• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    PERDENİN ARDINDAKİLER
    PERDENİN ARDINDAKİLER
    2 Kasım 2016 09:51
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

    İranlı yazar Azer Nefisi’nin kitabı “Tahran’da Lolita Okumak” kitabı, bir grup İranlı kadının her hafta Nefisi önderliğinde toplanıp yasaklanmış batı edebiyatı eserlerini okumasını anlatır. Başlığa Lolita’nın taşınmasının iki sebebi vardır; birincisi İranlı kadının tutsaklığı ile Lolita’nın tutsaklığı arasında psikolojik ve politik bir bağ kurmak, ikincisi ise Lolita’nın sadece İran’da değil, batı toplumlarında bile kabul edilmesi zor bir kitap oluşudur.

    Azer Nefisi’nin Nabokov’un Lolita’sı üzerine yoğunlaşmasını açmak gerekirse eğer, 12 yaşındaki kimsesiz ve gidecek başka bir yeri olmayan Lolita’yı kendine cinsel obje olarak seçen ve deyim yerindeyse onu “kapatan” Humbert’ın Humeyni’yle benzerliği ve ikisinin de birer diktatör oluşudur. Lolita, Humbert’ın rüyasıdır. Nefisi’nin deyimiyle İran kadını da bu açıdan Lolita’dan farksızdır. Kendi sesi boğazına tıkılmış temiz, parlak ve mütevazı İran kadını da Humeyni’nin rüyasıdır.

    İran’da edebiyat tutkunu bir öğretim üyesi olan Azer Nefisi, İslam Devrimi’nden sonra başörtüsü takmadığı için Tahran Üniversitesi’nin kapıları yüzüne kapanınca; bazısı dindar, bazısı laik ailelerden gelen yedi kız öğrencisiyle kendi evinde gizli bir edebiyat kulübü kurar ve her perşembe günü düzenli olarak bir araya gelmeye başlarlar. Sokakta dini düzenin tüm baskı ve kurallarını yaşarken, hocalarının evine adım atar atmaz çarşaflarını çıkarırlar, aslında Nefisi’nin deyimiyle üzerlerindeki baskıyı çıkarırlar ve özgürlüğü yaşarlar. Bu derslerle aslında kadınlar kendileri için küçük ama özgür bir dünya kurmuşlardır. Ayrıca Nefisi’nin öğrencileri, Lolita’nın gerçeklerinde kendi gerçekliklerini sorgulama fırsatını bulurlar. Vurgulanmak istenen Humbert’in Lolita’ya bakış açısı ile İran İslam Devrimi’nin İranlı kadına bakış açısındaki paralelliktir. Humbert’in sağlıksız iç dünyasından Lolita’ya bakışı ile İran İslam Devriminin kadına bakışı örtüşür. Her ikisi de kadınının geçmişini yok eder ve onu yeniden biçimlendirmeye kendi bakışı içinde yarattığı kadın olmaya zorlar. Her iki durumda da kadın bundan kurtulmaya uğraşır. Her ikisinde de kadın; kadın olduğu için başlı başına bir suç unsurudur ve bu nedenle kendisine yapılanları hak eder. Nasıl totaliter rejimde kadının özgürlükleri elinden alınıyor ve suçlu kabul ediliyorsa Humbert de Lolita’yı okura aynı bakış açısıyla sunar. Sokakta dini düzenin baskılarına kendileri için bir mabet özelliği taşıyan o oda, onların başkaldırı ve varoluşlarının mekânı olur. Bu da onlara başka bir dünyanın kapılarını açar.

    Her ne kadar burada yapılan edebi tartışmaların odağında batı eserleri ve batılı kahramanlar olsa da aslında Lolita’nın bireysel hüsranı ve yalnızlığının yanına, İranlı kadının toplumsal yalnızlığı ve toplum dışına itilmesi gibi analizler yapılmıştır ki romanın asıl değeri bu sorgulamalar da yatmaktadır. Doğu ve Batı kadınının sorunlarının kaynağı arasındaki farklar, bireysel ve toplumsal çıkış noktaları ve kadının değişmeyen çaresizliği, çözüm bulma iradesi romandan çıkarılan sonuçlar olur.

    İslam ülkelerinde yazılan kadın edebiyatı, ev içinde, kapalı perdeler arkasında filizlenen bir edebiyattır. Tüm bu koşullara rağmen kadınlar, incelikli duyguları ve içlerine tuttukları sedef aynalarıyla, kadim kültürlerinin izlerini sürmeleri de tartışılmaz bir başka gerçek…

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler