• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Selimiye duvarlarında hala yankılanan çığlık

    Yıl 2013 Edirne…

    Selimiye Camii önünde olağanüstü bir hareketlilik var. Yollar tutulmuş, şuradan buradan siren sesleri duyuluyor, keskin nişancılar etrafta… Bakan Bey az sonra Mimar Sinan’ın harikulade eserinde namaz ibadetini eda edecekler maiyetiyle birlikte.

    Yaklaşıyor kentin devletli misafirleri… Kalabalık bir heyet tanrının huzuruna doğru yürüyor. Derken saçları dökülmüş çaresizliğin derin çizgileri yüzünden okunan gencecik bir kız yaklaşıyor bakanın yanına.

    Kameralar hazır. Genç kızın yanına yaklaşmasına izin vermiş belli ki bakan. Öncesini göstermiyor kameralar.

    O genç kızın adı Dilek Özçelik. Trakya Üniversitesi İngilizce öğretmenliğinde okuyor. Lenf kanserine karşı yaşam mücadelesi veriyormuş Dilek… Kullanması gereken ilaçları bulamadığından bakandan sorununu çözmesi için yardım istiyor.

    (Şu yardım sözünü sevmiyorum. Neden bir vatandaş hastalığına çare bulunması için devletten yardım ister ki! Sağlık hizmeti bile yardım konusu olacaksa devletin asli görevi nedir? Her şey inayet ve cezalandırma konusu olmak zorunda mı bu ülkede!)

    Bakan Bayraktar cebinden bir miktar para çıkartıp genç kızın cebine koyuyor zorla. Almak istemiyor genç kız. Ben şeytanın avukatlığına soyunup o paranın o anda Bakan Bayraktar’ın cebinde nasıl hazır bulunduğunu merak ediyorum asıl.

    Dilek’in olayın öncesinde korumalara veya danışmanlara bakana bir talebini ileteceğini söylemiş olması hatta bakanın durumdan önceden haberdar edilmiş olması pek mümkün geliyor bana. Böyle fırsatları kaçırmayan bir acıyı “Çaresiz kıza bakan para yardımı yaptı” gibi bir amiyane bir piar çalışmasına dönüştürecek, cingözlüğüyle mahir çok basın müşaviri, çok danışman var bu ülkede. Tersiyse de bir şey değişmez ki. Sonuçta capcanlı bir Türkiye dramını yaşıyoruz öyle veya böyle…   Eğer öyle ise Dilek bozacak bu mizanseni ama.  Kendi acısının bir piar malzemesi olmasına izin vermeyecek. İnsanlık nereye düşer, vicdan nereye düşer çığlıklarıyla anlatacak. Az sonra…

    Dilek şaşkın ne yapacağını bilemiyor. Bakan Bayraktar’ın içi rahat.  Genç kızın cebine koyduğu üç beş kuruş koymuş çünkü. Devlet adamlığı görevini yapmanın iç rahatlığıyla yürüyor az sonra secdeye duracağı tanrının huzuruna. “Ne yapabilirim ki?” diyor.

    Dilek çaresiz ama onurlu. İnatçı bir onur var besbelli. Onurunu çaresizliğine ezdirmek istemiyor. Camiden çıkmasını bekliyor bakanın. Az sonra çıkıyor bakan ve maiyeti camiden… Dilek koşuyor, bu kez korumalar tutuyor genç kızı… Bakan “Bırakın gelsin” gibilerden bir şeyler söylemiş olmalı ki, bırakıyor korumalar. Dilek, az önce   cebine zorla sıkıştırılan parayı bakanın avcuna koyup kapatıyor parmaklarını. “Ben dilenci değilim. İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım. Görüyorum ki çaresizliği hiç tatmamışsınız hayatınızda” diyerek gözyaşları içinde uzaklaşıyor oradan.  Bakan neye uğradığını şaşırıyor. Genç kızın peşinden gidiyor. “Gel yardım edeceğim sana…” gibi bir şeyler söylüyor. Dönüp arkasına bakmıyor Dilek. Hıçkırıklar içinde, vicdanını ve çaresizliğini yanına alarak koşuyor devletin yasaklı bölgesinden.

    Bu olayın devlet adına temsilcisi Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında istifa etmek zorunda kaldı. Dilek’in istediği ilaçları temin etmişler sonra…

    Geçtiğimiz günlerde 27 yaşında hayata gözlerini yumdu Dilek. Dilek yok artık. Sesi yankılanıyor sadece Selimiye Camii’nin duvarlarında.  “İnsanlık konusunda bir kez daha hayal kırıklığına uğradım…” diyen sesi.

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları