• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    PERŞEMBENİN GELİŞİ!..

    Hani bir laf vardır, “Perşembe’nin gelişi çarşambadan bellidir” diye, bu laftan yola çıkacağım ama yine ne demek istediğimi sadece biz Kürtler, bir de olup bitenin farkında ve takipçisi olan vicdanlı aydınlar, sosyalistler anlayacak. Savaşın bu hızlı tırmanışının, halklar arasındaki bu ürkütücü ayrışmanın bizim tarafımızdan epeydir öngörüldüğünü söylemek istediğimi. Biz Kürtler savaşın bütününün hem mağduru hem muhatabı hem neferi olduğumuz için, bütün bu süreçte geliştirdiğimiz ferasetimizle yapılmak isteneni, kaçınılmaz olanı önceden görüyor, biliyoruz. Ama Türk kamuoyu devletin kara propagandasının ve onun taşıyıcısı, yandaşı ana akım medyanın öylesine etkisi altında ki, bizim uzun, ıstırap ve fedakarlık yüklü bir manzara olarak içinde yer aldığımız bir savaşı sadece anlık flaşlar olarak görüyor ve gözünü kapıyor, unutuyor.

    Bunun, bu duyarsızlık ve bilinçsizliğin en net örneği, eylemsizlik süreçlerinde ortaya çıkıyor. Her çatışma döneminden sonra Kürt özgürlük hareketi barış sürecinin önünü açmak için eylemsizlik ilan ediyor. Ve o güne kadar her çatışma haberinden sonra Türk asker ya da polislerinin ölümlerinin ardından sesini yükselten Türk kamuoyu her eylemsizlik ilanından sonra tekrar her zamanki umursamaz haline dönüyor. Ama aynı şey Kürtler için geçerli değil. Onlar bütün bu eylemsizlik süreçlerinde de devam eden operasyonlarda evlatlarını kaybediyor. Ve bir yandan onların acılarını yaşarken, bir yandan da taleplerinin ve haklarının takipçisi olarak demokratik eylemlerini ve örgütlenmelerini sürdürüyor. Sonra yine aynı şey, çatışma ve Kürt sorunu tekrar gündemde.

    Hele bu defa, AKP Hükümeti neredeyse adım adım ve daha seçim sürecinde başlayarak, aylardır yeni stratejisini örüyordu. Halkımızı AKP’lileştiremeyeceğini anladığından ve kendisinin de devletleştiğine kanaat getirdiğinden beri Hükümet imha, inkar, ve savaşın peşinde dolu dizgin gidiyor. 12 senedir barış, barış diye mütemadiyen kafa yoran ve önerilerde bulunan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın yol haritası hasır ediliyor, kendisiyle yapılan müzakereler kesiliyor, avukatları ile görüşmesi engellenerek tecrit ediliyor. Kürt halkının analarının ak sütü gibi helal oyları ile seçtikleri vekilleri, belediye başkanları, sivil siyasetçileri cezaevine atılıyor. Başbakan her konuşmasında Kürt halkına hakaretlerini sürdürüyor. Diğer taraftan gerilla devamlı provoke edilip özsavunmaya zorlanıyor, medya Sri Lanka modelini topluma ezberletiyor. Bütün bunlar aslında Türk kamuoyunun gözünün önünde gerçekleşti. Ama bu kamuoyu sömürgeci ideolojiyi öylesine içselleştirmiş ki bir kez olsun Kürt halkı ile empati kurmayı denemedi, denemek istemedi. Bir kez olsun gerillanın da anaları olduğunu hatırlamadı, hatırlamak istemedi.

    Kayıp verdikleri her çatışmanın ardından infial içine giren bu kamuoyu, asla bir önceki çatışmayı hatırlamadı, onunla bağlantılandırmadı. Her defasında aynı ezberi en başından tekrarladı. 30 bin, 40 bin diye ezberden söylediği rakamların büyük çoğunluğunun Kürt gençleri olduğunu aklına getirmedi.

    Ve işte tam da bu yüzden 30 yıldır vakarını koruyan, onurundan taviz vermeden ‘barış’ diyen Kürt halkının karşısına savaş çığırtkanlığı ile çıktı. Evet, bugünlerde yine vakar ile çığırtkanlık karşı karşıya. Vakar savaşın bütününü görenlerin tavrı, çığırtkanlık sadece kendinden saydığının ölümünde sokağa çıkan cehaletin.

    Şimdi onlar sokaklarda kan peşinde, ırkçı sloganlar atarak birkaç gün sonra hala sürdüğünü hatırlamayacakları bir kara harekatını kutluyorlar. Biz Kürtler içinse bu yapılan 25 önceki harekatın umarsız bir tekrarı. Bir savaş sürecinin acı ve onurla yaşanacak bir aşaması.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları