• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Seçimi iktidar partisi kazanmış olsa da yönü piyasa belirleyecektir”
    “Seçimi iktidar partisi kazanmış olsa da yönü piyasa belirleyecektir”
    5 Temmuz 2018 11:39
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

     

     24 Haziran seçimleri öncesinde seçimleri kimin kazanacağı kadar yaklaşmakta olan ekonomik krizin nasıl önlenebileceği ya da etkisinin hafifletilebileceği konuşuluyordu. Dolardaki artış adım adım takip ediliyordu. Seçim ekonomisi devrede olduğu için elden geldiğince gizlenen kriz, seçimlerin ardından gelen zamlarla kendisini tekrar hatırlattı.

    Türkiye’nin en önemli iktisatçılarından, eski ANAP Genel Başkanı ve Demokrasi İçin Birlik inisiyatifinin kurucu sözcülerinden Nesrin Nas ile ekonomik krizi ve Türkiye ekonomisini nelerin beklediğini konuştum:

     

     

     

     

     

    Seçimlerden önce büyük bir ekonomik krizin işaretleri alınıyordu. Seçimler geçti. Şimdi ne olacak, ekonomik durum ne yönde ilerliyor?

    Seçim öncesine göre ekonomide değişen hiçbir şey olmadı. Bütün sorunlar olduğu gibi duruyor ve çözüm bekliyor.Dünyada ucuz ve bol para dönemi bitti. Bol ve ucuz paranın kaynağı FED, hem faizleri artırıyor hem de bilanço küçültüyor. 4,5 trilyon dolar olan bilançosunu önümüzdeki birkaç yılda 2,5 trilyon dolara indirecek. Bu yıl sonunda Avrupa Merkez Bankası da benzer uygulamayı başlatacak. Yani önümüzdeki yıllara küresel parasal daralma süreci damgasını vuracak.Türkiye bu döneme çok kırılgan bir ekonomiyle adım attı. Dış borçları 453 milyar dolar ve cari açık ve 1 yıllık geri ödeme ihtiyacı kabaca 170 milyar dolar bir ekonomi var elimizde.  Bu nedenle inşaat sektörünün öncülüğünde iç talebe dayalı büyümenin sonu geldi. İthalat artış hızı  ihracat artış hızının üzerinde seyrediyor. 12 aylık dış ticaret açığı 87 milyar doları aşmış durumda. Bu da ihracatının yüzde 70’i ithalata bağlı ekonomide döviz talebini daha da artırıyor. Enerji maliyetleri de tırmanıyor bu arada.Hem enflasyon, hem de faizler yükseliyor. Haliyle kur da yükseliyor, öyle görünüyor ki, daha da yükselecek. Üstelik başta Merkez Bankası olmak üzere kurumların itibarı yerle bir olmuş durumda ve piyasalarda ciddi bir güven sorunu var.

     

    Hükümet her şeye rağmen bir ekonomik büyümeden söz ediyor ve bununla övünüyor. Sizce övünülecek bir şey söz konusu mu?

    Ekonomik büyümede son veri yüzde 7.4; ulusal ekonominin potansiyel büyüme olanaklarının çok üstünde… Hemen hemen tamamen iç talebe dayalı olan bu sürecin ana maliyeti enflasyon, artan risk payı ve döviz kurunun pahalılaşması. Türkiye’nin enflasyon oranı karşılaştırılabilir kalkınmakta olan ülkeler arasında en yüksek düzeyde: tüketici fiyatlarında yüzde 12.2; üretici fiyatlarında ise yüzde 20.2. Önümüzdeki aylarda TÜFE’nin yüzde 15’e tırmanması bekleniyor.  Üretici fiyatlarındaki yüksek enflasyon nedeniyle, maliyet enflasyonuna dayalı fiyat baskısı yakın dönemde tüm ekonomiye yayılarak, enflasyonist beklentileri de kötüleştirecektir. Tahvil faizleri de (gösterge niteliğinde) yüzde 20.2 düzeyinde.Türkiye’nin cari işlemler açığı 2018’in ilk beş ayında 22 milyar doları buldu. 12 aylık bazda 57 milyara ulaşıyor. Bu rakam milli gelirimize oran olarak yüzde 6.5’e yükselmiş durumda ve merkez bankası rezervleri ile karşılaştırıldığında ulusal ekonomide ciddi bir dış kırılganlık göstergesi olarak anılmakta. Cari işlemler açığının finansman biçimi dış borçlanma olarak sürdürülmekte. Daha kötüsü borcu ödeyecek rezerv de kalmamış görünüyor. Her 100 dolarlık kısa vadeli dış borcumuza karşılık  sadece 87 dolarlık rezervimiz var. Kırılganlık had safhada.

     

    Dışarıda Türkiye kaynaklı kriz beklentisi artıyor mu?

    Uluslararası kuruluşların hemen hepsi Türkiye ekonomisi kaynaklı bir kriz  konusunda alarm durumundalar. Çünkü Türk ekonomisinin döviz ihtiyacı her geçen gün artıyor. Bu nedenle kredi temerrüt takasları (CDS)’ler sürekli yükseliyor. Bu da bizim için çok daha kısa vadeli ve yüksek faizli kaynak anlamına geliyor.Seçim öncesinde Mehmet Şimşek, kurlardaki hızlı yükseliş ve artan kaygılar üzerine yeniden dengelenme” programı uygulanacağını açıklamıştı. Muhtemelen bu programa devam edilecek. Ancak bu muhtemelen bir stagflasyonist sıkışma ile sonuçlanabilir. Çünkü mevcut kriz, iç talebin daraltılması nedeniyle ortaya çıkacak olan ekonomik durgunluk ortamında, TL’deki değer kaybının sürmesi nedeniyle enflasyonun düşürülememesi ile daha da derinleşecek gibi görünüyor. TL’deki değersizleşmeyi durdurabilmek için faiz artışı yapıldığında ise, ekonomi yeni bir  daha da sert daralma dalgasıyla yüz yüze kalacaktır.

    nesrin-nas (1)

     

    Cumhurbaşkanı’nın bu duruma tepkisi ne olur?

    Önümüzde yerel seçimler var. Bu nedenle Cumhurbaşkanı’nın ekonomiyi daraltacak her şeye karşı çıkma ihtimali yüksek. Muhtemelen iç borçlanmada gaza basılacak ve kamu bankaları kredi musluklarını açmaya zorlanacak. Ancak bankacılık kesiminde de risklerin büyüdüğü ve sermayelerinin eridiğini akılda tutmak lazım.Kısacası, mevcut iktidarın 16 yılın sonunda gerek siyasi gerek ekonomik olarak sorun çözme kapasitesini yitirmiş olduğu açıktır.İşte bu yüzden, artık giderek daha fazla ekonomik zorluklar ve buna uygun ekonomi politikası izlenip izlenmediği gündemde olacak, seçimi iktidar partisi kazanmış olsa da yönü piyasa belirleyecektir.

     

     

    Seçim sürecinde patates ve soğandaki fiyat artışı çok konuşuldu. Bu iki temel gıda maddesindeki sıkıntının sebebi ne, ne oldu?

    Ülkenin patates ihtiyacının yüzde 25’ini karşılayan Ödemiş Ziraat Odası İkinci Başkanı Mehmet Dinlemez, fiyat dengesizliği nedeniyle üreticinin son yıllarda patates ekmekten vazgeçtiğini ve bu yılki hava şartlarından dolayı erken ekilen patateslerde görülen hastalığın verimi düşürdüğünü söylüyor.Tarımsal ürünlerin fiyatlamasında denge oynaktır. Fiyatların düşük seyrettiği dönemlerde üreticilerin bir bölümü ekim yapmaz ve yeni sezon ürün fiyatı yüksek seyreder. Yüksek fiyatlar ise bir sonraki sezon üreticiyi üretimi artırmaya sevkeder, bu kez da fiyatlar bazen maliyetlerin de altına düşer. Buna Cobweb dengesi denir. Tarım politikalarını yönetenlerin bunu bilmesi ve buna göre destekleyici politikalar geliştirmesi gerekirdi. Öyle görünüyor ki, üretici bu konuda tamamen yalnız bırakılmış. Maliyeti yükselen üretici üretimden çekilmiş. Yüksek kurların sebep olduğu yüksek mazot maliyetleri ve gübre fiyatları ile depolama sorunları, dağıtım kanalları ve tarım kredileri konusunda üretici bütünüyle “saldım çayıra mevlam kayıra” anlayışının kurbanı olmuş. Ve ekonomik rasyonelitenin gereğini yaparak üretimden çekilmiş. Şimdi bunu ithalatla karşılamaya çalışmaküreticiyi tamamen yok etmek ve yoksulların temel gıdası patates ve soğanın kaderini döviz kurunun eline bırakmak demektir.Mesela, kamyonların son yapılan üçüncü köprüden geçiş zorunluluğu dahi, yüksek otoyol ve köprü geçiş ücretleri kanalıyla patates ve soğanın maliyetini artırmıştır.Buna ilave olarak, AKP’nin izlediği inşaat öncelikli kalkınma da tarım alanlarının önemli ölçüde yok olmasına sebep olmuştur.

     

    Batı ekonomi çevreleri Türkiye’deki seçim sonuçlarına ne gibi tepkiler veriyor? İç ve dış yatırımcılar için AKP-MHP koalisyonu istikrar vaat ediyor mu?

    Türkiye’nin kurumlarına güven kalmadı. Cumhurbaşkanı’nın tüm yetkileri aldığı bir rejimde, faiz dahil kararları sorumluluk sahibi olarak kendisinin vereceğini söylemesi bu güvenin oluşmasının en büyük engeli. Üstelik değişen rejimle birlikte sistem de değişecek. Yeni sistemin ne olacağı ve nasıl işleyeceği büyük bir belirsizlik konusu. Ve bunun dizaynı ve yerleşmesi de bir hayli zaman alacak. Bu da belirsizliği daha da artıracak.Hukuki güvenliğin hemen hiç kalmadığı bir ortamda yerli veya yabancı doğrudan yatırımcının uzun bir süre buralara uğraması beklenmiyor zaten. Elimizde sadece portföy yatırımcısı var. Onlar da çok yüksek faizlerle çok kısa vadeli giriş çıkış yaparlar. Bu da ekonomiyi daha da kırılgan hale getirir.Seçim öncesi Moody’s başta olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, “AKP ve cumhurbaşkanı adayı parlamento ve başkanlık seçimini kazanırsa, ekonomik ve siyasi istikrarsızlığın sürmesi muhtemel” beklentisindeydi. Seçim sonrası açıklamalar ve uyarıları da bu yönde. Üstelik, direksiyon artık piyasalarda. Piyasaların “direksiyonda” olduğu bir dönemde, gündelik işler bir tarafa “yumuşak inişi” sağlayacak ustalıkta bir ekonomi yönetimi ve politikaları gerekiyor. Böyle bir aşamada yapay biçimde “faiz indirme” çabalarına ise hiç de yer yok. Kamu harcamalarını kısmadan, vergi reformu yapmadan, başta hukuki güvenlik olmak üzere kurumların kapsayıcılığını artırmadan ve bağımsız ve tarafsız ekonomik kurumları güçlendirmeden ekonomide ileriye doğru adım atılamayacağı sık sık dile getiriliyor.En son bankacılık sektörünün kırılganlaştığı uyarıları da gelmeye başladı.AKP ve Cumhurbaşkanı, dış piyasaların yabancı olduğu bir parti ve lider değil. 16 yıllık bir deneyimleri var. 16 yıllık iktidarın yeni bir hikaye yazmasının mümkün olmadığını biliyorlar. Kişiselleşmiş bir yönetim de onlar için istikrar değil, istikrarsızlığın kaynağıdır.

    nesrin-nas

     

     

    Dış politikadaki durum da dış ekonomik kurumlarla ilişkiyi etkiliyor mu?

     

    Uluslararası ilişkileri çok kötü olan bir Türkiye var. Seçimlerden hemen sonra AB’nin Gümrük Birliği müzakerelerini askıya aldığını belirtmesi de, yeni rejimin hoş karşılanmadığının işaretidir.AB’den gelen bu sert çıkış ağırlıklı olarak Avrupa kaynaklı dış kaynağa bağımlı olan Türkiye’nin işinin çok zor olacağının da habercisidir.  Ayrıca son 10 yılda rahat küresel parasal koşullarının siyasi alanda meyvesini toplayan iktidar partisinin bu dönemin sona ermesini nasıl yöneteceği belirsizdir.Bu nedenle piyasa tepkilerinin daha sert biçimde ekonomiyi etkileyeceği bir dönemde işini iyi bilen teknokrat kadroların varlığı önemli olacaktır. Bu kadroların olmadığını da en iyi iç ve dış piyasalar bilmektedir.

     

     

     

    Seçimin hemen ertesinde zamlar başladı. Bu nereye kadar devam edecek? Şimdi de yerel seçimlerin öne çekilmesi konuşuluyor. Seçim ekonomisi Türkiye’yi nasıl etkiliyor?

     

    Seçim ekonomisinin ağır faturasının acil olan kısmı bu zamlarla karşılanmaya çalışılıyor. Bu zamlar henüz başlangıç. Enerjisi dışa, büyümesi iç talebe ve üretimi ithalata bağımlı bir ekonomide bir ayda yüzde 20 devalüe olan TL’nin maliyetinin fiyatlara yansımaması beklenmez. Kaldı ki, seçim nedeniyle birçok vergi ve zamlar ertelendi, kamu harcamaları olağanüstü arttı. Bunun bütçede yolaçtığı büyük bir gedik var. Ocak-Mayıs 2018 döneminde bütçe 20,5 milyar lira açık verdi. Bu 2009 Krizindeki aynı dönem açığına neredeyse eşit. Dahilde alınan KDV’de ciddi bir tahsilat sorunu var. Beş ayda tahakkuk eden 87,4 milyar liralık KDV’nin sadece %28,6’sı,yani 25 milyar lirası tahsil edilebilmiş, 62 milyar liradan fazlası ya ödenememiş ya da birilerinin cebinde kalmış.Ayrıca ödenmeyen 190 milyar liralık KDV iadesi var. Buna karşılık harcamalar artmış. Özellikle sosyal güvenlik, savunma, sosyal amaçlı transferler, belediyelere aktarılan payla ve yatırımlardaki harcamalar önce çekilmiş. Ayrıca gelir garantili PPP projeleri ve şehir hastanelerinin bütçede yol açacağı maliyetler öngörülemiyor ve bütçedeki delik her geçen gün daha da büyüyor.Kısaca bütçe seçimler için sonuna kadar kullanılmış. Para politikası tarafına gelince:Yılbaşında 129 milyar lira kadar olan emisyon, 14 Haziran itibariyle 160 milyar lirayı geçmiş. Artış hızı %25. Burada bir hatırlatma yapmakta yarar var.Hem parasal hem de maliye politikasında genişleme beraber yaşanırsa sonuç yüksek enflasyondur. Bunlara cari açıktaki artışı, bir yılda ödenecek dış borçları ve hazine garantilerini de eklerseniz, durumun vahameti ortaya çıkar.Üstelik, güven ve itibar kaybı nedeniyle içeride hızlı bir dolarizasyon var. TL’den kaçışın hızlanması tüm sorunları daha da ağırlaştırmaktadır.

     

    IMF yeniden devreye girecek mi ve standby anlaşması yapılacak mı?

    Şimşek’in seçim öncesi açıkladığı “Yeniden dengelenme” programı aslında IMF’siz IMF programıdır. Mehmet Şimşek’in ifadesiyle “kalıcı harcama kesintileri” ve “verginin tabana yayılması” suretiyle vergi gelirinin artırılması, iki önemli maliye politikası aracı olacaktır.  Yani kamu harcamaları kısılacak, kamu gelirleri artırılacaktır.  İç talep daraltılacak, büyüme aşağı çekilecek, ekonomi soğutulacaktır.Makro ihtiyati tedbirler kapsamında da döviz borçlusu firmaların bankacılık sistemi içindeki riskleri azaltılacaktır. OHAL’in kaldırılması da “yeniden dengelenme” programının siyasi ayağıdır. Böylece uluslararası yatırımların yeniden Türkiye’ye gelmesinin  sağlanabileceği ve dış finansman ihtiyacının karşılanacağı ve piyasalara güven verilerek istikrarın sağlanacağı düşünülüyor.Ne var ki, bu programın IMF’siz dış piyasalara güven vermesi mümkün değil. Dış piyasalar kurumsal yapısı dağılmış bir ekonomide tek kişinin sözüne değil, güvendikleri uluslararası bir kurumun sıkı denetimine ve gözden geçirme raporlarına itibar ederler. Bu nedenle ısrar ve inatla IMF’den uzak durulmak istenmesi politik olarak anlaşılabilir olmakla birlikte sadece faturayı artırır.

     

    Zamlar devam edecek mi? Sokaktaki insan en çok bunu merak ediyor?

    Yerel seçimlere kadar, ekonomiyi daraltacak ciddi harcama kısıntısı ve vergi artışını içeren önlemler alınacağını sanmıyorum. Fiyat ayarlamaları adı altında acil bir takım zamlar yapılacak ama yerel seçimlere kadar, sorunlar ekonomik büyüme ilüzyonu yaratılarak, onun  içinde gözlerden saklanmaya çalışılacaktır. Ancak yerel seçim sonrası yeni bir IMF stand-by anlaşması kaçınılmaz görünmektedir.Sorunların her geçen gün ağırlaştığını ve çözümün çok maliyetli olacağını gören AKP yönetiminin yerel seçimleri erkene almayı düşünmesi sürpriz olmaz. Ancak bu kez Anayasa değişikliği gerekiyor. Muhalefetin buna evet demesi için öncelikle seçim kanunlarının değiştirilmesi gerekli. Yine de Türkiye’de partilerin seçimleri horoz dövüşü gibi ele aldıkları düşünülürse her an her şey olabilir. Ancak seçim kanunu değişmeden, temsilde adalet ve dürüst seçim koşulları yaratılmadan gidilecek bir seçim, muhalefet için eldekini de kaybetmek demektir.

     

    Ekonomik durumun düzelmesi için kısa vadede neler yapılması gerekir sizce?

     

    Yeni bir hikaye yazmadan ve kapsayıcı demokratik kurumlar olmadan ekonominin düzelmesi ve sürüdürülebilir büyümenin sağlanması pek mümkün görünmüyor.Kısa vadede sadece gemi yüzdürülebilir, ama limana kadar getirilebilir mi? Emin değilim. Çünkü bizi bu kez oldukça uzun sürecek bir durgunluk hatta stagflasyon bekliyor. Yani hem büyüme duracak ve işsizlik artacak hem de enflasyon…

     


    Yorumlar



    İlgili Haberler