• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Okullar Açılırken…

    Yaz tatilinin turuncu kadife günleri geride kaldı. Okullar açılıyor haftaya. İlkokul çağındaki çocuklar için okulların açılması da kapanması gibi büyük heyecan. Bir yıl daha büyümüşler, bir sınıf daha atlamışlardır çünkü. Bir yıl deyip geçmeyin… Sizin için duvardaki takvim değişikliğinden ibaret olan o bir yıl, bütün hayat serüveni sekiz dokuz yıl olan bir çocuğa bir ömür gelir.

    Okullar açılırken hissedilen heyecanlar türlü türlüdür; öğretmenine kavuşma heyecanı, yeni arkadaşlıklar, yeni bir forma, yeni defterler, yeni kalemler, çanta, kaban vs.vs. Hepsinin çocuk ruhuna ve düş dünyasına ayrı bir dokunuşu vardır.

    Şimdinin çocuklarını birçok bakımdan şanssız görsem de bazı bakımlardan çok da şanslı olduklarını düşünüyorum ben… Zamane çocuklarına ailelerin ilgisi çok yüksek seviyelerde. Her şey onlara göre ayarlanıyor, maddi gücü olsun olmasın diğer çocuklar karşısında ezilmesin diye her şeyin en iyisini almaya çalışıyor aileler. Tabii her şeye rağmen çocukların da bir sınıfı var. Bir olur mu hiç, Nişantaşı çocuğu ile Ümraniye çocuğu… Olmuyor. Ama yine de ailelerin çocuklarının eğitimine bu derece önem vermeleri bizim gibi çocukluğunu 80’lerde yaşayanlar için yeni bir şey. Biz öyle miydik? Kara önlüklerimiz vardı bizim leke gizleyen. Sahi neden siyahtı önlüklerimiz? Üstünde e beyaz yakası… Siyah beyazdık. Polis arabaları da siyah beyazdı o zamanlar. Darbe günleriydi.

    Alelade bir önlüktü bizimkisi. Forma çok fiyakalı bir şeydi o zamanlar. Sadece bayramlarda gösteri ekipleri giyerdi. Onu da okul vermez siz parasıyla alırdınız. Bizim gibi dar seçimli aileler için büyük külfetti. O yüzden öğretmen trampet takımına seçmesin diye başımızı yere gömer, bizden uzun arkadaşlarımızın arkasına gizlenirdik. İçimiz giderdi oysa. Çocuk dünyamız için ağır şeylerdi bunlar. Ama yine de bir azmimiz vardı bizim yoksulluğun ve ezikliğin kışkırttığı. Babalarımızı veli toplantısına göndermek büyük mesele idi ama karnemizde küçücük bir pürüzlü not olsa akşamı dar ederdik babamız ne diyecek diye… Şimdinin ailelerine bakıyorum, anne babalar çocuklardan daha çok öğrencilik yapıyorlar. Çocuklar aksine dünya yıkılsa umurlarında değil havasında. Hele gençlerdeki o kaynağını bir türlü bulamadığım o özgüven patlaması, o garip rahatlık… Biri değil, hepsi öyle… Bizim gibi ezik büzük durmasınlar tamam da ama şişkin karizma hallerinin de bir karşılığı olmalı yaşamda.

    Aslında bunların hepsi eğitim sorunu… Çocukların da kusuru yok. Aile de yetmiyor bir yerden sonra. Siz eğitimi Prokrustes yatağı gibi tek tip ideolojik nesiller yaratmanın bir aracı olarak görürseniz, okuldan da eğitimden de soğur o çocuklar. Okul onlar için bilimsel, çağdaş, özgür eğitimin yapıldığı yerlere değil, Osmanlı devri mahalle mekteplerine dönüşür. Anlatamazsınız üç yanında takır takır bilgisayar kullanan çocuğa bunu. Yerine bir şey koymazsa o yaşta nihilizme vurur, avare yaşar hayatı. Ve bu zayıflığı, yaşamda karşılığı olmayan umursamaz bir özgüven kibriyle ambalajlar. Hep turuncu tatilleri özler böyle çocuklar. Bilemez okulların açılmasının ne doyumsuz bir heyecan olduğunu…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları