• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ÖLMEK Mİ ZOR, KALMAK MI?

     

    Ölmüşüm. Aniden, kimseye haber veremeden… Öyle randevu filan da yok hani. Az önce koltukta oturmuştum.  Dumanı tüten sade kahvem elimde.  Pazartesi gününe ait gazeteler önümde…  Keyif yapıyorum kısaca. Bu ortamda, bu devirde ne kadar yapılabilirse o kadar. Gitmişim. Acı yok, eziyet yok! Vallahi ben öldüğümün farkında değilim. Güya oturmuş gazeteleri okuyorum.

    Musul operasyonunun başladığından bahisle Türk mehmetçiğinin Başika’da kalması haberini okuyorum. Cumhurun başı buna teessüflerini sunuyor. Ha bir de çok güldüğüm “Kürk Mantolu Madonna” olayı var. Madonna bile gülüp kahkaha atmıştır eminim bu kör cehalete… Ölmüşüm… Adam gibi ya da madam gibi mi bilmem. Kendi halimde öldüğümün bile farkına varamadan…

    Odaya eşim girdi bana seslendi.” Buyur canım” dedim gülerek. Eşim bir kez daha seslendi. Kulaklarına bir şey mi oldu acep diye hayıflandım, üzüldüm. “Çiçeğim, buyur” dedim gülerek otuz yıllık hayat arkadaşıma… Eşimin gözleri büyümüştü. Büyüdü… Büyüdü… Sonra bir damla yaş gelip yerleşti göz çukuruna… Bilmeden üzecek bir şey mi yapmıştım. Düşündüm. Çoraplarımı yatağın yanına bırakmamıştım. E, banyoyu da az önce yapmıştım zaten. Kirlilerimi de atmışım sepete… Tıraşımı olduktan sonra banyoyu da temizlemişim kıldan, tüyden… Gece kaçamağı da yapmamışım arkadaşlarla… Niye ağlıyor o zaman!

    Eşim gelip beni sarsınca devrildim. Bu kez kendimi suçladım. Bak bir bek duramadın koltukta, kaykılıverdin işte. Herhalde uyudum birden dürtünce de düştüm dedim kendi kendime… Oysa eşim yere düşen beni sarsıyor, silkeleyip dövünüyor. İçeriden çocuklar geldi sesine. İkimizin yanına koşup onlar da ağlamaya başladılar. Bir taraftan da “Gitme baba, gitme” diyorlar. Hayda ben niye gideyim, nereye gideyim; pijamalarım böyle üstümdeyken…

    Gittiğimi, daha doğrusu öldüğümü kardeşlerim, arkadaşlarım eve gelince anladım. Uzattılar beni yatağıma. Ellerimi birleştirip başıma da bir çarşaf örttüler. Nefes alamıyorum desem de kulak asmadı kimse. Bir de üzerime bıçak koydular. Onu anlayamadım. Birini bıçaklamam mı gerekiyordu acaba. Belki de öte dünya denen yere girerken zebanilerle göğüs göğüse bir kavga verecektim. Halim selim bir adamım, kavgayı da hiç sevmem ki. Yahu ben daha ölüp ölmediğimi bile anlamış değilim henüz. Konuşulanları aynen duyuyorum ama.

    “Ah!” diyor biri. “Kendine bakmadı ayol. O kadar söyledin sen…” Eşime diyorlar galiba.” Bir gitmedi check up’a” Şimdi gitti, bütün dertler size kaldı.”  Bu arada tiyatro matinesinde gala sanki, her yer dolmuş evin içinde… Koltuklar,  divanlar, sandalyeler… Sarmanın yattığı çişli mindere sevmediğim çaçaronlardan biri siyah kıyafetiyle oturmuş. Gülmem geldi şimdi her yeri kıl olmuştur eteğinin. Oh olsun işte mukuf kadın “Yahu gittim, gitmez miyim doktora. “Turp gibisin, bir şeyin yok” dedi işte. Artık sinirleniyorum, sinirlenmesine ya, ben kızdım mı karnım şişer; şişince de sesli şekilde gaz çıkarırım. Ağzımı açıp bağırıyorum güya, duyan kim.

    Biri seslendi. Şist, şist. Sesin geldiği yere baktım. Zayıfça bir adam bana bakıyor. Efendiden biri. Tanıyacağım diyorum ya, aklıma gelmiyor. “Seni duyamaz onlar” “Niye “ Niyesi var mı? Öldün sen, farkında değilsin henüz…” Tanıdım birden. “ Sen, Sabahattin Ali’sin.” “Evet, hiç görmedin mi?” Sonra ilave etti. “Benim ki de laf işte. Sen benim zamanımda nereden yaşayacaksın ki! Daha dünkü çocuksun. Peki, nasıl tanıdın beni?” Şaşırdım. Yahu bende öyle genç değilim ki. Tabi ki senin yaşında değilim. Hoş şimdi sen çok gençsin ya bana göre! Neyse canım. Bütün kitaplarını okudum, seni  fotoğraflarından tanıyorum. Kürk Mantolu Madonna, Kuyucaklı Yusuf, Değirmen, Marko Paşa Yazıları ve Ötekiler… Ya şiirlerin… Mahpushane Türküsü… Birden efkârlandım. Devrimci damarım çıktı ortaya… Ah sazım olsaydı, dedim kendi kendime…

    Başın öne eğilmesin /Aldırma gönül aldırma /Ağladığın duyulmasın/ Aldırma gönül, aldırma… Ne güzel yazmışsın bunu. Haydi, ben kendi kendime öldüm ya. Sana nasıl kıydılar! Hoş şimdi de çok kişiye, gence kıymıyorlar mı?

    “Bak seni duyamazlar. Sen artık diğer taraftasın.” “Yahu tamam da sinirleniyorum işte. Sinirlenince de karnım şişiyor. Sonra da Sabahattin Ali Bey tamamladı.  “Gaz çıkarırsın.” “Nereden bildin?” “Bende çok rastladım bu tür insanlara. Kızıp, sinirlendiler mi gaz çıkarırlardı.” Birden ferahladım. “Yaparım yapmasına ya çok kokar be!” Artık dayanamadım birden zortlayıverdim.  Sesimden ben bile korktum. Bir telaş,  geldiler sese içeriden… Keyifle gülüyorum. Burunlarını tuta tuta bakınıyorlar. Kendimi tutamıyorum işte. Arka arkaya koy veriyorum…

    Elazığlılar buna ‘gavara çekmek’ diyorlar, annemden öğrenmiştim. Fransızlar buna ‘ Bom Atomik’ diyorlarmış. Japonya’da yarışması bile varken Güney Afrika’daki Yanomami kabilesi ise selam vermek için osuruyormuş! İster inanın, ister inanmayın, İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde geçen yıl yapılan bir araştırmaya göre hidrojen sülfit,  bunamaya iyi geliyormuş.

    O gece morga götürdüler, oradan da ertesi gün yıkamaya… Şişkonun biri üzerime suyu döküp sabunluyor durmadan… Her tarafım açıkta. Yahu eskiden utanırdın, diyorum. Aman boş ver, nasılsa öldün, ne utanması… Kıkır kıkır gülüyordum ki, yapma demeye kalmadan adam pamuğu tıkadı.  Üzüldüm, yok yok hırslandım işte. Bir osuruğu çok görmüştüler işte. Yine sinirlenmiştim. Sinirlenince de koy verirdim ya bu sefer supap tıkalı… Belki zorlarsam demeye kalmadı, bir ses çıktı, of…

    Cenazede sordular, “Ey cemaat merhumu nasıl bilirdiniz?” Hepsi bir ağızdan “İyi bilirdik” demesin mi! Oysa orada kavga edip küfrettiğim nicesi duruyor işte. Hoş, bu imamı da sevmezdim ya. İnsanlara nefret duygusunu körüklemiyor muydu bu vaazlarında…  Sinirlendim işte. Bende kabahat, söylemeliydim camide dini merasim istemediğimi bizimkilere. Oh olsun işte. Artık dayanamıyorum ya. Sesli de olmaz ki camide. Hafiften salladım. Ses çıkmadı ya, kokuya ne demeli. Ben dahi kendi kokuma dayanamazken bu cemaat… Gülmeye başladım.

    Artık eşin, çocukların ve dostların son vedasıyla gidiyoruz işte. Hayatta beni sinirlendiren ne varsa, hangi resmi kurum, hastane varsa önünden geçerken saydırıyorum. Bu kez kamyonların, arabaların sesinden pek duyulmuyor, ama olsun canım. Ben selamımı göndereyim de… Ne demişler “Osuruktan tayyare/ selam söyle bizim yâre”

    Birden biri dürttü. Ben ölmemiş miydim; ya nasıl hissettim ki bu dürtmeyi! Gözlerimi açtım ki eşim başımda ve beni sarsıyor durmadan. “Uyan herif uyan!” “Bu nasıl uyku canım. Hem gülüyorsun, hem gaz çıkarıyorsun. Bir de bir koku ki, düşman başına.”

    Ölmemiştim işte. Bu kez keyifle, bile isteye gerinerek son gazımı da yaşadığım için çıkarıverdim. Bu dünya başka nasıl çekilirdi ki…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları