• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    RENKLİ RÜYALAR
    RENKLİ RÜYALAR
    23 Ağustos 2017 10:54
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Filmin en heyecanlı yerinde elektriklerin kesilmesi gibi, rüyamın en heyecanlı yerinde odama giren güneş ışığı ile gözlerimi açtım. Saate baktım henüz çok erken. Kaldığım yerden rüyaya devam edebilir miyim diye ümit ederek gözlerimi sıkı sıkı kapattım ama ne çare!

    Rüyaya devam etmek istemem sizi yanıltmasın lütfen, “Alis Harikalar Diyar’ında” benzeri bir rüya değildi gördüğüm. Hatta rüya yerine, belki kâbus desem daha doğru olabilir. Kâbusun en hoş yanı on iki, on üç yaşlarında oluşumdu. Eminim hafızanızı biraz zorlarsanız siz de hatırlayacaksınızdır. Seksenli yıllarda posta kutuları şimdikinden çok daha renkli ve zengindi. Kutunun içinden şimdiki gibi sadece faturaların ve reklamların çıkmadığı yıllardı. Postacının yolu dört gözle beklenir, beklenen mektup gelmezse hayal kırıklığı yaşanır sonrasında yarın gelir artık diyerek kendi kendine teselli verilirdi.

    O yıllarda henüz mektup bekleme yaşına gelmemiş olsak da, bu beni ve bir kaç arkadaşımı posta kutularından uzak tutmaya yetmemişti. Posta kutusunun altındaki kalorifer peteğine sırtımızı dayar, evlere gitmeden önce ayaküstü çene çalardık. Postacı Amca keyfine göre, gelen postaları zaman zaman kutulara bırakır, arada sırada da kaloriferin üstüne koyar giderdi. Kutulara elimizi sürmesek de kaloriferin üstünde duranlara şöyle bir göz atardık.

    On numarada yalnız yaşayan Nuran Abla’ya gelen postalar, diğer dairelerde oturan çoluk çocuk sahibi ailelere gelenlerden daha çok ilgimizi çekerdi. Artık şeytana mı uyduk yoksa merakımıza mı yenildik bilemiyorum ama affınıza sığınarak yaptık bir densizlik.

    Yazmaya elim gitmese de aklınıza gelen şeyi yaptık ve Nuran Ablaya gelen zarfı açtık. Açmaz olaydık, içinden çıkanı okuyunca başta posta kutusu olmak üzere, bütün bina sanki tepemize çöktü. Bu mektubu en az on kişiye yollayın, yollamazsanız başınıza gelecek felaketlerden biz sorumlu değiliz gibilerinden bir şeyler yazıyordu.

    Henüz teknoloji çağında değiliz o vakitler. Aynısı bugün olsa, cep telefonunuza ya da mail kutunuza böyle bir mesaj düşse, ister silersiniz, ister yüzünüzü karartıp telefon rehberinden on tane kurban seçer yollarsınız.

    Aldı mı bizi bir korku ve düşünce. Aramızdan biri Arşimet gibi “Buldum” diye bağırdı.

    Mahalledeki kırtasiyeden fotokopi ile çoğaltacak ve ana giriş kapısı açık olan bir apartmana girip posta kutularına koyup kaçacaktık. Herkes cebinden üç beş kuruş çıkardı ve fotokopi işini çözdük. Kolumuzun altında zarfsız kâğıtlar, kapısı açık olan ilk apartmana daldık. Zamana karşı yarışırken, pat kapıdan içeri eli kolu alışveriş fileleri ile bir teyze girmez mi!

    Hep birlikte donduk kaldık, aynen şarkıdaki gibi oldu zaman durdu, mekân durdu… Kendine ilk gelen teyze oldu ve avazı çıktığı kadar bağırarak bizi kovdu apartmandan. Eve vardığımız da nefes nefese kalmıştık. Uzun bir süre o apartmanın değil yakınından, alt üst sokağından bile geçemedik.

    Acaba devam etmek istediğim şey rüya mıydı, uyku muydu çok emin değilim.

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler