• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Şehre Şarkı Dizmek!

    Daha dündü sanki, rastgele karşılaştığım bir arkadaş şehrin yüz, yüz elli yıllık mekânlarından birinin alan düzenlemesi ile ilgili çalışma esnasında yıktırılmasından söz ederken “çok eski değildi” diye bir değerlendirme yaparken tam da aynı anda birbirimizin yüzüne bakmış, “gaf”ı yüksek sesle olmazlamıştık.

    Batı dünyasına baktığımızda en fazla 200-300 yıl geçmişi olan eserlerine öylesine dört elle sarılıp, koruyarak dünyaya pazarlıyorlardı ki! Şaşardınız/ şaşarsınız, diyesimiz gelmişti. Biz ise o kadar çok binlerce yıllık eserle iç içe, çoğu kez de hoyrat ellerce zamanın ve insanın acımasızca tahribine tanıklık ediyorken yakın zamanlara ait kimi eserlerin yitip gitmesine hayıflanmaya bile gerek duymuyorduk…

    Hatırlarsınız bir kaç hafta önce Ankara CerModern’de* yaptıkları konser dönüşü Diyarbakır-Ankara uçağı havadayken Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Diyarbakır Devlet Klasik Müzik Korosu’nun sazende ve hanendeleri adeta bir fiili durum yaratarak tümüyle spontane bir “kaçak-korsan” konser yapmışlardı. Uçağın tüm yolcuları da bir saatlik uçuş süresince koro mensuplarına eşlik etmişlerdi. Uçuş görevlileri dâhil…

    İnternet medyasına düşünce, o kaçak konser kayıtları iki milyonun üzerinde izleme rekoru kırmıştı. İşte aynı ekibin önceki gece** şehirde kendi mekânları Cahit Sıtkı Tarancı Kültür, Sanat ve Kongre Merkezi’nde, adına “Diyarbakır Türküleri” dedikleri sezonun final konseri vardı. Salon hıncahınç doluydu. Hayli sayıda da ayakta izleyenler vardı.Gecenin bitiminde sorunca söylediler, 21 yıllık koroymuş! Daha önce hiçbir etkinliklerini izlememiştim. İçlerinde yıllardır tanıdığım sanatçılar olmasına rağmen denk gelmemişti ya da benim ihmalim veya ilgisizliğim, diyelim.

    Düzeyi hayli yüksek, ses ve saz kalitesi sahiden profesyonel bir performanstı sahnede ve salonda gördüklerim, dinlediklerim.

    Şehrin sanki binlerce yıllık hikâyesini, o taşınabilir kültür mirası dediğimiz ses, söz ve sazın sihrine, büyüsüne, efsanesine katarak paylaşıyorlardı. Üstelik “devlet memuru” mesaisi zihniyetiyle değil, can-ı gönülden kendilerini katarak… Diyarbekir’in diyar olup konuğuna hayli “kibar” davrandığından dem vurarak “çekinmeyin gelin” deyip, “buyur” ile başlayarak…

    Şehrin kapıları, seyrangâhları, köşkleri, nehri, dağı, bayırı, Hevsel bahçeleri, surları, burçları, sokakları, ibadet yerleri, evleri, hamravatı da, haram suyu da, gelenek- görenekleri de ezcümle nesi var, nesi yok olmuşsa göz görümlüğü zaman dilimi içinde iki saatlik sahne performansıyla paylaşıldı izleyici/dinleyiciyle…

    Zaman zaman vurgularım “Türkiye tuhaf ülkedir,” diye! “Devlet” deyince nedense hep çok ciddi, “somurtuk” bir yüz ifadesi, espri yapmayan, gülümserse kaftanının “sırmaları” dökülecek olan ya da ciddiyetinden bir şeyler kaybedeceği sanılan bir ruh hâli egemendir.

    Hem bu haleti ruhiye sadece devletin bürokrasisinde değil, bütün kılcal damarlarına adeta nüfuz etmiştir! Musikişinasların icra-ı sanatında, duruşunda dahi bu böyledir. Bu sebeple “ağır ol kantarla tartılasın” sözü sanki düsturları olmuştur.

    Ama bazen, evet bazen insan tekinin bütün o ciddiyetine rağmen, içinde, saklısında-gizlisinde kalan çocuksu, muzip heyecanı alaşağı etmeye yetip artıyor sanki ufacık bir müdahale!

    Epeydir Diyarbakır Devlet Korosu’na kelimenin tam anlamıyla “neşe katan” bir elemanı var. Uzun yıllar önce memleketini terk-i diyar edip Amerika’ya göçen, sonra ani bir kararla dönüp devlet korosuna katılan biri var, evet! Gecenin sunucusunun ifadesiyle ‘koronun hem çalanı, hem söyleyeni, hem bestekârlarından, hem de güftekârlarından’ Udi Yervant Bostancı…

    Aslında sahnede sesleri ve sazları ile gece boyunca peş peşe şarkı dizen hepsinin adını telaffuz etmek gerekmekle birlikte Udi Yervant’ın adını tek başına vurgulamak haksızlık sayılmamalı. O bir söz virtüözü gibi sadece şarkılarını uduyla çalıp söylemekle yetinmeyip kelamını da olanca maharetiyle dillendirerek telaffuz ettiğim o ‘somurtuk’ çehreye renk ve ahenk katan bir büyücü. İyi ki gelmiş, katılmış o koroya.

    şeyhmus yazı görsel

    Şarkıların sözlerindeki gibi Kırklar Dağı’nın kaderine ağlayan ve sessizce, garipçe çağlayan nehrin, köşkleri sarayları neyleyip atlas libas ile bir şal’ı yeterli gören şehirlinin hikâyesini birileri anlatmalı evet…

    Bütün hikâye sanki şarkıların sözlerinde saklı kalmış. Birilerinin dillendirmesi mi gerekiyor ne!

    Yıkılmış eyvanların, çökmüş çardakların, şahnişinlerin, kırılan su testilerinin hüznü! Alemin küçük bir mahşer yeri gibi bir şehir yani…

    İyiydi Diyarbakır Devlet Klasik Müzik Korosu’nun performansı, bir de kentin her zaman gurur duyup dünyaya anlatadurduğu çok sesliliğinden oluşmuş çok dilliliği repertuarlarına katabilseler keşke…

    Halkın Nabzı 200. sayısını kutluyor bu hafta… Az değil, dört yıllık bir zaman dilimi… Yazının girişinde mekânların yeniliğinden eskiliğinden söz ettik ya! Bakın, sizin kısacık bir zaman aralığında belki birkaç yazısını, haberini okuyup bir yana koyduğunuz bir haftalık gazete, göz açıp kapayıncaya kadar tarihle anılan bir kimliğe evrilebiliyor. Nice yıllara yaşlara Halkın Nabzı.

     

    *11 Mayıs 2017 Cermodern konseri ve 12 Mayıs 2017 Ankara-Diyarbakır uçağı konseri.

    **25.mayıs.2017 perşembe akşamı Diyarbakır Cahit Sıtkı Kültür Merkezinde düzenlenen Diyarbakır Türküleri Konser gecesi…


    şeyhmus yazı görsel 2


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları