• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    NE, NEREDE, NİÇİN, NASIL

    Herhangi bir soru cümlesine  ‘neden’ diye sormadan kimseyi devam ettirmiyorum. Bunu çok iyi bilen kimi dostlarım ve aile üyelerinden biri ‘neden’ diye sormadığımda hayretle bakıyorlar. Oysa bana göre mutlaka bir olayın nedenini öğrenmek zorundayızdır. Belki de ben hep öyle düşündüğümdendir bu soruya takılmam… Toplumun genç bireyleri sorgulamayan, analitik düşüncelerden uzak dimağlar haline dönüşmüş. Zaten orta yaşlı dediğimiz nüfuzsa geçmişiyle yaşıyor sadece…Ne sorguluyor, ne sual ediyor. Herkes kaderine razı bir halde uçuruma giden sürü psikolojisinde… Yadırgıyorum, kimi dostlarım, kimi aydınlar gibi… Kabullenemiyorum, kabullenemiyoruz… Pazar günü Cumhuriyet Gazetesi kitap ekinde Enis Batur’un Pervasız Pertavsız köşesindeki Okul başlıklı yazısı Ne, neden, nasılın hayatımdaki önemini bana tekrardan anımsatırken, anılara dalıverdim yine yeniden…

    İlkokul dördüncü sınıftayım. İyi bir öğretmenim var. Uğur Bacanak. Evlendi, tabi ki soyadı değişti. Soyadı artık Yücel. Bir türlü hazmedememişken bir de çocuğu olup izin alınca ikinci dönem bize bir stajyer öğretmen geleceği söylendi. Bende surat hep beş karış! Daha okulun ikinci sömestre başlangıcına çok var.Müdürümüz Handan Bilget’i ne çok severim. Handan Bilget iyi bir eğitimci, güler yüzlühâzâ bir hanımefendi. İlkokulu bitirdikten sonra dahi yıllarca mektuplaştığım bir öğretmen.Yitirdiğimizde ne çok üzülmüştüm. Aileden biri gibiydi benim için. Ziyaretine gittim. Malum durumu soracağım.Öğretmenimin gelmeyecek olmasına çok içerlemişim. Gittim elini öptüm, o da başımı sevgiyle okşayıp sarıldı. Bana nasıl tatilde de çok okuyor musun, diye sorduğunda Victor Hugo’nun ‘Sefiller’ kitabını yeni bitirdiğimi söyledim. Sevindi ‘aferin evladım ’diye gülümsedi. Edebiyata ilgimi biliyor. Geçen yıl Sivas birincisi olmuşum kompozisyonda.

    Biraz hoşbeşten sonra öğretmenimi sordum. Doğum yaptığını bu yarıyıl gelmeyeceğini söyledi.Mahzunlaştım ama bir yeğenimiz olmasına da sevindim. Handan başöğretmen devam etti: Tam senin istediğin tarzda bir öğretmen geliyor sınıfınıza adı Ayla; çok seveceksin eminim. Yüreğim biraz hafiflemiş olarak çıktım odasından…

    Birkaç gün sonra okul arkadaşlarımla birlikte Mürüvvet’in kendi bahçelerindenkoparıdğı güllerle Uğur öğretmeni ziyarete gittik. Sevindi; esmer kıvırcık siyah saçlı yüzünde gamzeleri çıkarken, gözlerinden sevinç gözyaşları akıverdi. Oğlunu görüp sevdik. Lütfen ben varmışım gibi aynı şekilde devam edin diyerek nasihat etti. Ne çok yer etmiş Uğur Öğretmenim bende…

    İkinci dönem başladı. Ayla Öğretmen sınıfa gelip kendini tanıttı. Sevimli cana yakın, güler yüzlü biri. Ders aralarında sürekli okuyor.Sınıfta bizimle kitaplardan, bilhassa roman, öykü ve şiirlerden konuşup, teşvik ediyor. Anneme hep Ayla öğretmeni anlatıp duruyorum. Sınıfta bir genel kültür yarışması yaptı bir defasında; birinci oldum. Bilime meraklı olduğumu da biliyor ya Jules Verne’nin‘Kaptan Hatteras’ isimli iki ciltlik kitabıyla birlikte incecik bir kitap daha armağan olarak verdi. Nasıl sevinmişim Jules Verne kitabına.

    Ancak bana bugünümü getirense “Ne, nerede, niçin nasıl” adlı incecik kitapçık oldu.  O kitap, hayata bakış açımı değiştiren, dünyayı ve yaşadığım şehri sorgulamama yol açan yolunbaşlangıcı oldu neredeyse…

    Şimdi, zor zamanları yaşıyoruz. Zaten çok halklı olan Türkiye halkları içine mağdur Suriye ve Irak Halkları da dâhil oldu. Milliyetçi ve Sünni yapılanma daha da arttı. Hükumetin her yaptığı işi sorgular hale geldik. Istırap çekiyoruz hep birlikte. Bu zihniyetin oy kaynağı olan kitlelerse hiçbir olayı sorgulamaz, sorgulayamaz halde. Kendileri vatandaş olamamışken sırf oy uğruna Suriyeli mağdurlara vatandaşlık verilmesini dahi sorgulayamaz haldeler. Sorun onları T.C. Vatandaşı yapmakta değil kendilerinin yurttaşlık bilinci oluşturamamasında… Sadece barınıp, karnını doyurup, üreme faaliyeti içinde bir yaşam sergiliyorlar. Evlerine ne gazete, ne de kitap giriyor. Ne tiyatroya ne de sinemaya gidiyorlar. Tatil dedikleri olay sadece memlekete gidip orada çalışmak, sosyalleşmek… Sadece biat kültürünü benimseyip kul olma halini yerine getiriyorlar.

    Artık anasınıflarından, sübyan okullarından başlayan bir dini eğitim söz konusu… Üretmek, tasarlamak, daha iyisini yapmak söz konusu bile değil; tüketime, bitirmeye dayalı bir ekonomiyi yaşıyoruz. AVM’ler, elektronik aletler, köprüler, otobanlar gelişme diye gösteriliyor.

    Evimdeki zengin kütüphane ve oradan taşan kitaplar hayatımın yön verenleri arasında nasıl da güzel bir yere sahip… Halen onca okumadığım kitaba karşın yeni kitap almak için kitapevine gitmek beni halen ne çok heyecanlandırıyor. Güzel, tadında bir şiirse bana yeni ufuklar açıyor. Ya okumadan bir gün geçirirsem diye eksiltmiyorum kitapları… Ya siz?


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları