• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Öğretmencilik oynamak
    Öğretmencilik oynamak
    6 Aralık 2017 14:32
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Kasım ayı, başından sonuna kadar benim için kutlamalar ile geçen güzel bir ay. Benimki de dahil olmak üzere, neredeyse ayın her haftasına iki doğum günü düşüyor. Hal böyle olunca pastalar ve hediye alıp vermeler ile dolu, aralık ayını aratmayan, eğlenceli bir ay geçirmiş oluyorum.

     

    Kasım ayı, doğum günü kutlamaları haricinde, benim için anlamı büyük bir günden de nasibini almış: 24 Kasım Öğretmenler Günü.

     

    Ben Ankara Koleji’ni bitirdikten sonra, çok sevdiğim bir İngilizce hocamın sözünü, bir şekilde kulağıma küpe etmiş olmalıyım ki hayatımın devamı onun söylediği gibi gelişti. Bir sohbet esnasında sınıftaki kızlara, “Kolejden sonra İngiliz Edebiyatı okursunuz, sonra da zengin bir koca bulup evde oturursunuz” demişti. Koca bulduğu halde çalışmak isteyen arkadaşlarımın çoğu, üniversiteden sonra çeşitli okullarda İngilizce Öğretmenliği yapmaya başladılar. Bu sebeple 24 Kasım olduğunda çoğunu arayıp “Hocam günün kutlu olsun” derim.

     

    Bunu üzülerek ya da övünerek yazmıyorum ama ben hayatımda neredeyse hiç çalışmadım. Belli bir sebebi var mı onu bile bilmiyorum. Arkadaşlarım işe gitmeye başlayıp ben yalnız kaldığımda acaba bir şeyler yapsam mı diye düşünürken, hiç ummadığım bir teklif aldım. Yeni açılmış bir üniversitenin İşletme ve Turizm bölümünde İngilizce Okutmanlığı yapmam teklif edildi. İlk başta çok sevindim, sonra heyecanlandım, sonra çekindim ama nihayetinde kabul ettim.

     

    İlk iş günümde heyecanım doruktaydı ama sanki yılların eğitimcisi pozlarında girdim okulun kapısından içeri. Yüksek Okul Müdürü ile tanıştım, diğer hocalara merhaba dedim ve başladım ders zilinin çalmasını beklemeye. Ben yeni mezun olduğumdan öğrencilerim ile aramda sadece üç yaş vardı.

     

    Daha ilk derse bile girmeden odanın kapısı çalındı ve orta yaşlı bir bey bana oğlunun adını soyadını verdi ve “Hocam, eğer saçını uzatır küpe takmaya başlarsa bana haber verin lütfen” dedi. Ufak bir şok geçirdim ama “Tabii siz hiç merak etmeyin” dedim.

     

    İlk ders başladı. Çok garip bir hava vardı sınıfta. Dışarıda tanışsam birlikte gezip dolaşabileceğim çocuklar bana hocam diyordu. İlk ders pek bir şey yapmadan, İngilizcelerinin seviyesini anlamaya çalışarak geçti. “Rica etsem camı kapatır mısınız?” diye ortaya söylediğim bir söze, babasının bana emanet ettiği öğrenci o kadar garip bir cevap verdi ki bugün bile aklımda: “Hocam siz yeter ki isteyin, camı bile kırarım!”

     

    Ben hariç bütün sınıf güldü. Teneffüste onu yanıma çağırdım ve babasının bana söylediklerini tekrar edip, camı kırması halinde babasının da onun kafasını kesin kıracağını söyledim. Bütün çalışma hayatım o bir seneden ibaretti. Ben öğretmenliği sevmedim ama öğretmenleri hep çok sevdim.

     

    Bu vesile ile tekrar bütün fedakar öğretmenlerimizin gününü kutluyorum.


    Yorumlar



    İlgili Haberler