• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Referandumun havası genel seçimlerden çok farklı
    Referandumun havası genel seçimlerden çok farklı
    8 Şubat 2017 11:23
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Naci Sönmez, özgürlükçü sol çizgi diye tanımlanabilecek bir minvalde siyaset yapan muhalif bir siyasetçi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin Eş Sözcüsü. Yeşil Sol Parti adını da kullanan bu parti, Yeşiller Partisi ile Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin birleşmesi ile kuruldu. Naci Sönmez’in 12 Eylül öncesinin efsanevi isimlerinden Fatsa Belediye Başkanı Fikri Sönmez, nam-ı diğer Terzi Fikri’nin oğlu olduğunu da ekleyelim.

    Naci Sönmez ile buluştum ve kendisine refranduma dair görüşlerini ve kampanya çalışmalarını sordum:

    Yeşiller ve Sol Gelecek olarak “ Bir ‘hayır’” yeter kampanyası başlattınız. Bu kampanya ile neyi hedefliyorsunuz?

    Zaten demokratik güçlerle birçok zeminde ortak işler yapıyoruz. ‘Demokrasi İçin Birlik’ içerisinde varız, ‘Demokrasi İçin Güç Birliği’nde varız. Bunun dışında işte, HDK’nin ve HDP’nin ana bileşenlerindeniz. Buradaki ‘hayır’ kampanyasının politik aklı noktasında bir ortaklığımız var. Artık bu dönemin biraz kendi doğasından kaynaklı, farklı zeminlere sirayet etme serbestliğinin olmasını önemsiyoruz. Herkes kendi meşrebince, kendi dilince kendi kitlesine ve etkileme kapasitesi olan topluluklara seslenmeli özgürce. Yoksa öbür türlüsü, “Birlikte bir şey yapıyoruz,” derken iktidarın basıncı karşısında çok güçsüz bir çalışma olur. Yeşil Sol Parti olarak Türkiye’nin birçok yerinde, özellikle batı açısından düşündüğümüzde örgütlülüğü olan bir partiyiz. Biz işte Karadeniz’de, Trakya’da, Ege’de;metropoller dışındaki bu coğrafyaların hepsinde varız. Oralarda bir politik çalışma yapılacaksa, bu anayasa değişikliklerinin ne getireceği ne götüreceği topluma anlatılacaksa üzerimize büyük görev düştüğünü gördük. Bu anlamda Yeşil Sol Parti olarak parti meclisi ve MYK toplantımızı yaparak ‘bir hayır yeter!’ başlığı altında ve yedi-sekiz tane temel probleme dikkat çeken başlıklar etrafında bir kampanya yürütmeye karar verdik. Şu anda planlamalarını yaptık. İl il merkezi bir ekip gezecek ve basın toplantıları yoluyla hem kampanyamızı başlatmış olacağız hem de kitleleri motive ederek neden ‘hayır’ kampanyasına yoğunlaşmamız gerektiğini anlatacağız. Ben kritik bir eşikte olduğumuzu düşünüyorum. “Her şeyin sonu değil,‘hayır’ çıkmazsa da dünyanın sonu değil,” diye konuşuyoruz ama ilk adım çok önemli… İktidar 14 yıldan beri her istediğini yaptı, muktedir olmayı başardı. Ama şimdi bir güç zehirlenmesi halinde toplumun bütün muhalif kesimlerini sindirerek Türkiye’de yeni bir rejiminşa etmeyi düşünüyor. Bu rejim, mevcut rejimin çok gerisinde düzenlemeler getiriyor. Tekçiliğe doğru giden bir zeminde gerçekleşiyor. Türkiye’nin ihtiyacı olan tekçilik değildir, yetkilerin tek kişinin etrafında toplanması değildir. Aksine yerel demokrasiyi güçlendirecek ve demokrasi açığımızı giderecek bir anayasaya ihtiyaç vardır. Aslında bunu beklerken başka bir şeyle karşılaştık… Bu yüzden Türkiye’nin yeni bir anayasaya kavuşması demokrasinin vazgeçilmezidir. Bunun için mevcuda geçit verilmemelidir. Referandumdaki amacımız bu…

    2

    Bu referandum Türkiye için neyi ifade ediyor?

    Ya, bundan önceki referandumları da yaşadık ama temel ayrımı şu; bundan önceki referandumların hepsi baskı dönemleri sonrası, askeri darbelersonrası oluşan anayasal sistemin reforme edilmesi düzenlemeleriydi. Örneğin 2010 referandumu bile böyleydi; eleştirilebilir, eksik gedik yanları vardır ama böyleydi.  Yasakların kalktığı 1987 referandumunda da öyleydi; 12 Eylül’ün getirdiği yasakları kaldırıyordu. İster referandum yoluyla olsun, ister parlamentodaki değişikliklerle olsun, bu anayasa değişiklikleri sürekli ileri bir duruma ifade ediyor ve radikal birtakımdeğişikliklerin önünü alıyordu. Bu iseaskere bir darbe bile gerektirmeden,sivil bir iktidartarafından askeri darbeler döneminde yapılabilecek bir yönetim anlayışı getiriyor. O anlamda öncelikli olarak Türkiye’nin rejimine müdahale ediyor. Türkiye’nin bugüne kadar oluşturduğu geleneklere müdahale ediyor. Bizim yetersiz gördüğümüz mevcut demokratik mevzuatı düzeltmek ve açığını gidermek yerine, onu geliştirmek yerine alabildiğince daha baskıcı bir rejim değişikliği inşa ediyor.  Bu rejim değişikliğine doğru devam ettirilecek bir hamle olduğu için bir anayasa değişikliği değildir basitçe… Anayasa değişikliği yapıyoruz, diyerek referandum süreciyle yeni bir sistem inşasıdır. Bunun da tarihsel önemi şuradan kaynaklanıyor; özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra iktidarın her şeyi fırsata çevirme hamlesiyle beraber, birtakım ittifaklar bozulurken yeni ittifaklar kuruldu. AKP cemaatle kurduğu 10 yılı aşkın ittifakını, onunla girdiği bu sert mücadele sürecinde bozarak esasen bir şekilde daha önce kavgalı olduğu işte Ergenekoncu, Ulusalcı kesimlerle-ki MHP ile ittifakı da buna dayanıyor- yeni bir konsept oluşturdu. Bunun sonucu şudur; Türkiye içeride de dışarıda da savaş eksenli bir siyaset yürütecek… Eğer bu referandum süreci başarılı geçerse iktidar açısından, Suriye’deki savaşa daha balıklama dalacak.Bölge halklarıyla daha yıkıcı ilişkiler geliştirecek.Özellikle Kürt meselesine bağlı olarak hem bölgede hem Türkiye içerisinde barışı öteleyen, savaşı derinleştiren bir siyaset yapacak.Bu Türkiye’nin intiharı demektir, harakiri yapması demektir. Biz buna dikkat çekmeye çalışıyoruz. Bu referandumla Türkiye barışını yakalamalı, Türkiye barışa kapı aralamalı, demokrasiye kapı aralamalı. Bu kadar önemli bir dönem…

    Peki, başkanlık sisteminin şimdi Türkiye’nin gündemine gelmesinin sebebi nedir?

    Burada biraz hırs var. Esasında başbakanlık sistemiyle de çok rahat yapabilirlerdi. Bizim açımızdan sorun, demokrasi tartışmasıdır. Farklılıkları bir gerçeklik olarak, bir realite olarak kabul edecek bir toplumsal sözleşme etrafında anlaşabildikten sonra ister başkanlık sistemi kurun, ister parlamenter sistem… Öyle örnekler var ki, parlamenter sistem kurup biz de olduğu gibi başkanlık sistemini aratacak bir model de mümkündür, başkanlık sistemi kurup -bugün sözüm ona parlamenter sistemi benimseyip daha demokratik olacağına inanan kesimlere inat- demokrasiyi gerçekleştirmiş ülkeler de vardır. Mevzuu o yüzden başkanlık ya da parlamenter sistem tartışması değil. Öyle tartışılsa, biz buna varız. Yeni bir anayasa Kürt sorunu çözecekse bunu başkanlık sistemi adı altında da yapabiliriz.  Ancak yapılmak istenen, kuvvetler arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tek kişinin her şeye hâkim olduğu bir sistem inşasıdır. Bu niye şimdi gündeme geldi? Çünkü Türkiye bu meselelerde, Kürt meselesindeki yeni konseptinde demokrasiyi büyülterek değil-iktidar açısından söylüyorum- demokrasiyi küçülterek yol almak istiyor.  Bunu da yükselen sesleri, toplumsal muhalefeti sindirerek gerçekleştirebilir. Bunun üzerine geldi bu tartışma… Burada MHP’nin hamlesi manidardır. Aslında AKP bunu gerçekleştirebilecek bir güce sahip değildi parlamentoda. Çoğunluğu da buna yetmiyordu. Burada da Bahçeli faktörü devreye girdi.

    3

    Bahçeli’nin tavrını neye bağlıyorsunuz?

    Aslında bu süreç 7 Haziran’da başladı. 7 Haziran seçimleri Türkiye’nin tekçi, milliyetçi, şovenist siyasi aklının ezberini bozan bir şeydi. HDP’nin aldığı yüzde 13 oy, Türkiye’de yeni bir muhalefet hareketinin büyümesine olanak veren bir umut yarattı. İkincisi; sadece muhalefette kalmak değil, 7 Haziran seçimleri sonucu iktidar yapabilecek perspektif de açılmış oldu. Bu, Türkiye’nin geleneksel milliyetçi akımlarını çok korkuttu. Devlet içindeki aktörleri de korkuttu, siyasi aktörleri de korkuttu. Onun devamıdır başkanlık çabaları…  Bahçeli’nin o akşam “Hükümet ortaklığı yok” diyerek, bütün uzlaşma kapılarını kapatarak ortaya koyduğu siyaseti ben şöyle değerlendiriyorum; 7 Haziran’a kadar süreci ve gündemi hep HDP belirledi. Özellikle HDP etrafında olan bitene göre pozisyon alınıyordu. 7 Haziran sonrasında gündemi belirleyen, Bahçeli ve MHP oldu. AKP konusunda da MHP bir anlamda CHP’den farklılık gösterdi, “Yap yapacağını, ben arkandayım…” dedi. Türkiye’nin geleceği açısından bunu tehlikeli görüyorum.

    Şimdi referanduma gelelim. ‘evetçi’lerle‘hayırcı’ların oy oranı sizce nedir?

    Anketlerden çok, günlük yaşam içindeki reflekslere göre söyleyecek olursam, gerek MHP’ye gerek AKP’ye oy veren, merkez sağ partilere geleneksel olarak oy veren seçmen kitlesi içerisinde ciddi bir dalgalanma ve kırılma var. Yani bir genel seçim havasından farklı bir şey… Bu kez biraz daha farklı olarak partisinin iktidarının değil, kendi geleceğinin oylandığı bir referandum olduğu için insanların tercihleri değişebiliyor. Burada ‘hayır’ı örgütleyen kesimlerin kendini doğru anlatmaları çok önemli. Yani bu oyun bu kez bozulabilir. Yani ilk kez AKP aktörlerinin televizyon programlarında, karşılarında güçsüz tartışmacılar, güçsüz ‘hayır’ savunucuları olmamasına rağmen – televizyonlar çünkü sınırlı sayıda insana yer veriyor- çok ezik olduklarını görüyoruz. Yani savunamıyorlar mevcut durumu… Bu kadar ileri gitme halini, bu güç ve yetki isteme hırsını savunacak durumda değiller.  Sokakta, mahallede komşuluk ettiği, bu referandumda yasa değişikliklerine ‘hayır’ diyecek kesimlerin sorularına vicdanen yanıt vermekte zorlanıyorlar. Seçmen kitlesi böyle… İnsanlar oy verirken oyuna sahip çıkacak bir özgüven içerisinde olurlarsa referandumda ‘hayır’ çıkabilir. Ben şu anda AKP’nin,‘evet’ kampanyasına çalışan kesimlerin motivasyonlarının olmadığını görüyorum. İnsanlara “mutlaka ‘evet’ vermeniz lazım” diyorlar. Bu önemli bir sorun olarak gözüküyor onlar açısından… Ve önemli bir kitlenin de kararsız gözükse de aslında ‘‘hayır’’ verme eğiliminde olduğunu görüyoruz. Bunu tersine çevirecek olan bir uzlaştırıcı siyaset yapma becerisi yeniden gerçekleşirse,‘hayır’ kampanyası yürüten kesimler başarılı olabilir. Bu hayat memat meselesi değildir AKP açısından… Referandumdan  ‘hayır’ çıkarsa AKP yine iktidarda olacaktır ama Türkiye’nin bütün zenginliğiyle bir arada yaşaması açısından önemli bir meseledir. Böyle bakabilirsek, önemli bir seçmen ‘hayır’ saflarında yer alacaktır.

    3

    ‘Hayırcı’lar bir araya gelmeden de etkili olabilir mi?
    ‘Hayır’ kampanyasının yürütücüsü olan siyasi aktörlere, sivil toplumörgütlerinefilan baktığımız zaman ben bir araya gelişi zorlamanın iki açıdan sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Bir, söylem düzeyinde aynı şeyi söylemiyoruz. Ulusalcı kesimlerden ‘hayırcı’olanlar ya da solun farklı kesimlerinden ‘hayırcı’olanların seslendiği kitle, onların hassasiyetleri bunu söz olarak kurmalarının aciliyetini getiriyor. Örneğin CHP büyük oranda milliyetçi kesime oynuyor, MHP’nin kitlesine oynuyor. İşte bölünme fobisini gündeme getiriyor. “Türkiye başkanlık sistemine geçerse eyaletlere bölünür,” gibi cümleler kuruyor. Şimdi bu ‘hayır’la, öbür tarafta Kürt meselesini çözmeyi eksenine alan, demokrasi için vazgeçilmez, çözülmesi gereken bir mesele olarak gören bizim de içinde olduğumuz politik aktörler açısından daha farklı bir söylem gündeme geliyor. Dolayısıyla oradapolitik olarak bir kesişme yok. Bir şu sakıncası var; bunu zorladığınızda belirsiz cümleler ortaya çıkıyor. Kampanya sloganları belirsiz olacak. İkinci sakıncası da şu;“Bir araya gelince daha güçlü bir ‘hayır’ merkezi oluştururuz,” gibi bir algı var, bu da yanlış… Herkes kendi meşrebince dursun, herkesin kendi seslenecek kitlesi var. Etkileyeceği toplum kesimleri var. Ben bunu pireler savaşına benzetiyorum. Herkes pire gibi işin bir tarafından tutup çalışırsa buna geçit vermemiş oluruz, başarılı oluruz, diye öngörüyorum.

    Peki, ‘hayırcı’ların umutlanması nasıl sağlanır?

    Yani şimdi tabii bu 14 yıl içerisinde oluşmuş bir şey… Sürekli başarısızlığın, AKP’nin sürekli hegemonik olmasının getirdiği, genel olarak “Devleti değiştirme gücümüz yok. Bu iş seçimle olmaz. Sandıkta bunu biz beceremeyeceğiz,” düşüncesi var. Bunu tabii toplumun farklı kesimleri, farklı biçimde yaşıyor. Kürtler açısından düşünüldüğünde bombalar üzerine yağmış, mahalleleri tarumar olmuş, bodrum katlarında gencecik insanları kaybolmuş… OnlarınTürkiye toplumu ile bir arada yaşama arzusu zayıfladı. Doğal olarak gönül kırıklığı oluştu. Oradaki umutsuzluk başka… Ona rağmen yine “Demokratik siyasetle, şiddetsiz çözüme odaklı, süreci başarabiliriz. 7 Haziran sürecinden dersler çıkarabiliriz. Bunu başarabiliriz,” psikolojisi var. Batıda ise laik kesimde var olan bir kaybetme duygusu, yenilgi duygusu ve“Başkayolumuz yok. Biz de sandıkla sonuç almayı öğrenmek zorundayız,” düşüncesi var.Halkı ikna etmek, farklı kesimleri kazanacak sloganları geliştirmek, geleneksel çizgiyle değilTürkiye’nin ihtiyacı olan bir toplumsal geleceğin diliyle yapmak gerekir bunu. Kendimizi umutlu hale getirmemiz lazım.

    4

    ‘Hayır’cı’lar nasıl bir söylemle kararsızları ikna edebilir?

    Ya bir defa şey yapmamalıyız, ‘evet’doğru, bir tek adam rejimi inşa ediliyor, bu doğru… Teorik olarak hepsi doğru… Ama sonuçta Tayyip Erdoğan’ın da etkilediği önemli bir toplum kesimi var. Bunu da kabul edelim.  Bu toplumun beklentisineuygun bir liderlik gösteriyor. Doğal olarak bu liderliği yanlış kullanıyor. Türkiye’nin daha demokratik geleceği için kullanma şansı varken, o daha çok kendi etrafındaki bir yönetim ve toplumun yönetim mekanizmalarını dahlini engelleyen bir gelecek kurgusu için bunu yapıyor.

    Bunun Türkiye’nin rejim sorunu olduğunu dile getirmek, dünyadaki örneklerden yola çıkarak gelişmiş ülkelerin, istikrar içindeki ülkelerin nasıl yönetildiğini, istikrarsızlık, savaş ve çatışmaların yoğun olduğu yerlerin nasıl yönetildiğini bu topluma anlatmak lazım. Hemen yakın bölgemizde bütün demokratik olmayan ülkelerin yaşadığı bugünkü gerçekle, bugün az çok ileri demokrasiyi yakalamış, dünyanın evrensel değerleriyle bütünleşmiş ülkeleri vs. örneklemek gerekiyor. Bunu örneklerken sürekli çatışmaların olduğu, sürekli iç barışı bozulmak zorunda kalmış ülkelerin aynı zamanda iktisadi açından da ağır faturalar ödediğini anlatmak lazım. Bir de bir arada yaşamamız mümkündür. Kürt olacak, Türk olacak, Ermeni olacak, Laz olacak; kimi Alevi olacak, kimi Sünni olacak, kimi inançlı, kimi inançsız olacak ama bu ülkenin yurttaşları olarak bizler bir arada yaşamalıyız ve bunu pekiştirmeliyiz. Bunun sloganları falan ortaya çıkarsa başarılı olunabilir. Bir de bu kampanya ‘barış içinde yaşamak hakkımızı istiyoruz, gençlerimizin ölmesini istemiyoruz. Kuvvetler ayrılığının olduğu bir hukuk sisteminde yaşamak istiyoruz, çoğulcu yaşamak istiyoruz’ gibi benzer temalar etrafında yürütülmeli ve bunu herkes kendi meşrebince, kendi dilince yapabilirse başarılı olabiliriz,diye düşünüyorum.

    CHP etkili bir kampanya yürütüyor mu sizce?

    Şimdi CHP kendi kitlesini konsolide edecek bir kampanya yapıyor. CHP’nin esas sorunu kendisine kilitlenmiş yüzde 25… Onun dışındaki kitlelerin kendisine oy verebileceği bir parti haline dönüşemiyor. CHP içinde bir şanstır referandum. Toplumun farklı kesimlerini ikna etme süreci, farklı kesimlere söz kurarken dilini, siyaset tarzını değiştirme işidir. Bu konudaki sicili etkili bir siyaset yapamadığını gösteriyor. Ama ben umut etmek isterim ki, CHP de etkili bir siyaset yapsın. CHP’nin geleneksel reflekslerle değil, demokratik reflekslerle siyaset yapmasını umut etmekistiyorum. Ama bugüne kadar bunun olmadığını söylemem lazım.

    5

    Sizce HDP ne yapmalı?

    HDP’ninişi daha zor… HDP bütün çabasına rağmen, demokratik siyasette kalma iradesine rağmen -parlamentodan çekilmeme kararı da bu açıdan çok önemliydi. Bizim de desteklediğimiz iyi bir şeydi-  ne yazık ki bir algı operasyonuyla ve yoğun bir baskıyla karşı karşıya. Ayrıca HDP’ninbütün önemli aktörleri, topluma seslenme kapasitesi olan yöneticilerigözaltına alınmış,tutuklanmış, siyaseten etkisiz hale getirilmiş. Tüm bu gerçekler içerisinde HDP zor bir dönem geçiriyor. Biz de zor bir dönem geçiriyoruz. HDP yükselirken biz de yükseldik. Bölgelerimizde, illerde, il örgütlerimizde daha güçlüydük. HDP’nin 7 Haziran’daki başarısı bizi de büyütmüştü. HDP gerilemeye başladıkça, küçülmeye başladıkça, siyaseten etkisiz hale getirildikçe biz de bundan nasibimizi aldık. Burada şöyle bir şans var tersten; şimdi HDP’yi yeniden görünür hale getirmek için HDP bileşenlerinin rol üstlenmesi gerekiyor. HDP’nin giremediği, sesini duyuramadığı alanlara HDP’nin bileşenleri o sözleri taşımalı. Bizim yükselmemiz,HDP’nin de yeniden yükselmesi ve meşrulaşması anlamına gelir. HDP büyürken biz nasıl büyüdüysek, şimdi bileşenler büyürken HDP de büyüyecek. Bunu çok organik bir süreç olarak ele alıyorum. Bir ile HDP hiç gitmemiş olabilir ama Yeşiller Sol Gelecek oradaysa HDP de gitmiştir, diye bakmak lazım. Konsepti böyle kurabilirsek, bunu bizim birleşik mücadelemizin yeniden ivme kazanması olarak ele alıyorum.

    Son olarak benim sormadığım ve sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

    Sorularınız, söyleyeceğim her şeye olanak tanıdı. O yüzden farklı bir şey yok. Sadece şunu söylemek isterim; bu referandum sürecinde Türkiye’nin demokrasisini kazandırabilecek, Kürt sorununu çözebilecek, yeniden barış ve müzakere sürecini başlatabilecek bir irade oluşturulursa bu bizim kazancımız olacak. Yine bir şey daha söyleyeyim, ‘evet’ de çıksa, ‘hayır’ da çıksa sadece referanduma kadar olan iki aylık süreci değil, sonrasını da görmeliyiz. 7 Haziran’da o hatayı yaptık. Sonrasına dair birçok olasılığı değerlendiremediğimiz için çoğumuz büyük bir hayal kırıklığı yaşadı. Şimdi en azından her şeyin referandumda bitmeyeceğini bilmeliyiz. ‘Evet’ çıkarsa bizim açımızdan mücadele bitmemeli. Bunun öngörülerine sahip olmalıyız. ‘Hayır’ çıkarsa da iktidarın politikadaki ısrarı bitmeyecektir, başka hamleler gelecektir. Bunlar neler olabilir; onları değerlendirip mücadeleye uzun soluklu bakmakta fayda var, diye düşünüyorum.

    Teşekkür ederim.

    Ben teşekkür ederim.

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler