• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    NEDEN TOPLUMCU ŞİİR YAZILAMIYOR…

    Takip edenler bilirler, şiir dünyası iyice bireysel şiire gömüldü.  Şiirin ana damarlarından biri olan toplumcu-gerçekçi şiir neredeyse yok gibi. Oysa toplumsal çelişkilerin çok derinve faturasının çok ağır olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Buna karşın toplumcu izlekler neredeyse şiirden kovuldu. Ama şairlere sorun, yüzde 90’ı solcuyum der.

    Bunun bir açıklaması olmalı.

    Elbette Nazım gibi dünya çapında bir şairin varlığı gözünü korkutuyor insanın. Nazım şiirini bugün güncellemek zaten anakronik bir hal olur ancak ortaya toplumcu gerçekçi şiir konulacaksa bu külliyatın ardından, hiç değilse yeni bir poetik yaklaşımla dişe dokunur bir şiir olmalı. Nazım’dan sonra da toplumcu-sosyalist damarda şiir yazan çok şair oldu. Rıfat Ilgaz, Garip Şiiri yalınlığıile yazdığı şiirlerinde sıcak ve duru bir dil kurdu kendine. 2. Yeni’nin Cemal Süreya, Edip Cansever gibi anlama yakın duran şairlerinde de güçlü bir toplumcu damar kendini hissettirdi. Ahmet Oktay İkinci Yeni’yle akraba ama kendisini ayıran bir çizgide derinlikli şiirler bıraktı arkasında.  Ahmed Arif Kürdi duyarlılıkla yazdığı yalın ama büyülü bir şiir diliylebaşka bir zirveydi.

    1. Yeniye tepki olan 1960 toplumculuğu, radikal bir çıkış olsa da kalıcı şiirler koyamadı ortaya. Arkadaş Z. Özger’in kısa ömründe yazdığı şiirler elbette değerliydi. Birçok şairden tek tek iyi şiirler de çıktı ama şiire aşama kaydettirecek bir akıma dönüşemedi bu. Can Yücel’in sözünü sakınmadan söylediği ironik ve tok sesi farklıydı tabi…

    1970’lerden sonra yükselişe geçen devrimci mücadelenin etkisiyle toplumcu gerçekçi şiir ajite bir şiire dönüştü. 1980’lerle kapandı bu süreç. Şiir iyice içine kapandı, bireyleşti. 12 Eylül darbe koşulların yarattığı ruh iklimi kuşattı şiiri. Bu dönemde Ahmet Telli yenilmiş ama teslim olmamış devrimci duyarlılığı, güçlü bir sesle yansıttı şiirlerine. Nevzat Çelik Şafak Türküsü ve Müebbet Türküsü ile duvarları aşan isyankâr bir bıçak gibi girdi şiir ortamına.  Adnan Yücel direnişin şiiri yazdı ama çok da kıymeti bilinmedi onun.  Ajitasyon dozunun yüksekliği de sanırım bunda etkili oldu. Sayamadığım daha birçok değerli şiir, şair var elbette. Ancak bütün bu örneklerine rağmen özellikle 90’lardan sonra toplumcu-gerçekçişiir, şiirdeniyice düştü. Bunda şüphesiz sosyalizmin yıkılması ve küreselleşmenin yarattığı toplumsal ve ruhsal parçalanmanın büyük etkisi var. Sonuçta şiirin iç serüveni toplumsal dinamiklerle direkt bağlantılı.

    Geçenlerde bir arkadaşım, neden toplumcu damarda şiirlerin az, diye sorduğunda bir kez daha düşündüm konuyu…  Yazmadım değil, yazdım ancak bireysel şiirlerin yanında niceliksel bakımdan çok yetersiz olduğunu biliyorum.  İki şey korkutuyor beni… Eğer toplumcu şiir yazılacaksa 1970’ler şiirinin ajitasyonunu aşan, gerçekten ses getiren bir şiir olmalı ve sürdürülebilmeli bu.  İkincisi ilk şiirlerini mahpusta yayımlatmış biri olarak o zaman bireysel şiiri tercih etmek o koşullar içinde yaşadığımız verili koşullara itiraz anlamı taşıyordu. İç yaşantımızda her şey çok kolektifti ve birey kimliği yitip gitmişti adeta. Ben yoktu, biz vardı. Her şey mücadelenin talep ettiği, çelikten, üstü insana göre göre biçim kazanmalıydı. “Kendini yaşamak” diye bir eleştiri vardı mesela. İnsan ben olmadan nasıl biz olurdu, bu soru havada asılı kaldı. O koşullarda kendi içine dönmek, kendi ben’ini keşfetmek, iç yasakların ötesinde bireysel özgürlüğünü aramak ve onu şiire yansıtmak belki de en toplumcu şeydi.  Bunu yaptığınızda içinizdeki derin boşluğu keşfediyorsunuz. Bitmek bilmez bir kendinle yüzleşme sürecine neden oluyor bu. Bu da zamanla bir dil geliştiriyor haliyle.

    Bir de şunu görüyorum, öyle bir bunalım çağından geçiyoruz ki, herkes o karadelikte bir biçimde umutsuzluğun kuyusuna savruluyor. Küreselleşme denilen zembereğinde boşalmış şu çağda, sosyalizm kötü bir hatıra gibi… Öyle yansıtıyorlar, şeytanlaştırıyorlar. Mücadele dinamikleri besleyemiyor toplumcu şiiri…Nazım mahpusta da olsa yanı başında faşizme tarihe gömen bir sosyalizm vardı bütün sorunlu hallerine rağmen. Böyle bir sosyalizmimiz yok bizim. Yine de mazeret değil bunlar tabi… İnsan tarihin öznesi ise değişiyor ve değiştiriyorsa, şairler buz kıran olmasını bilmeli, okuru şiirden ve şairden soğutan düzeysiz tartışmaları bir kenara bırakıp biraz da yörünge aramalı kendine.

    Bilmiyorum ne derseniz?

     

     

     

     

     

     

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları