Türkiye, gözaltılar ve hapishanelerde işkence suçunun arasında intihar süsü verilerek öldürülenlerin hikayesini yazıyor. 19 yaşındaki Murat Araç, Antalya’nın Gazipaşa ilçesinde 15 Aralık günü yol denetimi sırasında “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla gözaltına alınıyor. Ailesi birkaç yıldır haber alamadığı Murat’tan gözaltına alındığına dair haber alınca inanamıyor. Akabinde fotoğrafının gösterilmesiyle ailesi inanıyor, telefonla görüşüyorlar. Babası ile görüşen Murat’ın çok mutlu olduğu ifade ediliyor. Alanya Emniyet Müdürlüğü TEM Şube’ye götürülüyor. İlçe Emniyet Müdürlüğünde işlemleri devam ederken Araç’ın saat 18’de 3’üncü kattan atlayarak intihar ettiği iddia ediliyor. Araç’ın cenazesi otopsi için Antalya Adli Tıp Kurumuna gönderiliyor. Aileye, “Henüz getirilmeyen bir şahıs var, kimliği hakkında bilgimiz yok. Ama getirecekler” deniliyor. Avukat Özgür Sarıoğlu TEM Şubeyi aradığında ise kendisine “Herhangi bir şahsın getirilmediği” bilgisi veriliyor.
Aile, TEM’e gittiğinde intihar eden bir kişinin varlığından söz ediliyor ve Antalya Adli Tıp Kurumu’na yönlendiriliyor. Kardeşi teşhis ediyor. Yüzünde morlukların, kafasında dikişlerin olduğunu söylüyor kardeşi. Otopsi raporuyla ilgili herhangi bir belge aileye verilmiyor…
İlk akla gelen, Murat Araç’ın emniyette intihar süsü verilerek öldürüldüğü. Türkiye’de son günlerde sayısız insan hakları ihlalleriyle 12 Eylül’ün o karanlık günlerini mumla aratıyorlar. Dünyaya insan hakları dersleri veren iktidarımız, her gün tehditler (!) savuran İçişleri Bakanımız oldukça sırtımız bu konuda pek yere gelmeyecek gibi!
Murat Araç, diğer gözaltında öldürülenler gibi faili meçhul listesine bir çentik daha çizdiriyor. Bugün, ulusal ve uluslararası hukukun, insan hakları hukukunun temeli olan, yaşam hakkı ve işkence yasağı hakkı ihlalleri örneklerini ne yazık ki yaşıyoruz. Bazılarımız tepkisel, bazılarımız tepkisiz…Temel bir ayrımdan söz ediyorum. En doğal ve en kutsal hakkın olan onurlu yaşam hakkının varlığını bilmeden yargısız infaz yapıyor tepkisizler. Bırakın, o yargılamayı bağımsız yargıçlar yapabilsin. Yargıçların da bağlı olduğu, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeler ve iç hukuk kurallarımız Murat’ın yaşayabilmesinden yana…
Temel sözleşmelerin başında gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi uyarınca, herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın infaz edilmesi dışında, hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemez. Aynı sözleşmenin 3. maddesinde işkence yasağından bahseder. Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz. Uluslar arası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne göre, sivillere yönelen genel ya da sistematik saldırının bir parçası olan cebri yok etme, insanlığa karşı suç olarak nitelendiriliyor. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile temel hak ve özgürlükleri koruyan iç hukuk hükümleri uyarınca; bedensel ve ruhsal dokunulmazlığa aykırı, dolayısıyla bireyin algılama ve irade yeteneğini etkileyen her fiil, korunan hukuki yarar çerçevesinde “işkence, insanlıkdışı ve kötü muamele” kabul ediliyor.
10 Şubat 1984 tarihli İşkenceye ve Diğer Zalimane, İnsanlıkdışı ve Kötü Muamele veya Cezaya Karşı Muameleler Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde tanımlanıyor. Bir kişi üzerinde kasıtlı biçimde uygulanan ve o kişiden yahut üçüncü bir kişiden bilgi edinmek yahut itiraf elde etmek; o kişinin ya da üçüncü bir kişinin gerçekleştirdiği yahut gerçekleştirdiğinden şüphelenilen eylemden ötürü cezalandırmak; ya da o kişiyi ya da üçüncü kişiyi korkutmak yahut yıldırmak/sindirmek için; ya da ayırımcılığın herhangi bir türüne dayanan herhangi bir nedenle, bir kamu görevlisi ya da resmi sıfatla hareket eden bir başka kimse tarafından bizzat yahut bu kimselerin teşviki ya da rızası yahut da bu eylemi onaylaması suretiyle yapılan, gerek fiziksel ve gerekse manevi/zihinsel ağır acı ve ızdırap veren herhangi bir eylemdir.
Türk Ceza Kanunu’nda kamu görevlisi tarafından işlenen bu suçun ölümle sonuçlanması ağırlaştırıcı nitelikte. Bu maddeler, Murat gibilerin yaşamasından yana da iktidarlar yana mı? Gözaltına alınan kişi, devletin ve emniyetin sorumluluğundadır. Bu intihar iddiasını da önleyecek olan devlettir. Üstelik TEM’ler intiharları önleyici şekilde (!) camları tel örgülerle kaplıdır. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Terör Örgütünün böyle davranın diye talimat verdiğini” açıklıyor Meclis’te. Böyle bir talimat varsa, şüpheli devletin sorumluluğunda ise neden bu duruma izin verildi, gerekli önlem alınmadı ? Şüpheliye halkın nezdinde “terörist” diyerek, yapılan işkence suçunu örtbas edip meşrulaştırmak mı istediniz?
Hukuk devletinde, şüpheliye, suç takdir eden yargıçlardır, bakanlar değildir. Hukuk devletlerinde, eğer kişi devlet için bir düşman bile olsa, gereken cezayı kanunlar karşılamaktadır. Hukuk devletlerinde, işkence yasaktır, onurlu yaşamak bir haktır. Adil bir yargılanma yapılması umuduyla…







