• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Nazım Hikmet neden Kürtler üzerine şiir yazmadı?

    Nazım’ın bu toprakların yetiştirdiği en büyük şair olduğunu belirtmeye bilmem gerek var mı? Fakat şunu yıllardır gözlemlerim, Kürt sosyalistlerde Nazım’a karşı hep sevgiye eşlik eden bir burukluk vardır.

    Nazım gibi komünist bir şairin Çin’den Küba’ya, Hindistan’dan Afrika’ya  ezilen halkların şiirini yazarken yanı başında tek parti rejimi tarafından kıyımdan geçirilen Kürtlerden hiç söz etmemesi tuhaf gelir bu arkadaşlara. Hakikaten de tuhaftır.

    Gerçekten de Nazım sadece şiiri dünya çapında büyük olduğu için değil,  yeryüzündeki geniş halkların şiirini yazmış olmasıyla da dünya şairidir.

    “Benerci Kendini Niçin Öldürdü” kitabında emperyalizme karşı mücadele eden Hindistanlı bir komünisti, anlatır Nazım.  1935 yılında yazdığı Taranta–Babu’ya Mektuplar’da, İtalyan faşizminin mektup-şiir üslubunda bir anlatımına rastlarsınız. Pek çoğumuzun hiç değilse şarkılardan tanıdığı Kız Çocuğu’nda Hiroşima’ya atılan atom bombası altında can veren Japon kızını, Havana Röportajı’nda Küba devrimini, Leonardo da Vincinin eseri olan Jokond tablosundan ilham alarak yazdığı Jakond ile Si-ya-u şiirinde Çankayşek tarafından öldürülen Si-ya-u’nun hikâyesini anlatır.

    Bu şiirlerin hepsinde tarihsel-toplumsal bir perspektif görürsünüz. Ama bu yelpazeye Kürtler hiç girememiştir nedense.  Nazım’ın yanı başında Kemalist iktidarların gadrine uğrayan Kürtlere bu denli duyarsız kalmasının, daha derinde yatan ideolojik bir nedeni olmalıdır.

    Nazım’ın dünya kavrayışı her ne kadar birçok bakımdan çatışsa da dönemin Komintern’i ve TKP’sinin etkisinde. Bu kesin.  Belki daha özgürlükçü ama perspektifi çok da farklı değil dünya meselelerine karşı.

    Komintern feodal karakterli gördüğü Kürt isyanlarına karşı modernist Kemalizm’i destekledi o dönem. Onların kavrayışına göre Türkler, Kemalizm’in tüm tutarsızlıklarına karşı emperyalizme karşı bağımsızlık savaşı vermiş, bir devlet kurmuşlardı. Kürt isyanları ise feodal dinsel isyanlar… Bir parça da emperyalizmin kullanımına açık…  Kürt feodalizmine karşı Türk burjuvazisinin mücadelesi olarak okundu süreç.

    Kaba bir ilerlemeci sınıf perspektifiydi bu. Pozivitist ve pragmatistti. Genç Türkiye Cumhuriyeti dinamik burjuvazinin öncülüğünde de olsa antiemperyalist duyarlılıkları hala taze, emperyalizme karşı Sovyet kampına çekilmesi gereken bir güçtü. Hiç değilse emperyalizmin güdümüne girmesine mani olmak gerekirdi onun.

    Kürt isyanlarına aşiretler değil de gelişmiş bir işçi sınıfı öncülük yapmış olsaydı şüphesiz durum farklı olurdu. Vulger ilerlemeci bakışla, feodalizme karşı ilerici burjuvazinin yanında saf tuttu sosyalist blok. TKP o anlayışın silik bir kopyasıydı sadece. Marks da aynı gerekçe ile Polonya ve İrlanda bağımsızlık mücadelesini desteklerken Hindistan bağımsızlık mücadelesine karşı çıkmıştı, hatırlarsanız. Çünkü Marks’ın tarihsel materyalizmine göre  ‘ilerleme’  öncelikle üretim araçlarının gelişmesiydi; bunu da feodal yapılar değil, feodalizmin hakim olduğu yerlerde burjuvazi sağlayabilirdi.

    Aynı mantık Kürt meselesinde de işledi. Nazım da bu genel bakışın içindeydi. Yoksa mahpuslarda yüzlerce, belki de binlerce Kürt’le aynı koğuşlarda yatmış, dünya ve Türkiye gündemini bu kadar yakından takip eden Nazım’ın Kürtleri tanımaması imkânsız.

    Nazım’ın Bedirhan’a yazdığı ve Kürtleri hakkı yenmiş bir millet olarak tanımlayan mektup 1961 tarihli. Yani Nazım’ın ölümünden 2 yıl önce…

    Artık köprülerin altından çok sular akmıştır. Stalin yok. Komintern yok. Kemalizm’in sağ ve sol yorumları çıkmış. Kürt meselesi sosyalist Kürt aydınları tarafından dile getiriliyor. 49’lar davası, Sivas sürgünleri yaşanmış. Ve dünyaya açılmış, düşünceleri yumuşamış, yaşlı bu Nazım var artık.

    Geç bir keşif bu…  Mihri Belli, Vedat Türkali gibi Türkiye sosyalist hareketinin ulu çınarları da ömürlerinin son demlerinde keşfetmediler mi Kürt meselesini. Yani Nazım’ın meselesi değil bu. Çağın bir kavrayışı.  O yüzden Nazım’a çok da hayıflanmasın Kürt sosyalistleri… Her şey bir birikimin sonucunda anlamını buluyor.

    Hiç değilse, Nazım’ın arkasında bıraktığı,  Kürtlere hakkını teslim eden bir mektubu var.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları