• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Öğrenerek Barışmak

    Kürtlerin, özellikle de başlangıcında Türkiyeli Kürtler’in bu konudaki hassasiyeti bilinmesine rağmen Türk hükümeti Kobanê saldırıları başladığında tarafsız bile kalamamış, serde Kürt düşmanlığı ve özelde Suriye stratejisi nedeniyle başından beri desteklediği IŞİD’i sınır boyunda lojistik ve kadro açısından desteklemeyi sürdürmüş ve gelmekte olduğu görülen, hissedilen infiale doğru koşar adım ilerlemişti.

    Nitekim geçen hafta boyunca Kürtler’in yakın tarihindeki en büyük serhildanlardan birine dönüşecek olan bir ayaklanma patlak verdi. Türkiye’nin Doğusu’ndan Batısı’na birçok kentte ve diyasporada sokağa çıkan Kürtler ve dostları, hükümeti IŞİD’i desteklemekten vazgeçmesi, Kobanê’de direnen güçlere yardım ulaştırılacak koridorun açılması gibi somut taleplerle protesto etmeye başladılar.
    Ancak hükümetin halkın demokratik protestolarını ‘misliyle karşılık verme’ anlayışı ile bastırma cihetine gitmesi ve sivil faşistlere protestoculara saldırı düzenleme yolunu açması, kısa sürede ülkeyi içsavaşın eşiğine getirdi, çok sayıda insan hayatı kaybedildi.
    Türk devletinin bu gibi durumlarda da, genel olarak da insan hayatına nasıl az değer verdiği herkesin malumu. Kürtler de son 30 yılda öyle çok evladını kaybetti ki, başka bir ülkede olsa büyük bir toplumsal travmaya yol açacak 40 civarındaki ölüm olayına rağmen şimdilik olaylar yatışmış gibi. En azından sokak çatışması boyutuyla.
    Çünkü iki taraf da bu serhildan, bu ayaklanma süresince hem kendisi hem de karşı taraf hakkında bir kez daha çok şey öğrendi.
    Türk devleti ve hükümeti sokağa çıkma yasakları, linç kışkırtmaları, sokak işgalleri, yargısız infazlar gibi çoğu 90’lara özgü militarist yöntemlerle Kürtler’i eve hapsedemeyeceğini gördü. Kürt halkının tümünde ve özellikle de genç kuşaklardaki öfke ve gözüpekliği saptadı. Bizzat kendisi buna yol verse de çatışmaların hızla içsavaş boyutuna sıçrama potansiyelini gördü. Sınır ötesinde ise Kobanê direnişçileri yenilmiyor, Kürtlerin birliği fikri güçleniyor, Türk iç ve dış politikası uluslararası camiada daha fazla sorgulanır oluyor, İŞİD’e karşı oluşan koalisyon tarafından hükümet basınç altına alınıyordu.
    Kürtler ise bu süreçte kendileri ve devlet-hükümet hakkında öğrendikleri ile özgüvenlerini daha da artırdılar. Korku eşiğinin nasıl da aşılmış olduğunu, ülke sınırlarının da nasıl kolayca aşılabildiğini, istediklerinde nasıl bir birlik ruhu ile hareket edebildiklerini, nasıl bir diplomatik etki ve güç oluşturabildiklerini, Türk diplomasisinin terörizm ve güvenlik iddialı konseptini uluslararası topluluk nezdinde nasıl geçersizleştirdiklerini gördüler. Dünyanın artık kendilerini daha iyi anlamaya başladığını gördüler.
    Ama her iki tarafın da net olarak gördüğü bir şey daha vardı ki o da çözüm sürecinden öyle kolay kolay vazgeçilemeyeceğiydi. Bu yönde az ya da çok alınan yolun heba edilemeyeceği.
    Bu yüzden şimdi iki taraf da bu süreçte öğrendiklerinin bilgisiyle bir kez daha masaya oturacak. Ama bu bilgilerin edinildiği bir dönemde süreç de eski çerçevesiyle sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır.
    Çözüm sürecinin yeni ve kritik bir aşamasındayız, diyebiliriz. Kolay gelsin.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları