Gazetemize konuşan anne Fermin Hamide Telli, olay gününü şöyle anlattı: “ Olay günü eşimle birlikte misafirliğe gitmiştik, sonra görümcem aradı ve kömürlüğe uyuşturucu çetelerinin mal koyduklarını, bu duruma karşı geldiği için ‘Seni burada öldürürüm’ şeklinde tehdit edildiğini ağabeyine söyledi. Biz de o sinirle annemlerin evinden çıktık. Yolda gelirken kızım halasını aradı. Babasına ‘Halam çok korkmuş, çabuk gidelim’ dedi. Geldiğimizde torbacılar hâlâ mahalledeydi. Onları görünce babası kovdu. Biz eve yaklaştığımız esnada torbacılar toplamışlar adamlarını yeniden gelmişler. Birinin elinde silah vardı. Takır takır saydırdılar. Hedef göstererek ateş edildi. Oğlum, kaynımın oğlu, ben, görümcem, komşumuz da oradaydı. Eşim üzerlerine gitmeseydi, hepimizi tarayacaklardı. Hepimizi öldürülebilirlerdi. İlk hedef kızım oldu. Kızımı kalbinden vurdular. Elim, ayağım, kolum, her şeyim gitti. Defalarca şikayet, defalarca ihbar ettik eğer yaptığımız ihbarları kayda alsaydılar bunlar olmazdı.”
Oğlunun ve karşı komşularının olay olmadan kısa bir süre önce BİMER’e başvurduklarını dile getiriyor anne Telli ve devam ediyor: “Defalarca şikayette bulunduk. Sadece biz değil, mahalle sakinleri de. Hiçbir şey olmadı. Sadece asayiş ekipleri geliyordu, dolanıyordu. Onları görünce uyuşturucu satıcıları 9-10 yaşındaki çocukların kollarına, montların altlarına saklıyorlardı uyuşturucuyu. Ya da kendileriyle gelen kızlara veriyorlardı. Polis kızları aramıyordu. Polis gidince onlar işini yapıyorlardı.” Emniyetin içinde uyuşturucu satıcılarına göz yumanlar olduğunu öne süren anne Telli, “Torbacılarla, asayiş ekipleri sanki arkadaş gibiydi. Gördük biz bunları gözümüzle. ‘Bunlar torbacı neden bunları almıyorsunuz’ dediğimizde, ‘Üstünde mal bulamıyoruz’ diyorlardı. Evlerin bodrumlarına uyuşturucu saklıyorlar. Biz vatandaş olarak her şeyi bilirken devletin ve polisinin bunları bilmediğine inanmıyorum. Bunların bu kadar rahat olması için korunuyor olması lazım. Emniyetin içinde var buna göz yumanlar” diyor.
“Ben anayım, benim ne emeklerle büyüttüğüm kızımın ölümünden kim sorumlu?” diye soran anne Telli, devletin ihmali olduğunu savunuyor. Kızı Müzeyyen’in çok zor şartlar altında okuduğunu dile getiren anne Telli, şöyle devam ediyor: “Kızım halkla ilişkiler ve pazarlama mezunuydu. Kendisi üniversite okurken bile broşür dağıtarak harçlığını çıkarırdı. Öyle okudu benim kızım bolluk içinde okumadı. Okulu bitirir bitirmez de çalışmaya başladı. Çok istedi bu mahalleden taşınmak. Memurluk sınavlarına girmişti. ‘Atamam çıksın hemen buradan ayrılacağız. Kurtaracağım anne seni buradan’ diyordu.”
Kızını kendisinden koparanların hak ettiği cezayı almasını istiyor Anne Telli ve “Evet kızım geri gelmeyecek, ama en azından bu işi yapacak başkaları ‘Biz bunu yaparsak bizim de başımıza bu gelir’ diye düşünsünler. Canlarının istediği gibi yaşamasınlar. Gündüz vakti kapımın önünde benim kızımı öldürmek kolay olmamalı” diyor.
Zanlılardan 6’sının yakalandığını, 4 kişinin serbest bırakıldığını, 2 kişinin ise tutuklu olduğu bilgisini veriyor anne Telli. Bundan sonra da tek seçeneklerinin adalete güvenmek olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “Umarım bundan sonraki süreçte hakkınca hukukunca her şeyi yaparlar.”

Müzeyyen Telli’nin arkadaşı Fatma Nur Tutkun ise, arkadaşının ölümünden sadece silahı ateşleyenlerin sorumlu olmadığını söyledi ve şöyle devam etti: “Mahallede susanlar da, karakollardaki polisler de, her türlü devlet erkanı da buna sebep oldu.” Müzeyyen’in hep “Buradaki uyuşturucu çetelerinin kökünü ben kurutacağım” dediğini aktaran Tutkun, arkadaşının mücadeleci biri olduğunu belirterek, “Asla somurttuğunu göremezdiniz. Çok neşeli, sevgi doluydu. İnsanların halini hatırını sormadan geçmezdi. Müzeyyen bana bir gün ‘Biliyor musun 3 liraymış mermi, bir insanın canı 3 lira’ dedi. Müzeyyen için can çok önemliydi. Sokaktaki hayvanlar için elinden ne gelirse yapardı. O çok güçlü bir kadındı. Müzeyyen direndiği için bugün aramızda değil.”







