• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Peki, sizin hiç mi utanacak bir şeyiniz yok?

    Ludwig Hirsch öldü (24 Kasım 2011). Akciğer kanseri teşhisi konmuştu. Özgür ölümü seçti. Kalan özgürlüğünü ölümünden yana kullandı. Belki de bu beklenirdi ondan zaten. Bu beklenmeliydi. Bunu bekledik.

    Avusturya, daha doğrusu Almanca dünyası dışında pek tanınmasa da pop tarihinin en samimi şarkı yazarlarındandı HirschLudwig Hirsch. Mezarı başında ölümüne ağlayamadığını itiraf ettikten sonra geçmişte kendisine, o çocuk ruhuna ve bedenine yaptığı kötülükleri hatırlayarak ancak ve nihayetinde de muzip bir sırıtışla affetiği büyükannesinin şahsında ve bu bir şarkılık (yeterli, yeter) affetme sürecinde Nazi geçmişinden katolik kilisesinin riyakârlığına kadar birçok cephede birden ülkesine ideolojik saldırıda bulunan hesaplaşan (die Omama), taşra insanının, köylüsünün muhafazakâr ürkünçlüğünü bir ‘köyün delisi’nin batıl itikatların motivasyonu sonucu acımasızca öldürülüşü üzerinden deşifre ve afişe eden (der Dorftrottel), savaş karşıtı şarkısının sonunda ise yanlışlıkla düşmanın topuna kafasını soktuğunda havaya uçan generalin ardından “yaşasın generalin ölümü” diye keyifle haykıran (der General) bu kara mizah ustası, bildik ortamların bilmezden gelinen gerçekliklerini anlattığı şarkılarını Austropop‘un altın yılları olan 1970’lerden beri bu türün müzikal formunda söylüyordu, söyledi ve hiç de vazgeçmedi bundan. Çünkü şimdi hâlâ geçmişin ipoteği altındaydı, yüzleşme öyle bugünden yarına olabilen bir şey değildi.
    Durup durup Avusturya ile Türkiye arasında kimi paralellikler kuruyorum ya, bu yazıda da böyle olacak herhalde, böyle gidecek: Burası daha düne kadar insanların asit kuyularında yakıldığı, işkence edilip cesetlerinin yol kenarına atıldığı bir ülke. Önceki gün, önceki günlerde ise soykırımların, toplu kıyımların art arda geldiği. Burası, yani Türkiye. Üstelik hukuksuzluk ve şiddet hâlâ, bugün de dizboyu. Balçık içindeyiz yani. Kandan balçık yani. Geçmişimizdeki soykırımlara, kıyımlara yenilerini eklemek için hazırda beklememiz, linç kolonilerinden beldeler, belediyeler, vilayetler inşa etmemiz de cabası.
    Ama heyhat, siyaset alanında kimi zaman ürkek, utangaç ya da hesaplı, kimi zaman ise bedelinin burnundan getirildiği bir açıklık ve cesaretle dile gelse de bu olup bitmeyen, bitse de bitmeyenler; biz kent, kasaba ve köy insanlarının kendinden memnuniyeti gıdım etkilenmiyor bunlardan. Bütün bir nüfus sanki göstermelik bir salon süpürgecisi. Pisliklerin üzerine serili,çekili otantik halının, bu büyük yayılma, yumuşatma, rehavet sembolünün üzerinde dur durak bilmeyen bir tepinme, bir göbek dansı. Popüler kültür de haliye azade bütün bu kara geçmişten, karanlık şimdiki zamanlardan. Azade addediyor kendini. Kara kutuların klip klaplarına fon müziği, müstehcen düğün salonlarına içler acısı bir kitsch dekor.
    Biraz sofistikeyse snobe bir karşı özdeşlik hali, makro bir sinizm miskinliği, seviye biraz düştü mü de avanaklık ölçüsünde bir avunma ve hatta övünme, babalanma hali zaten. Filminden şarkısına kadar.
    Ulan, hiç mi suçunuz yok, itiraf edip hafifleyecek, hiç mi utanacak bir şeyiniz yok anlatıp da rahatlayacak? Hiç mi bayrak asmadınız pencerenizden, hiç mi alkış tutmadınız takır takır takır’lara gece yarıları yarı belinize kadar sarktığınız pencerenizden? En eleştireliniz ya da en harbiniz saklanmadı mı yorganının, yatağının altına?
    Bu kadar kolay mı, bu kadar mı konforlu bu büyük utanmazlık, arsızlık?
    Huzur bul artık Ludwig Hirsch. Ruh kardeşimiz bizim.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları