• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Referandumda halk neye oy vereceğinin bilincinde değil…”
    “Referandumda halk neye oy vereceğinin bilincinde değil…”
    25 Ocak 2017 12:33
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     PakratEstukyan iyi bir gazeteci ve yazar. Agos gazetesindeki yazılarında Türkiye halklarının barış içinde bir arada yaşamını savunur. Bir barış gazetecisidir. Bu coğrafyanın kadim tarihinden gelen zenginliğinin medyadaki temsilcilerindendir.

    Pakrat Abi’yle buluştum ve kendisine Türkiye’nin gündemini ve toplumsal barışı sordum…

    Çok teşekkür ederim röportaj teklifimi kabul ettiğiniz için. Türkiye referanduma gidiyor ancak gazeteciler, siyasetçiler hapiste… Ayrıca OHAL süreci yaşanıyor. OHAL sürecinde referandum nasıl yapılabilir, nasıl olacak?

    Bir oldubitti süreci yaşıyoruz, emrivaki süreci yaşıyoruz. Sadece gazeteciler değil, Türkiye’deki gerçek anlamdaki muhalefet partisinin, referandum süreci söz konusuysa, eş bakanları da hapiste. Bütünüyle oldubitti operasyonunun içindeyiz. Bu mevzu gündeme geldiği andan itibaren böyle gidiyor zaten.  Hiçbir şey tartışılmadı. Referandumda halk neye oy vereceğinin bilincinde değil.  Siyasi tercih meselesi değil artık bu. Bir tarafta toplumun bir kesiminin taptığı bir iktidar var,biryandan da ondan nefret eden bir kitle var. Bu iki kesimin biri ‘evet’ diyecek, biri ‘hayır’ diyecek.  Muhtemelen memleket ortasından yarılmış olacak, bir kutuplaşmaya gidecek. ‘Hayır’ çıkarsa memleketin hayrına olmayacak. Çünkü 7 Haziran’ı tanımayan zihniyet, ‘hayır’ı da tanımayacak. Dolayısıyla ben çok endişeyle bekliyorum 6 Nisan gününü. Gönlümden geçen ‘hayır’ çıkmasıdır. ‘Hayır’dan yana oyumu kullanacağım. Ama referandum sonucunda “Yüzde 51 ‘hayır’ çıktı,‘evet’ler yüzde 49’da kaldı,” dense, akabinde olacakları düşünmek bile istemiyorum.

    2

    Yani 7 Haziran’da yaşanan sürecin bir benzerini mi yaşayacağımızı düşünüyorsunuz?

    Beterini yaşayacağımızdan korkuyorum.  Gezi olaylarından beri “Ben yüzde 50’yi zor tutuyorum,” diyen bir zihniyetin referandumdan sonra daha cüretkâr davranacağını, daha büyük kartlar açacağını düşünüp korkuyorum.

    ‘Evet’ çıkarsa ne olur?

    ‘Evet’ çıkarsa… Memleket 5 Nisan’a hangi şartlarda gidecek, bilmiyorum. Mesela 5 Nisan’a giderken Türk lirasının değer kaybı hangi orana varmış olacak, bilmiyorum. Hiç küçümsenmeyecek bir orandır, bir buçuk aylık zaman dilimi içinde yüzde 30’luk bir değer kaybı yaşadı Türk lirası. Yüzde 30’luk birdevalüasyon anlamına geliyor bu. Bunu bir buçuk aylık süreçte yaşadık… Aralık ayının başından Ocak’ın 5’ine 6’sına kadar yüzde 30’luk bir değer kaybı yaşadık. 5 Nisan’akadar bu değer kaybı nereye çıkacak, insanların yoksulluğu nereye gelecek, bunu da kestirmek mümkün değil. Dolayısıyla‘evet’ çıksa bile artık huzurlu biri ülkemiz yok bizim. Kırılgan bir ekonomimiz var. Bugüne kadar “Ekonomi yolunda,” derken bize bankaların karlarını gösteriyorlardı.  Bankalar kar etti ama bunun dışında hesap edilecek başka bir şey yok. Yurt dışı yatırımlarımızı yıllardan beri kaybettik.  Bir inşaat sektörü vardı;Libya’da, Suudi Arabistan’da,Rusya’da büyük projeler alan… Ama bu sektör de belki on yıldır bu alanları kaybetti.  O alanları kaybettiği için iç piyasaya baskı yaptı. İçeride inşaat sektörünü tırmandırdı ama o da doyum noktasına geldi. Şimdi yaptıkları binaları satmakta zorlanıyorlar. İnsanların alım gücü kırıldı. Alım şevki de kırıldı daha doğrusu… Şu anda parası olan bile artık parasını ne yapacağını bilmiyor.

    Peki, bu süreçte demokrasi güçleri sizce nasıl hareket etmeli, ne yapmalı? Gerek sivil toplum örgütleri gerekse siyasi partiler…

    Ellerindeki bütün enstrümanlarla muhalefet etmeye devam etmeliler.Çünkü ellerindekienstrümanlar artık çok zayıf. Biraz önce burada “Gazeteci olmak, gazeteci ölmek” başlıklı toplantıdaydık… Basın öylesine kuşatılmış ki, artık basının gücünden de bahsetmek mümkün değil.  Ellerindeki enstrümanlar çok zayıf ama o zayıf enstrümanlarla yine bildiklerini yapmak zorundalar. En önemli vurguda savaş karşıtı olmak, şiddet karşıtı olmak… Çünkü bu hükümet artık kendi varlığını savaşı tırmandırarak mümkün görüyor. İktidarını,Türkiye’yi savaşa sokarak mümkün görüyor. Bütün azim bunun karşısında durmakta olmalı.

    Gazeteciliğin duayenlerindensiniz. Agos gazetesi gibi bir gazetede yazıyorsunuz. Sizce medya kutuplaşmayı engellemek için ne yapmalı?

    Agos ve diğer birkaç gazete, Birgün, Evrensel… Bizler artık etkisiz gazeteleriz. Genel olarak gazetelerzaten etkisizleşti. Türkiye’de gazete satışları bütün zamanların en düşük düzeylerine geldi.  Halk haber almak için gazete almıyor. Ama bir taraftan da iktidar yandaşı bir büyük blok var ki,  bunlar iktidara yakın şirketlerden aldıkları reklamlarla, ilanlarla varlıklarını sürdürüyorlar ve kamuoyu oluşturma gücü her ne kadarsa –tabii televizyonlarında daha fazla- oluşturuyorlar. Ama bu tarafta Evrensel, Birgün, Agos, kısmenCumhuriyet gibi gazetelerin bu kulvarda büyük bir gücü kalmadı. Agos’untirajı topu topu 5 bin…  Evet, internette daha fazla okunuyor, bunun on katına çıkıyor kimi yazılar, kimi haberler… Ama genelde, totalde büyük bir alanımız yok. Yine televizyonlara gelince, İMC televizyonu gibi çok önemli bir mecrayı kaybettik, Hayat televizyonunu kaybettik. yurt dışından yayın yapan Mednuçe vardı, o kapandı. Şimdi onun yerine News Channel var ama News Channel de bıraktığı yerden devam edemiyor, epey geri düştü. Daha çok programtekrarlarıyla günü götürüyor, zaman isteyen bir şey televizyonculuk… O yüzden de kamuoyu oluşturmakta çok büyük bir gücü ne yazık ki olamayacak.  Bu artık olabildiği kadar Halkların Demokratik Partisi’nin, sesini duyurabilmesiyle mümkün… Orada da dediğim gibi eş genel başkanların hapiste olması çok büyük bir kayıp, çok ağır bir kayıp…

    3

    Peki, sivil toplum örgütleri partilerden bağımsız olarak neler yapabilirler?

    Bakın, şimdi biz sizinle bu söyleşiyi Gazeteciler Cemiyeti’nde yapıyoruz. Gazeteciler Cemiyeti çok eski, kurumsallığı olan, gelenekselleşmiş bir sivil toplum teşkilatı. Fakat salt güvenlik gerekçesiyle bugünkü toplantıyı bile lokalde yapmak durumunda kaldılar.  Önceleri daha geniş bir salonda yapılırdı. Biraz önce programın açılışında, toplantının açılışında bunu deklare ettiler ki, gününşartlarını göz önünde bulundurarak güvenlik için burada yapmayı daha uygun buldular.  Bu hayatın her yerinde bizi kısıtlayan bir şey, her yerde karşımıza çıkacak. Siviltoplum örgütleri de her adımını iki defa, dört defa, altı defa düşünerek atmak zorunda kalacaklar bu süreçte. Çünkü biliyoruz ki, güvenlik anlamında da çok büyük zaafları var Türkiye’nin. Binlerce IŞİD militanının Türkiye’ye geldiğini, her an, her yerde bir eylem yapabileceklerini biliyoruz.  Şunu da söyleyeyim ki, demokrasi güçleri artık bir kez daha AnkaraGar saldırısı yaşamak istemiyorlardır. Bir Suruçkatliamı daha yaşamak istemiyorlardır. Bir intihar bombacısı yüzünden 34 pırıl pırıl çocuk kaybedelim veya Ankara’da olduğu gibi yüz küsur gibi kişiyi kaybedelim; buna hiç kimsenin tahammülü yok artık, hiçbirimizin tahammülü yok. Onun için kitleleri çok kolay mobilize etmek de kolay değil bu süreçte.

    Normaldir…

    7 Haziran öncesinde iklim farklıydı, o iklimin sandığa yansımasını da gördük. 7 Haziran demokrasi güçleri açısından çok önemli bir aşamaydı, 7 Haziran’da çok önemli bir eşik geçildi. Baraj aşılır mı aşılmaz mı derken, gümbür gümbüraşıldı baraj yüzde 13’le… O iklim sürebilseydi sonraki seçimlerde şüphesiz ki çok daha geniş bir ilgiye mazhar olacaktı o hareket. Bugün ben HDP’ninKürt çevresini gördüğüm kadar Kürt olmayan çevresini de görebiliyorum. Dün Berlin’den geldim, Berlin’de çoğunluğu Türklerden oluşan HDP sempatizanı bir grupla birlikteydim. Birisi Samsun Çarşamba’dan birisi İzmir’den, öbürü Çanakkale’den, öbürü Balıkesir’den… Nasıl bir heyecana sahip olduklarını gördüm. Aynı şeyi geçen hafta İzmir’de de yaşamıştım. İzmir’de aynı heyecanı yaşayan bir kesim vardı ve bu kesimler büyüme, çığ gibi olma potansiyeli taşıyordu. Ama hükümetin şiddeti körüklemesi, şüphesiz ki öncelikle bu kesimde bir kırılma yaratacaktır. Artık HDP, o kesimi harekete geçirmek için daha büyük bir çabaya ihtiyaç duyacak, o çabayı sarf ederken de en önemli güçlerini, enstrümanlarını kaybetmiş olarak sahaya inecek. Bunların hepsi, tabloya kötümser bakmamızı gerektiriyor ne yazık ki… Türkiye karanlık bir sürece girdi. Bu karanlık sürecin ne kadar süreceğini bilmiyoruz. Ama ekonomik kriz,bu süreci tıkanma noktasına getirecek, bu karanlık böyle süremeyecek.

    4

    Peki, referandumun sonucu sizce ne olur? Bir tahmininiz var mı?

    Spekülasyona düşmek istemem. Çünkü şu anda her söz spekülasyon… ‘Evet’ de ‘hayır’ da yüzde 50’lerde yürüyecektir. Çok büyük uçurumlar olmayacaktır. Çünkü kutuplaşma çok arttı.  Uzlaşmaz bir yere doğru gidiyoruz, bu vahim zaten… Toplumda kırılma yaratacak olan da bu… Bu nedenle maazallah referandumdan hayır çıkarsa, arkasından büyük kavgalara gebe olabileceğimizden de korkuyorum. Türkiye’de bu bölünmeyi istemeyen güçler tasfiye edilmek istendi. Bölünme istemeyen güç, HDP idi.  Türkiye’nin dönüştürülmesi ve demokratikleştirilmesi yönünde siyaset yaptı HDP. Ve HDP tasfiye edilirse, HDP güçsüzleştirilirse Türkiye bölünmeye gider. İktidarı bölücülükle suçladığı güçler, bölünmeyi engellemeye, durdurmaya çalışıyorlar. “Memleketi demokratikleştirelim, bu bütünlük içinde kalalım,” demeye çalışıyorlar. Bu, daha tehlikeli görünüyor ama iktidar çevrelerine…

    CHP referandum sürecinde etkin bir ‘hayır’ kampanyası yürütecek. Sizce CHP, HDP ile birlikte ne yapabilir?

    CHP, HDP ile hiçbir şey yapamaz. Daha doğrusu HDP de CHP ile hiçbir şey yapamaz. HDP için en büyük yanılgı, CHP ile yan yana gelip dirsek teması kurduğumuzda daha büyük bir güç oluşturabilir miyiz, kanaati taşımasıdır.  HDP’nin yapması gereken tek doğru şey vardır, CHP yokmuş gibi davranmak, ana muhalefet işlevini bütünüyle kendi üstüne almak… Çünkü CHP, AKP ve MHP aynı paydada çok kolay buluşabilecek üç partidir. Bunların arasındaki tek muhalefet hareketi HDP’dir.  Ben CHP’yi hiçbir zaman muhalefet hareketi olarak görmedim. İsmi ana muhalefetpartisi olabilir ama söylemleri itibariyle… Geçtiğimiz hafta mecliste GaroPaylan’ınkonuşmasına gösterilen tepki bu sözümün teyididir, üç parti anında aynı frekansta konuştular, aynı ses tonuyla konuştular; aynı tınlama, aynı cümlelerle konuştular. CHP asla muhalefet değildir, sınıfsal bakımdan da muhalefet değildir. Şu anda emekçi sınıfları temsil edecek tek güç de gene HDP’dir.

    5

    Şunu merak ediyorum ben; her iki partide hayır kampanyası yürütecek. Yan yana gelirlerse…

    Gelemezler. Ben de gelmelerini arzu etmiyorum doğrusu.Benim bahsettiğim şey, HDP’nin ana muhalefetpartisi haline gelmesidir ki, arkasından da iktidar alternatifi olabilsin… 

    Yani “Ortak bir kampanya mümkün olmaz,” diyorsunuz, değil mi?

    Olmaz, yürütülemez. Fireverir, CHP çok fire verir. CHP ile HDP’nin, içinde barındırdığı unsurları düşünecek olursak yan yana gelemez.

    Yani devletin bekası söz konusu olduğu zaman CHP’nin de diğer partilerden bir farkı yok, diyorsunuz?

    Evet… Biz demokrasiden yanaysak insandan yanayız, demektir. 19 Ocak günü Agos gazetesinin önünde Rakel Dink konuşmasında şu vurguyu yaptı; “Devlet kutsal falan değildi, kutsal olan insandır, kutsal olan yaşamdır…”Kutsal olan devlet değil, hayattır. CHP bunu diyebilecek tıynette bir parti değildir. Onlar devletin kutsal olduğunu düşünüyorlar, dolayısıyla ona göre hareket ediliyorlar. Bizse insanın ve yaşamın kutsal olduğunu düşünüyoruz. Bu ikisi yan yana geldiğinde söylenecek söz yok.

    6 (2)

    Peki, son olarak benim unuttuğum, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Şunu eklemek isterim. Bütün bunlar anayasa tartışması etrafında şekilleniyor. 12 Eylül anayasasını yapan ekip; başlarında Prof. Orhan Aldıkaçtı olmak üzere, yaptıkları anayasayı şu cümlelerle tanıttılar topluma; “Bugüne kadar yapılan anayasalar, 61 anayasası özellikle, vatandaşı devlete karşı koruyan bir yapıdaydı. Biz şimdi devleti vatandaşa karşı koruyan bir anayasa yaptık…”  Bu zihniyet bugün de geçerlidir. Bugün de devleti vatandaşa karşı koruyan bir anayasanın peşindedirler. Dolayısıyla bu anayasa değişimine karşı durmak insanlık görevidir, demokrasiyesahip çıkma görevidir.

    Çok teşekkür ederim.

    Rica ederim… Rica ederim…

     

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler