kaybının büyük olacağını bildiği bir cephe savaşına girmek yerine güvenli alanlara çekilip intihar saldırıları ile rakibini zayıflatmayı esas alması, yeni bir taktik değil. IŞİD öncülleri bu geleneği neredeyse Afganistan’dan beri sürdürüyorlar. Musul alınacak, Telafer özgürleştirilecek ancak IŞİD, saldırı taktiğini, rakibe bombalarla ‘korku salma’ yöntemini terketmeyecek.

    IŞİD’in bir başka aklı daha var. Hep konjoktürden yararlanan, başkaları birbirine girdiğinde her yeri kan deryasına çevirip korku salan IŞİD, öncülleri gibi hep bu yöntemle büyüdü. Aynı taktiği tekrar deneyecek. Bunun için öncelikle karşısındaki bloku kırmayı, mümkünse bu bloktaki güçlerin birbiri ile çatışmasını zorlayacak. Bunu Cerablus’ta yapmaya yeltendi. Oradaki hedefi Türk ordusunun desteklediği ÖSO ile Kürtlerin ağırlıklı gücünü oluşturduğu DSG’nin birbiriyle çatışmasıydı. Cerablus ve Rai’yi 14-15 günde alıp onun yarısı kadar bile olmayan Dabıq ve Soran kasabaları için 1 ay uğraşan Türkiye destekli ÖSO, Cerablus’tan sonra da ilk işi olarak Mınbiç üzerinden DSG’ye yönelmişti. IŞİD’in koruyamayacağını düşündüğü Cerablus’tan savaşmadan geri çekilmesinin bir nedeni de buydu. ABD, yaşanması muhtemel ağır çatışmaların sonucunu kendince gördü, çatışan güçler arasına girerek IŞİD’in, tabi Türkiye’nin de arzusunu engelledi.

    IŞİD aynı dozda olmasa bile  özellikle Telafer’de Türkiye’nin savaşa Musul operasyonuna dahil olmasının, dolayısıyla Türkiye üzerinden IŞİD karşıtı cephenin birbiriyle çatışacağı koşulları zorlayacak. Telafer, böylesi bir taktik için biçilmiş kaftandır.

    Söz nerden Telafer’e geldi, onu da açayım. Türkiye Musul operasyonuna katılmak istiyordu. Tüm Kasımpaşalılıklara rağmen bunu gerçekleştiremedi. Şimdi B ve C planları konuşuluyor. B planının Türkiye’yi kendini Irak’a davet ettirmek olduğu belli. Bunun için Kürtlerden Iraklılara, ABD’lilerden Rusya’ya herkesin kapısını çalacak; hatta buna başladı bile. Bunun da gerçekleşmesi pek mümkün görünmüyor. Geriye kalıyor C planı. Bu, Türkiye’nin hiçbir uluslararası kurala uymadan, kendisinin ve soydaşlarının (Tabii ki Türkmenlerin. Türkiye Kürtleri ne zaman soydaş kabul etti ki!) güvenliğinin tehlikede olduğunu iddia ederek, durumdan vazife çıkarmasıdır. Bunun için de Türkiye’nin yapacağı tek şey var; IŞİD başta olmak üzere Haşdi Şabi’den PKK’ye, önüne gelen kim olursa olsun, bunların varlığını gerekçe ederek bir oldu bitti ile Musul’a fiilen girip yerleşmek, Türkiye’nin C planı olarak piyasaya sürdüğü tehdittir. Çünkü Türkiye, özellikle de Erdoğan Musul’la tarihi bir hesaplaşmaya da girmek niyetinde.

    C planı devreye girdiğinde, bir tamamlayıcı unsur da Güney Kürdistan’da açılacak PKK cephesidir. Türkiye Güney Kürdistan’daki kamplarda bulunan askerleri aracılığı ile Güney Kürdistan’ın kuzeyindeki Bamerni kasabasından Kandil’in eteklerine uzanan Diyala kasabasına kadar uzanan hatta PKK karşıtı yeni bir cephe daha açmak istiyor.

    Bunlar gerçekleşirse ne olur? Türkiye 150-200 bin askeriyle, en azından Türkiye dışındaki 3 ayrı cephede de büyük bir savaşa girmiş olur.

    Bu bir tercih. Tercihin sahibi de Cumhurbaşkanı Erdoğan. Siyaseten beceremediği ‘büyümeyi’, şimdi savaşla yapmak isteyen bir anlayış var çünkü. Bu anlayış, yaptıklarını hem açık açık savunuyor, hem de Türkiye’de geniş bir kesimden destek alıyor. Ancak savaş 3 cephede yoğunlaşıp ciddi kayıplar gelmeye başladığında bu destek sürer mi, bilmiyorum. Onu da, eğer hala yaşıyor isek hep beraber göreceğiz.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları