• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    ÖTEKİLERİN TARİHİ ANADOLU

     

    Kitabımın arasında Okaliptüs ağacından ödünç aldığım uzun yeşil yapraklar duruyor. Kitap ayracı olarak kullanıyorum kimini. Okuduğum kitabın önemli yerlerine şerh düşüyorum onlarla kimi zaman… Yazın serinliğinden faydalandığım yetmezmiş gibi şimdi de işime yarıyor.

    Okaliptüs ağacı özel bir ağaç; bunaldığımda yapraklarını,  elimin arasında eziyorum, o serinleten rayihasını sunuyor ellerime, burnuma… Suyu hayli seven bir ağaç.  Bataklıkları kurutmada çokça faydalanmış insanlar. Bu yüzden sahillerin vazgeçilmez ağaçlarından… Tuzlu suda bile yaşamasını beceriyor. Üstelik bundan şikâyet dahi etmiyor. Zaten yapraklarını da hiç dökmüyor.

    Okaliptüs yaprağı arasında olduğu sayfadaki bir satırı işaret diyor. Okuyorum: “Acaba insanlar camdan yapılsalardı, daha mı iyi olurlardı? Başkalarına daha mı çok dikkat etmek zorunda kalırlardı?  İnsanlar yeterince kırılgan değiller. Ölümlü olmak yetmiyor demek ki. İnsanın kırılabilir olması da lazım.”

    Çoğunluk olan bir o kadar da gaddar oluyor. Hemencecik yekdiğerini, azınlık olanı, zayıf ya da farklı olanı dışlayıp ötekileştiriyor.  Etrafınıza bir bakın. Farklılıkları göreceğinizden eminim. Birazcık saf diye nitelediklerini, vücudunda eksiklik olanı, dini farklı olanı, farklı bir milletten olanı nasıl da ayrıştırır kendilerinden…

    Hoş,  zayıf insanı dışlayıp öteki kılan güçlü erk, hayvanları da ötekileştirmiyor mu? Görece güçlü olanı, zayıf olandan; çirkin olanı güzel diye kabul ettiğinden boyuna dışlar durur.  Yılan gibi, ayı gibi ya da çakal gibi der karşıdakine…  Kendini ise Arslan’la, kaplanla, kurtla, kartal ya da şahinle özdeşleştirir. Bu bir nevi hayvanları da ötekileştirmedir.

    Daha çocuktum; kendimi bana yabancılaştıran, ezilmeme neden olan ilk davranışı bana tattırdıklarında… Ekmek almaya giderken iki işaret parmağını yan yana getirip böyle misin? Sonra da iki işaret parmağını üst üste getirip böyle misin diye yolumu kesip beni çekiştiren benden hayli büyük çocukların darbesini yediğimde… Anlamamış şaşkın şaşkın bakmıştım yüzlerine… Daha, yan yana ya da üst üste parmağın ne anlama geldiğini bilmez bir yaştaydım. Beni hayli hırpaladıktan sonra elimdeki ekmek parasını da alıp gitmişlerdi. Eve döndüğümde annemin dizine başımı yaslayıp için için ağlamıştım.

    Annem kimseye farklı davranmamam konusunda beni hiç uyarmamıştı. Böyle bir davranışı bize hiç öğretmemişti ki… Ondan bu tür bir davranışı hiç görmemiştik. Gün olmasın ki otobüste, minibüste ya da vapurda bir anne çocuğunun küfür etmesinden, başının bitlenmesinden ya da uyuzdan Suriyelileri, Kürtleri mesul tutmasın; onlardan şikâyet etmesin.

     

    bedros görsel

     

    Hırsızlığı hemen kolay yoldan mahallede çöpten ekmeğini çıkaran Romanlara layık görmezler mi? Kendilerini Müslüman, dindar sayıp, diğerlerine gâvur diyen zihniyet için biz hepimiz öteki değil miyiz?

    Kendi kadınlarından, kızlarından farklı davranan, farklı giyinen öteki kadınlar ayırımcı bir cinselliğin kurbanı olarak hakir görülmezler mi toplumda…

    Tüm öteki dinleri ve mezhepleri sapkın olarak nitelendirdiklerinde, nasıl da incittiklerinin farkına dahi varmaz bu insanlar… Kiliseler, Sinagoglar, Cem evleri onlar için önemsiz yapılardır. Ezidi’lerin sabah, akşam güneşe doğru yaptıkları namazlar onlara göre sapkınlığın işaretidir.

    Bütün diğer din mensupları onların esiridir sanki… Onların yüce hoşgörüsü sayesinde dini vecibelerini yerine getiriyorlardır. Hoşgörü ve empati; ne iğrenç ve aşağılık bir sözcüklerdir bilir misiniz? Esirler hayatta kalabilmek için kendilerine yaşama izni verenlere hayranlık duymak ve bunu göstermek zorundadır. Onlardan şükranla ve saygıyla söz etmek durumundadırlar. Bir fare, kedinin nasıl ki tırnaklarını yalar ve ona” sen muhteşem bir avcısın. Bırak beni gideyim ”der, öyle… Bir halk ya da bir iş yerinde çalışan işçiler haklarını istemeye görsün, isyan eder olsunlar. Hain, arkadan vuran, kalleş yılanlardır değil midirler?

    İnsanın söylemek istediğinden fazlasını söyleyemiyor olması nasıl bir acıdır bilir misiniz? Elimizden toprağımızı, malımızı hatta canımızı alanların bizi hıyanetle suçlayıp bir de ekmeğimiz yiyorsunuz demeleri yok mu? Asıl inciten bu laflar olsa gerek.

    Bunun için aşağılanmış her insan, aşağılanmış bir diğerini teselli edip onu yüceltir. Bu kendisi için ve diğer ezilmişler için başvurduğu tek dayanaktır.

    Elimde ‘GÖBEKLİ TEPE ve TANRILARIN DOĞUŞU’ kitabı var. Mısır piramitlerinden 7 bin yıl önce kurulu bir yaşamı anlatır. Bu toprakların yaşamına dairdir bilim adamlarının ve arkeologların bize aktardıkları bilgiler. MÖ 9 bin yılına ait sayılan zaman yine Anadolu ve Mezopotamya’nın tarihidir. Yani ne şimdiki dinler vardır ne de şimdiki milletler…

    Yani şunu bilmemiz gerekiyor. Bütün bu coğrafyada yaşayan halkların hiç biri diğerine göre öteki değildir. Ötekileştirme feodal çağ ve yeniçağla birlikte yaşamımıza girip bizi yekdiğerinden ayırmıştır. Mitolojiyi okuyup araştırdığınızda halklar ve dinler arasındaki geçişleri, benzerlikleri de görmüş olacaksınız. Ancak o vakit zıtlıkların, kavgaların ve savaşların kimlere yaradığının da farkına varacaksınızdır.

    Yani Kitabı Mukaddes Harran civarında İbrahim tarafından tek tanrı inancı olarak anlatılmaya başlandığında, Mezopotamya ve Harran’da tarih en az 10 bin yıl önceden başlıyordu. Yani kimse diğerine göre öteki değildir. Bu ötekileştirme sadece egemen sınıf tarafından adlandırılır. Sadece onlara hizmet eder.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları