• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Örgütlü yalanlar rejimi

    Gözlerimiz mesafesindeki zulmü tartışmaktan korktuğumuz için anlamsız çelişkilerde debelenir ruhumuz, çoğu sefer anlamsızlaşırız hakikatler karşısında, artık vicdanlarımızı ayaklandıralım.
    Hegemonik rejimin duygusal bölünme stratejisinin devreye girmesi vahim sonuçlar yaratacaktır, bu çok riskli ve telafisi olanaksız mecrada yürüyor-yürütülüyor, salt Türkiye’de değil ülke dışında da kirli oyunlar-tezgahlar bu doğrultuda devrede.
    Duygusal bağlar da koparken sindirilmiş Türk halkı tepkisiz-iradesiz bunu seyir ediyor, ötekilere ölüm getiren sürek avı hep böyle sürmeyecek elbet, geri dönülmez bir duygu kırılması ve güven bunalımı oluştu içte-dışta rejime.
    Keskin yargılar önemli mesafeler aldı toplumda, küçücük çocuklar bile zulümden tanıyor rejimi ve durmaksızın travma-şiddet üretiyor süreç.
    Hannah Arendt.”örgütlü yalan yok etmeye karar verdiği her şeyi ortadan kaldırmaya kararlıdır”der, süreç açısından karşımızdaki rejimin özeti bu ifade. Mezhepçi rejim tanrısal bir erk-hak olarak topluma içselleştirilmiş, kölelik-öğretilmiş cehalet dayatıyor, teslim almayı hak görüyor kendisine.
    Toplumsal hakikatlerin refleksi olan duygusal birlikteliğin rejimi zorlayan maneviyat çıkışları tehdit ve zorla ”ruhsallığı öldürerek” kirli savaşla toplumun barışçıl çıkışları susturuyor.
    Rejim zihinsel tutumu açısından bölücü ve ırkçıdır, medya tekeli öncülüğünde toplumsal iradeyi gasp ederek çıkarları doğrultusunda algıyı yönlendirmek için “örgütlü yalanlara başvuruyor”.
    Yüzyıllardır varlık olarak kendisine yabancılaştırılmış, iktidarın çıkarları için koşullandırılmış, darbelerle korkutulmuş, öfkesini içinde saklayan, kendinden korkutulan, açlıkla terbiye edilmiş bir toplumu harekete geçirmenin zorluğunu yaşıyor bugün demokratik direniş öncüleri.
    Bilinir, toplumların vicdan derinliklerinde sakladığı büyük onarıcı yara merhemleri vardır, ”merhamet tebessümü” gibi hiç beklenmediği anda duyguların acıları birleştirme gücü sorunları çözebilir ve yeni köprüler kurabilir.
    Toplum çocukların katli-öksüzlük-kadın infazları-inanç mabetleri gibi vicdanı galeyana getiren yıkımlara-cinayetlere tepkisini zalime karşı ortaya koyabilmelidir artık, yoksa o “vicdan merhemi” kurtlanır, vicdanın son kırıntılarını da yer.
    Herkes özgürlük hayallerini, acılarını, ağıtlarını, farklı sömürü ve dışlanmaya dayalı zulüm ukdelerini, yasaklanan inancını, kültürünü, edebiyatını, dilini, şarkılarını, sevdalarını ve aşklarını ortak gelecek için mücadeleye katık yapsın, en büyük saray saltanatlarını yıkacak işte bu güç olacaktır.
    Farklı bakış açılarını köreltme-itibarsızlaştırma günümüzün rejim silahlarından biridir. Savaşta çıkarlar çatıştıkça arada “yaşamak” dışında sermayesi olmayan mazlumların yaşamları ucuzlar-ölümleri rejimin istatistik başarıları olarak soyut rakamlara indirgenir ve yine aynı mazlumların”örtük yalanlar rejimine” inanmaları sağlanır.
    Bu “öğretilmiş cehalet” ve “örtük-örgütlü yalanlar” rejimine karşı ortak bir mücadele zemininde buluşmak dönemin en acil görevidir.
    İşin özü mevcut sorunlu düzenin referanslarını esas almayacak, halkın bağrından çıkmış dönem öncüleri -halk aydınlarının halktan yana tavır alması ve mücadeleye aktif katkı sunma zamanıdır.
    Bakın ODTÜ geleneği üzerinden geleceğimize saldıran, farklılık ve hassasiyetlerimizi hiçe sayan, birlikte yaşama iradesine karşı rejim topyekün bir savaş yürütüyor. Gerici fikirlere ilerici mabedlerimizi kurban etmek-aynılaştırmak istiyor.
    Bu ahlaksız yönelişe karşı ortak direnişe ihtiyaç var ve ne yazık ki Kürt halkı dışında meydanda direnen yok! Frantz Fanon’un bu çarpıcı tespiti enfes: “Sömürgeci toplumun ‘en iyi’ aydınları bile sömürgeler hakkında fili tarif eden körler gibi konuşurlar”.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları