• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Şehrin ışıkları yanıyordu

     

    Sadece Kürtler’in değil herhalde bütün Türkiyeliler’in hayatında böyle bir durum söz konusu şimdilerde. Düğün ile cenaze, sevinç ile acı iç içe, yan yana, art arda. Çünkü epeydir tüm ülkede ölüm, yas kol geziyor, gencecik insanlar yitip gidiyor ama hayat da devam ediyor. Hep bir buruklukla, hep bir hüzünle de olsa. Halayın en coşkulu anında bir acı oturuveriyor insanın içine, bir kenara çekilmek istiyor insan. Düğün ve cenaze hep bir arada yani.

    Geçen haftasonu Diyarbakır’daydım. Çocukluğumun, ilkgençlik yıllarımın kentinde, Amed’de. Yeğenim Süleyman’ın düğünü için gitmiştim. Nedense ablalarımdan birinin evinde kalmak istemedim. 15 bin nüfusu yaşıyor sülalalemin Diyarbakır’da ve ben yine de önce yalnız kalmak istedim. Daha doğrusu şehrimle kalmak istedim. Bir otelde oda tuttum.

    Cumartesi sabahı ilk iş Sur’a gittim. Yaralı ve kırgın mahalleme yüz sürdüm önce, hasret giderdim kuçelerinde. Sanki bütün Sur, sanki bütün Diyarbakır camın önünde, kapısının eşiğinde evladını bekliyor gibi geldi bana. Sanki bütün evlat hasretleri Selahattin’in şahsında, tutuklu milletvekillerinin şahsında sembolize olmuş gibiydi. Böyle suskun bir hasret ve öfke hissettim çehrelerde. Bir gazeteci olarak bana yönelttikleri sorularda. En zor zamanlarda bile demokratik siyasetten, parlamentodaki partisinden umudunu kesmemiş insanlar, bu defa umut ve beklentisini zor ayakta tutuyor gibiydi. O vekiller o kürsüden seslendikçe barış umudu hep sıcak kalırdı bu kentin.

    Sonra Hasanpaşa Hanı’na girdim. Sakin avluda çayımı içmek için. Olmadı. Devletliler gergin ve otoriter kalabalıklarıyla oradaydı ve önce sorgu sual, sonra üst araması, ancak öyle giriş avluya. Öyle olunca çayın da tadı kaçıyor. İnsan yaşadığı şehri ya da çocukluğunun kentini evi gibi hissetmek ister, evindeymiş gibi dolaşmak ister sokaklarında. Ama Diyarbakır’da olmuyor bu artık. Bu kadim şehrin şimdiki sakinlerinin elinden alınmış gibi evleri.

    Tam işte o zaman aniden dostlara müthiş bir ihtiyaç duyuyor insan. Kendini kentinde olduğuna ikna edebilmek için. Ben de öyle yaptım, dostlarımı aradım, geldiler hemen sağ olsunlar. O gün hep bu şehrin sokaklarında geçen çocukluğumuzun, gençliğimizin anılarını anlattık birbirimize. Güncel siyasetten uzak durduk. Çatışma günlerinin sokakta her köşede kendisini hissettirdiği Diyarbakır’ı konuşmamayı tercih ettik. Bu kentteki tarihimizle yetindik.

    Dedim ya, hayat yine de devam ediyor. Akşam düğün için yola çıktım. Davul zurna susmadı salonda tabii. Yeni bir hayat kuruluyordu iki genç insan tarafından. Kendimizi eğlenmeye zorlamalıydık. Dayısıyım Süleyman’ın, severim yeğenimi, gözümün içine bakınca kalktım halaya. Ayak uydurdum gençlerin her şeye rağmen diri kalan yaşama sevincine.

    Pazar sabahı erkenden haberim oldu CHP Genel Başkan Yardımcı Sezgin Tanrıkulu’nun kıymetli babasının vefat ettiğinden. Yine düğünün ardından bir cenaze haberi almıştım. Birkaç saat sonra Bağlar’daki Liceliler Taziye Evi’ndeydim. Arkadaşımın acısını paylaştım.

    Akşam İstanbul’a dönerken uçaktan Diyarbakır’a baktım.

    Yine de yanıyordu ışıkları. Hayat devam ediyordu, öyleyse umut da sürüyordu.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları