• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ÖLDÜRMEYECEKSİN
    ÖLDÜRMEYECEKSİN
    10 Ağustos 2016 11:51
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Bir devletin, suçun karşılığı olarak bir mahkûmun hayatına son vermesidir idam. Tarih boyunca işkenceyle ve halka açık olarak uygulanmıştır. Ağırlıklı Asya ülkeleri olmak üzere 58 ülkede idam uygulanırken, 140 ülke idama karşı bir tutum içinde…

    Mısır’da firavunların hâkim olduğu dönemde tanrısal şeylere karşı herhangi bir saldırı ölümle cezalandırılmaktaydı. Bunun yanı sıra yıllık gelirlerini yanlış beyan etmek, ana baba katili olmak, işkence gördükten sonra yavaş ateşte yanmayı gerektiren suçlardı.

    Elde bulunan en eski yasalar eski Mezopotamya’da yayımlanmış bulunmaktadır. Bunlardan, Ur Nammu Yasası (İ.Ö. 2080’e doğru), Esnunna Yasası (İ.Ö. 1900’e doğru), öç alma uygulamasından devlet adaletine geçişi göstermektedirler. Tevrat’da, Romalılarda ve eski Yunan’da idam, değişik biçimlerde uygulanmış ve dinsel bir ritüel olarak kutsanmıştır.

    Eski Yunan’da Sokrates’i baldıran zehrine götüren gerekçeler ise, site tanrılarına ibadet etmemek, yeni tanrılara bağlanmak, gençlerin ahlâkını bozmak idi. Ancak ölüme gitmeden önceki şu sözlerine bir kulak vermek gerekiyor; “Şimdi, ey beni mahkûm edenler! Size bir kehanetimi söylemek isterim; çünkü ben şimdi yaşamın öyle bir anında bulunuyorum ki, bu anda insanlar ölmeden önce sezgi gücüne erişirler. O halde benim katillerim olan sizlere haber vereyim ki, ölümümün üzerinden çok geçmeden, bana verdiğiniz cezadan daha ağır bir ceza sizi beklemektedir. Beni öldürmekle yaşamınızın hesabını soranlardan kurtulacağınızı sanıyorsunuz. Fakat bana inanın, sandığınızın tam tersi olacaktır.”

    1. yüzyıl idama karşı seslerin duyulmaya başladığı yıllardır. Bu dönemin en güçlü karşı çıkışı Beccaria’nın 1764’te yazdığı “Suçlar ve Cezalar” adlı yapıtıdır. Bu dönemin aydınlanmacıları, ölüm cezasının özüne değil, kötü kullanımına karşı çıkmışlardır. İtalyan Beccaria’nın görüşleri, Fransız meslektaşları tarafından çürütülmeye çalışılıyordu. İlk başlarda böylesine yoğun eleştiriler alan Beccaria’nın “cezanın şiddeti suçun engellenmesinde tek etken değildir,” fikri, Voltaire tarafından da “Adaletin ve İnsanlığın Ödülü” adlı eseri ile destek bulduğunda, ölüm cezasının kaldırılması yönündeki kamuoyu giderek olgunlaşmıştı.

    Tarih boyunca bütün ülkelerde, verilebilecek cezaların en üst sınırında yer almıştır ölüm cezası. Günümüze kadar da giderek azalan sıklıklarda devam ederek var olmuş ve birçok ülkede de halen varlığını sürdürmektedir. Bir başka deyişle intikam güdüsü ve kısasa kısas mantığının yasallaşmış hali olarak varlığını sürdürmektedir. Baskı sistemleriyle özdeşleşen ölüm cezası, bu tür sistemlerin en gözde ibret cezasıdır ve bu haliyle de iktidarın kendisi için tehdit kabul ettiği kişiyi; toplumdan tamamen koparmayı hedeflediği bir ceza türü ve insanlık suçudur.

    Oysa ölüm cezası bir adlî hata sonucunda verilmiş ve de infaz gerçekleşmişse, söz konusu hata ortaya çıktığında artık bu durumun telafi edilme olanağı kalmaz. Öyleyse ölüm cezasının kanunlarda bulunması, masum insanların idamı gibi bir tehlikeyi bünyesinde barındırması; ne bireysel ne de kamusal vicdanca onaylanacak bir durumdur. Sonuç itibarıyla bu ceza adaletsiz bir cezadır. Yaşam hakkı bireyin en temel haklarından en önemli olanıdır; toplumun ve muktedirlerin, onu bu haktan men etme gibi bir hakkı asla olamaz.

    Son söz olarak, insanı özne olarak kabul eden her sistem; idamı caydırıcı bir ceza olmaktan çok, ilkel çağların bize kötü mirası olarak ele almalı. H. Hesse’nin çağrısını bir kez daha hatırlamakta fayda var.

    “Ve dönüp dolaşıp geleceğe inanan bizler o eski çağrıyı yineleyeceğiz; “Öldürmeyeceksin!” Yeryüzündeki bütün yasa kitapları gün gelip cana kıymayı yasaklasa, hatta savaşta öldürmeler ve cellat eliyle can almalar da bu yasak kapsamına girse, yine de söz konusu çağrı susmayacak. Çünkü tüm ilerlemelerin, insan olmaya yönelik tüm çabaların temelinde yatan çağrıdır bu.”

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler