• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Öldürme Arzusunun Sona Ermesi ve Barış

     

    Dünyanın en uzun süredir devam eden iç savaşında Kasım 2012’den bu yana barış görüşmelerinin sürdüğü Küba’nın başkenti Havana’da müzakereler sonucu dün “kesin barış” anlaşması imzalandı. Anlaşmaya, Kolombiya hükümetinin baş müzakerecisi Humberto de la Calle ve FARC’ın baş müzakerecisi Ivan Marquez imza attı.

    Müzakereler sonucu bu barış anlaşması, 52 yıl süren ve en az 220.000 kişinin hayatına, 6-7 milyon kişinin yerinden edilmesine neden olan savaşın bittiğini müjdeliyor.

    Kolombiya devleti adına barış sürecini başlatan aktör, çatışmaların tırmandığı 2002-2010 döneminde savunma bakanlığı yapan, nam-ı diğer ulusal medyanın ‘şahin’ olarak gördüğü Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos. Gerillaya taviz vermeyen siyasetçi imajıyla kazandığı pozisyonu savaşı sürdürmek için değil, barışı inşa etmek için kullanmaya karar vererek 2012 Ağustos’unda barış müzakerelerini başlattı. Norveç’in başkenti Oslo’da başlaması gereken gizli görüşmeler, barış karşıtı paramiliter örgütlerin ve grupların görüşmeleri ifşa etmesi dolayısıyla daha şeffaf bir şekilde yürütülmeye başlandı. 26 Ağustos 2012’de iki taraf, barış müzakerelerinin konuların ayrıntılarını netleştiren bir çerçeve belirlediler.

    Bu çerçeveye göre müzakerelerde şu konular karara bağlanacaktı; toprak reformu; silah bırakma; silah bırakan gerillanın siyasal süreçlere katılımı; uyuşturucu üretimi ve ticaretinin durdurulması;  mağdurların hakikat ve adalet beklentisinin karşılanması ve son olarak, barış antlaşmasının uygulanması. Bu amaçla her iki tarafın müzakere heyetleri belirlemesi ve görüşmelerin önce Oslo’da, sonra Havana’da devam etmesi kararlaştırıldı. Müzakere konularının sırayla karara bağlanması, ama barış antlaşmasının sadece tüm konularda anlaşma sağlandığında imzalanması üzerinde de anlaşıldı. Kısacası, yavaş ama yüzde yüz anlaşmaya dayanan bir barış süreci tercih edildi.

    Bu sürecin ardından eski başkan Alvaro Uribe ve eski çalışma arkadaşları Santos’a karşı kampanyalar yürüterek, bu hamleden duydukları rahatsızlıkları dile getirdiler. Eski müttefikleriyle barış süreci arasında bir seçim yapmak zorunda kalan Santos, barışı tercih etti ve 2014 seçimlerine ‘barış adayı’ olarak girdi. 25 Mayıs 2014’te yapılan seçimlerde Santos, %45 oy alan süreç karşıtı rakibinin karşısında oyların yaklaşık %51’ini alarak tekrar başkan seçildi.

    Elbette toplumsal bir barış inşasında sivil katılımının da önemini belirtmek gerekir. 2013 yılında savaşın mağdur ve mağdur yakınlarının hassasiyetlerinin müzakerelere dahil edilmesiyle ilgili meclisten bir yasa geçti. Hem silahlı kuvvetler hem de FARC-EP yönetimi, silahlı aktörlerin işledikleri suçlar için ceza almamasını talep ediyordu. Cezasızlığa dayalı bir barışın her iki tarafın da işine geldiği bir ortamda, mağdurların adalet beklentisinin ikinci plana atılmaması için ciddi bir sivil toplum seferberliği başlatıldı. İnsan hakları ve geçmişle yüzleşme konularında uzman yerli ve yabancı akademisyenler, hukukçular, siyasetçiler Kolombiya’daki müzakerelerde insan hakları boyutunun da ele alınması için uğraş verdiler. Mağdurlar ve mağdur yakınları Havana’ya giderek kendi hassasiyetlerini müzakere taraflarına aktardılar. Ölen, yaralanan veya fidye için kaçırılan sivilleri daha önce savaş zayiatı olarak gören FARC-EP liderleri, neden oldukları insan hakları ihlalleri için mağdurlardan özür dilediler.

    Bu müzakereleri özel kılan bir başka şey de, uluslararası aktörlerin katılımı oldu. Birbirlerine güvenmediklerini hiç gizlemeyen taraflar, arabulucu işlevi görecek devletler belirlediler. Görüşmelerin başladığı Norveç ve devam ettiği Küba resmen arabuluculuk yaparken, Şili ve Venezuela da görüşmelere temsilci göndermeyi kabul etti. Böylece Marksist bir temelden gelen FARC-EP’nin olumlu yaklaştığı iki devletle (Küba ve Venezuela) Kolombiya devletinin yetkin gördüğü iki devlet (Norveç ve Şili), görüşmelere düzenli olarak temsilci gönderdiler.

    Barışa uzanan yolda anlaşmaya dair belli esasları yukarıda belirtmiştik. Dün imzalanan anlaşmanın içeriğinde öne çıkan maddeler şöyle;

    Dün imzalanan anlaşmada öne çıkan maddeler ise şöyle;

    – FARC’ın silahlı örgütten politik partiye dönüşmesi: Anlaşmanın resmen yürürlüğe girmesiyle birlikte dağlarda bulunan 7 bin FARC militanı Birleşmiş Milletler gözetimindeki toplanma kamplarına gelecek ve 180 gün içinde silah bırakacak. FARC’ın düşmanı paramiliter grupların ve uyuşturucu çetelerinin saldırı düzenleme ihtimaline karşı, söz konusu kampların çevresi Kolombiya ordusu tarafından korunacak.

    – Tarafların iç savaş süresince işlediği suçlara karşı hakikat ve uzlaşma süreci kapsamında özel mahkemeler kurulacak. Üst düzey FARC liderleri savaştaki rollerini ifşa etmeleri ve işledikleri suçlardan dolayı özür dilemeleri halinde, hapis dışında alternatif cezalar alabilecekler. Aksi halde 20 yıla kadar varan hapis cezaları ile karşı karşıya kalabilecekler.

    – Hükümet uzun süredir ihmal edilmiş FARC kontrolündeki kırsal alanlarda altyapı yatırımları gerçekleştirecek.

    – 2018 yılı itibariyle FARC’a Kongre’de belli sayıda sandalye verilecek. Oy hakkı olmayacak FARC temsilcileri, barış anlaşmasının uygulanmasına dair konularda söz söyleyebilecek. İki seçim dönemi boyunca Kongre’de yer alabilecek üyeler, sonrasında seçimlere girmek zorunda olacak.

    – Hükümet ve FARC uyuşturucu ekimi ve ticaretiyle mücadelede birlikte çalışacak.

    Tekrar dile getirmek gerekirse, barışa uzanan yolda atılan her adımın hem devlet hem örgüt tarafından nasıl ayrıntılı ve ince bir şekilde hesaplandığına kısaca bakmış olduk. Cesur adımların atıldığı, gururun ve kibrin ikinci plana konulduğu bir sürece tanık olan Kolombiya halkı, uzun süren savaşın ardından belki de bu günleri iple çekiyordu. Bizim de Türkiye halkları olarak bu süreçten çıkarmamız gereken belli başlı ders niteliğinde sonuçlar var.

    Kolombiya’daki barış sürecinin ne denli planlı ve açık olduğunu takdir etmemek mümkün değil. İki taraf üzerinde anlaşılması gereken konuların ne olduğunu en başında bir ön anlaşmayla belirlemiş. Bu tablodan sapılmadan her konu tek tek tartışılmış, sonuca bağlanmış. Defalarca kriz çıksa da, hem sürecin planlı olması hem de birçok arabulucunun varlığı iplerin kopmasını engellemiş. Üç senenin sonunda tarafların silah bırakmaktan insan haklarına uzanan birçok konuda el sıkıştığı bir noktaya varılmış.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları