• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    OSMANLI VE CUMHURİYETİN DARBELERİ

    Darbeler ve devlet içindeki ayak oyunları, askerin siyasete müdahale etmesi T.C’nin kurulmasıyla tarih sahnesine çıkmadı. Osmanlı’dan devralınan devlet yapısı ve geleneği içinde zaten yeri var. 622 yıl içinde tahta çıkan otuz altı Osmanlı padişahından on ikisinin bir takım taht kavgalarıyla, darbelerle iktidardan indirildiği dikkate alınırsa, Osmanlı ve tarihsel devamı olan T.C devletinin siyasi sistemin meşru saymadığı iktidar mücadelelerine yabancı olmadığı görülür.

    Osmanlı devleti çok renkli bir tarihe sahiptir. Fatih Sultan’dan başlayarak son padişah Vahdettin’e kadar isyanla karşılaşmamış olan padişah yoktur. Bazen üç ayda bir dağıtılan maaşların verilmemesi veya geç verilmesi, akçenin düşen değeri, bazen paşaların veya hanedanın kendi arasındaki iktidar kavgalarıdır. Kutsal kabul edilen hanedan ailesinin kanı dökülmez ancak boğulurdu (zehirlenmelerde olmuştur). Bazen de Batılılaşma ve modernleşme sürecinin getirdiği yeni koşullara, yaşam tarzına itirazlar çeşitli isyanlara yol açmıştır.(III Selim vakası gibi) İktidar kavgaları sırasında öldürülen padişahların intikamının mutlaka alınması ise Osmanlı hanedanın bir geleneği olmuştur. Padişahın itibarını korumak ve caydırıcı olmak açısından iktidarını sağlamlaştıran yeni padişah halefini öldürenleri affetmez, mutlaka cezalandırırdı. On sekizinci yüzyıldan itibaren Osmanlı ordusu yenilgiye uğramaya başladı. Avrupa’da gelişmekte olan kapitalizm feodal Osmanlı’dan üstün silahları, askeri teknolojisiyle, aydınlanma ve yenilenmesiyle; reform yanlısı eğitim kurumlarını, siyasi ve idari yapılarını güçlendiriyordu ve bunları topluma mal ediyordu.

    “Ebedi Şef” 1923-1938 ve “Milli Şef “ 1938’den 1950’ye kadar orduya hâkimdiler. Kürdler ses çıkarsa da çok acımasız yöntemlerle imha edildiler, sindirildiler. Cumhuriyet kademesi emir komuta zinciri ile işlemiştir.

    Ancak siyasi iktidarın seçimle değiştiği 1950’den itibaren orduda homurdanmalar başlamış, cunta örgütlenmeleri baş göstermiş ve nihayet 27 Mayıs 1960’da askeri darbe gerçekleştirilmiştir. Arkası her on yılda bir geldi. 12 Mart 1971’de, 12 Eylül 1980’de iktidara el koyan ordu, 28 Şubat 1997’de “ post modern” darbe ile Necmettin Erbakan hükümetini devirmişti. On yıl sonra 27 Nisan 2007’de Recep Tayyip Erdoğan hükümetine verilen e-muhtıra ise amacına ulaşamayacaktı. Çünkü ordu içinde Cemaat örgütlenmesi adından söz ettiriyordu.

    Neredeyse, on yıllık aralarla meclis siyasetine ordu müdahale ediyor ve ordu eliyle olmayan demokrasiyi ‘restore etmeye’ çalışmaktan da bıkmıyorlardı. Lafta darbelere herkes karşıdır ve demokrasi rejimlerin “en iyisi” veya “en az kötüsü” olarak tanımlanmaktadır. Darbe ile iktidara gelenler buna neden ‘mecbur olduklarını’ anlatırlar ve ‘en kısa zamanda gideceklerini’ söylerler. Ve hemen Atatürk ilke ve inkılapları” doğrultusunda rejimi restore ettiklerine inanarak geri çekilirler. Ancak niyet ve temenniler ne olursa olsun, her darbeyle yapılan anayasal ve yasal düzenlemeler, bir sonraki darbenin koşullarını yaratana kadar darbe anayasası devam eder. Kürdlerin ve sosyalistlerin her darbe sürecinde yaşadıkları eziyetler görülmez.

    AKP ve Gülen Cemaati ortak oldukları dönemde Kürd demokratik siyasetine birlikte saldırmışlardır.

    15 Temmuz, İslam-Türk sentezcisi olan cemaat ile Türk-İslam sentezcileri arasında olduğu için ilk etapta Kürdler ve sosyalistler bu çatışkıdan pek etkilenmedi gibi görünüyor. Ama Türk İslam sentezcilerinin üçlü ittifakı (AKP-MHP-CHP) kendi koşullarını yarattıktan sonra, asıl hedefleri Kürdlere ve sosyalistlere daha azgınca saldıracaktır. Türk-İslam sentezi söz konusu olduğu için ulus devletle birlikte ordunun da sahibi durumuna geçen bunlar oldu. 15 Temmuz sonrası Türkçü ve dinci ittifakın, Kürdlere her türlü kötülüğü hazırladığı tartışma götürmez. HDP’nin demokrasi çağrılarında dışlanması buna örnektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konseptinde HDP’nin adı bile okunmuyor. Türk -İslam sentezcilerinin Kürdleri görmediği veya olayın dışında tuttuğu da sanılmamalı. Tek dil, tek din, tek millet söz konusu olduğundan dolayı Türklerle Kürdler aynı biçimde ele alınmaz. Türkçü ve dinciler için “olağan şüpheli” olan Kürdler farklı bir temelde değerlendirilir…

    Türk-İslam paradoksu aşılmadan demokrasiye ulaşılmaz. Bunun için de öncelikle Türk-İslam sentezi ile yüzleşmek gereklidir.

    Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri hangi konu açılırsa açılsın, ‘vatan hainleri’nden bahsedilir. İç ve dış mihrakların Türkiye üzerindeki oyunlarından söz edilir, Nerede bir komünist görülürse ‘başı hemen ezilmelidir,’ fetvaları verilir. Her fırsatta Kürdlerin Şaki ‘liğinden bölücülüğünden bahsedilir. Kürdler yıkılmadan, ezilmeden, Aleviler asimile edilmeden, komünistler yok edilmeden T.C. Devleti’nin refaha ve güvenliğe kavuşamayacağından dem vurulur.

    Dolayısıyla, “o düzelse, bu değişse, bu sorun çözülse; o önümüze engel, o Türk düşmanı, o din düşmanı, o bayrak düşmanı,” diye diye aydınları, sosyalistleri, Kürdleri, Alevileri, akademisyenleri, Ermenileri vd. Anadolu çomarı milliyetçilere ve dincilere düşmanlaştırdı. Uzun sözün kısası T.C tarihi sorgulamadan, resmi ideolojinin zehri ile yüzleşmeden; darbelerle, anti demokratik uygulamalarla hesaplaşılmadan geldik bugünlere. Sorun ne AKP’dir ne de sistemin diğer partileridir… Sorun eşit Demokratik Cumhuriyet’tir. Aydınlanma eğitimidir, demokrasi kültürünü hayata geçirmektir, evrensel insan haklarını benimsemektir. 15 Temmuz’un arkasında, bilinen ve bilinmeyen birçok neden, etken ve organizatör var anlaşılan. Kesin olan şu ki, egemen sınıfların planları ve programları hayata geçirilmek istenmektedir.

    FETO’cuları illegal partilerle ilişkili göstermek bir psikolojik savaş yöntemi ve Gülen’ci cemaatçilerin AKP tarafından beslenip büyütüldüğünün gözden kaçırılması için yapılmış spekülasyonlardır.

    Ne Cumhurbaşkanı Erdoğan, ne Abdullah Gül, ne de AKP hükümeti hiç kendini sağa sola vurmasın… Eğer bugün “FETÖ” diye bir olgu varsa, sorumluları ve yaratıcıları onlardır. AKP içinde daha bir ok irili ufaklı tarikat grupları var. AKP ve Fethullah Gülen cemaati kendilerini güçlendirmek için Kemalist odaklara karşı ittifak kurdular. Ancak her ikisi de iktidar üzerinde hâkimiyet ve güçler dengesinden dolayı birbirlerine düştüler.

    Darbe girişimi bir sonuçtur. Ve bu sonucun ortaya çıkmasında AKP’nin büyük sorumluluğu vardır.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Aldatıldık!” diyerek günah çıkarması değil, siyasi sorumluluğu olanların da ortaya çıkarılması ve hesap verilmesi önemlidir.

    Bir düşünsenize, AKP darbe anayasası ile iktidarda… Ve YÖK ile yoluna devam etmekte…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları