Gazeteci Argeş Şengali: Êzidiler iki kere doğdu. Birincisi annelerinden doğdukları an, ikincisi ise Şengal’in işgali döneminde insani koridorun açıldığı andır.

Şengal- “Her Êzidi aile en az bir silaha sahipti. Bazı ailelerin ağır silahları vardı. Fakat öncesinden KDP halktan silahları topladı.” “Êzidi halkını nefessiz bırakma planı Musul savaşı sürecinde yapılmıştı; Şengal’de DAİŞ’in saklı güçleri vardı. DAİŞ’in bayrağını dalgalandırdılar ve bu da halkın psikolojisini etkiledi.” “DAİŞ Koço’ya girdi 500’e yakın genci toplu olarak katletti. Oradan kurtulan yaralı gençler bizzat bana, ‘o kadar çoktuk ki bazılarımız cesetlerin altında yaralı kurtulabildik’ dediler.” “Êzidilik’te kutlanan bir bayram var, yaz mevsiminden giden 40 günün sonunda kutlanır. O yıl 2 Ağustos’a denk geldi. Evli kadınlar anne-baba evine giderler o bayramda. Bu yüzden birçok kadın Borik ve Zorava köylerinden Tilezir ve Siba köylerine gitmişlerdi ve esir kadın sayısı böylece oralarda daha fazladır.” “Eğer daha önce Şengal Dağı’na yerleşmiş gerillalar olmasaydı katliam çok daha büyük olurdu. Gerillaların büyük mücadelesi katliamı engelledi.” “İnsan bir kere doğar derler ama bence Êzidiler iki kere doğdular. Bir annelerinden doğdukları andır, ikincisi ise insani koridorun açılması ile doğmuşlardır.” “Fotoğraf makinem elimde ve şarjsızdı, çok sinirleniyordum defalarca yere vurup parçalamayı düşündüm. O makine bir anı olarak durur. Ona bakarak o acı günleri hatırlar ve güç alırım.”

Tüm bu sözler, kendisi de Şengalli olan ve 3 Ağustos 2014’teki katliam esnasında Zorava köyünde ailesinin yanında bulunan gazeteci Argeş Şengali’ye ait. 2012 yılından beri Êzidilerin sesi Çira TV’de çalışan Şengali, 73’üncü Ferman’ın her anını, o günleri tekrar yaşarcasına birçok detayıyla dihaber’e anlattı.

* 3 Ağustos 2014 tarihinden önce bölgede neler oluyordu? Olup bitenlerin Şengal’e etkisi neydi?

– DAİŞ her ne hikmetse bir gecede Musul’u kontrolüne aldı. Musul’dan sonra bu sefer Telafer tehlikeye girdiği için oradaki halk Şengal’e akın etmeye başladı. Burada Êzidi halkı Telafer halkını sahiplendi, evini açtı ve kısıtlı imkanlara rağmen tüm desteği sundu. Ondan sonra Federe Kürdistan Bölgesi hükümeti ile Irak hükümeti arasında bir ittifak gerçekleştirildi. Böylece çoğunlukla Şii olan Telafer halkı Bağdat, Kerbela ve Necef’e geçirildi.

İki hafta sonra DAİŞ Telafer’e saldırmaya başladı ve orayı da tuttu. Sonra Şengal için tehlike ciddi boyutlara ulaştı. Biz coğrafi olarak Musul’a bağlıyız, Musul ve Telafer’in tutulmasından sonra lojistik anlamda Şengal’in durumu kötüleşmeye başladı. Benzin ve diğer temel maddeleri temin etmekte sıkıntılar başladı. Araçlar da kullanılamaz hale geldi. Benzin bir süre sonra çok pahalı olduğu için kimse satın almamaya başladı. DAİŞ Şengal’i çembere almak istiyordu, aldı da. Telafer’den sora Baac ve Rabia’yı da aldılar ve böylece Şengal, tamamen DAİŞ’in çemberinde girmiş oldu. Teslim olanlar teslim olacaktı, olmayanlar ise katledilecekti ve böylece Êzidiliği ortadan kaldıracaklardı.

İlk olarak 2 Ağustos’ta Girzerik ve Siba köylerini saldırdılar. Bu saldırıya Êzidi halkı bir seviyeye kadar direniş gösterdi, çok şehit de verdi. Êzidilerin DAİŞ karşısında savaşılacak düzeyde silahı yoktu. Güçleri vardı halkın fakat savaşacak silahları yoktu maalesef.

* Neden silah yoktu, ferdi silahları da mı yoktu?

Normalde her Êzidi ailesi Saddam rejiminden bugüne kadar savunma amaçlı en az bir silaha sahipti. Öte yandan ismi olan büyük Êzidi ailelerinin de bir kısım ağır silahları vardı. Fakat öncesinden KDP halktan silahları topladı, “Siz kurşun atmayacaksınız, biz savunacağız sizi” diyerek silahları topluyordu.

* KDP, Êzidilerden silahları ne zaman aldı?

Musul savaşı sırasında silahlar toplanıyordu. Irak ordusuna bağlı Êzidi asker sayısı fazlaydı, Şengal’e döndüklerinde KDP bunların silahlarını alıyordu. Telafer’de de aynı şey oldu, silahlarını aldılar. Bu mesela katliamdan bir ay önce kararlaştırılmış bir şey de değildi. Êzidi halkını nefessiz bırakma planı Musul savaşı sürecinde planlanmıştı.

* DAİŞ’in Şengal’e saldırısına dönecek olursak, DAİŞ’in ilk saldırısı nasıl oldu?

Siba ve Girzerik’te direniş oldu belli bir seviyede; fakat spêşmerge gücü bir müddet sonra alanı terk etti. Böylece halk da psikolojik olarak zayıf düştü ve geri çekilmek zorunda kaldı. Siba ve Girzerik’te direniş varken DAİŞ Şengal’e girmişti. DAİŞ kolay girdi, çünkü hem Şengal çembere alınmıştı hem de Şengal’in içinde DAİŞ desteklendi. Şengal’de DAİŞ’in saklı güçleri vardı. Onlar DAİŞ’i büyüttü, bayrağını dalgalandırdı ve bu da halkın psikolojisini kötü etkiledi. DAİŞ bu şekilde Şengal’e girdi. Örneğin pêşmergenin geri çekildiği bazı köylerde özellikle Zorava köyünde kendim şahit oldum, halk kaçan pêşmergeye, ‘Tamam belki gücünüz yetmiyor, savaşmayacaksınız ya da Müslüman olduğunuz için de DAİŞ ile savaşmıyorsunuz ama biz aynı köklerden geliyoruz’ dediler ve silah istediler. Silah vermeyen pêşmerge ile Êzidiler arasında çıkan tartışmada, pêşmergeler 5 Zoravalı Êzidi’yi tarayarak katletti. Bu olay basında sadece sözel olarak yer edindi.

* DAİŞ saldırısı sonrası neler oldu?

Halk köylerden çıktı, halk artık Şengal Dağı’na doğru yürümeye başladı. Başta Şengal Dağı’nın güneyindeki halk yürüyüşe geçti. Bazı yerler de hala DAİŞ’in geldiğini bilmiyordu; çünkü ferman günü Barzani’ye bağlı KOREK telefon şirketi işlevsiz kaldı ve telefonlar çalışmıyordu. Fakat dağın güneyindeki halkın çoğunluğu kurtulmayı başardı. Girzerik, Til Ezir, Siba tarafındaki halk kendini kurtarabildi. Dağın güneyinde ‘çıkmayın, DAİŞ bir şey yapmaz, oturup konuşursunuz’ gibi propagandaların etkisi ile halkın terk etmediği yerler Koço ve Hatimi köyleri oldu. Hatimi köyü gece tüm lambalarını açıp, DAİŞ’ten gizlice kaçtı, dağa ulaştı; fakat Koço’dakiler kurtulamadı. DAİŞ girdi ve 500’e yakın genci toplu olarak katletti. Oradan kurtulan yaralı gençler bizzat bana, ‘Hepimizi bir alana toplayıp bizi taradılar, 500 kadar genç idik, o kadar çoktuk ki bazılarımız cesetlerin altında yaralı kurtulabildik. Kadınları da ayırıyorlardı’ dedi. O an işte DAİŞ’in ne kadar insanlık dışı saldırdığını daha net hissediyorduk.

Dağın kuzeyinde kalan köyler de Herdal’dan tut, Xanesor ve Barê’den de insanlar dağa akın etti. Buralarda da dağa yetişemeyen çok sayıda insan katledildi. Hatta şimdi Herdan köyünde bir kaç toplu mezar duruyor.

O yıl 2 Ağustos günü idi, o gün Êzidilik’te kutlanan bir bayram var, yaz mevsiminden giden 40 günün sonunda kutlanır. Bugünde de evli kadınlar anne-baba evine giderler. Bu yüzden birçok kadın Borik ve Zorava köylerinden Tilezir ve Siba köylerine anne-baba evine gittiler, bu yüzden de o taraflarda DAİŞ’in elindeki esir kadın sayısı artmış oldu. Bizim bayramımızı soykırıma dönüştürdüler.

* Halk dağa yetişti, siz de orda mıydınız, neler gördünüz?

Ben o dönemde ailemin yanındaydım, Zorava köyünden Pirê Ewram diye bir mezarlık var oraya yetiştik. Dağa yakın tüm köylerdeki insanlar kendilerini dağa attı. Dağda halk çok zorluk çekiyordu. 6 gün boyunca kaldık. Su, yemek yoktu, anneler kucaklarındaki çocukları atıyordu. Besleyemiyorlardı, taşıyamıyorlardı, korkunçtu. İhtiyar insanlar yolda ölüyordu o sıcakta. Ben belki o an gazeteciydim ama aynı zamanda savaşıyordum da. Bir süre savaştım, bazı eylemler gerçekleştirdik DAİŞ’e karşı Herden ve Zorava tarafında.

Fermandan önce 12 kişilik HPG ve YJA-Star gerillası sivil elbiseler ile kaçak bir şekilde Şengal’e girmişlerdi. Onlarla konuştuk, sohbet ettik. Halkı örgütlemek, savunmasını güçlendirmek istiyorlardı. Eğer güney tarafından DAİŞ başarıya ulaşmamışsa bu o gerillaların sayesindedir. DAİŞ birkaç kez saldırı düzenledi, güneyi ele geçirmek istedi; fakat gerillaların sert direnişi ile karşılaştı. Gerillalar aynı zamanda yanlarına Êzidileri de alarak dağılmışlardı. DAİŞ’in başarılı olup halka saldırmasını böylelikle engellediler. Şengal Dağı o kadar da zorlu ve engebeli bir dağ değil, eğer DAİŞ bir yerde kazanmış olsaydı tüm dağı kolaylıkla alabilirdi. Dağı alması durumunda ise tüm halkı katletme imkanı bulacaktı ama gerillaların mücadelesi büyük katliamı engelledi.

* Halkın dağdaki durumunu, o anı resmederseniz neler söyleyebilirsiniz?

Dağa baktığımda kitaplarda okuduğum sadece Osmanlıların Ermeni katliamı ve Saddam rejiminin Halepçe katliamını hatırlıyordum. Gazeteciler dışarıdan gelecek ve kucaklarında çocukları ile ölen anneleri ve katliamı görüntüleyecek diye düşünüyordum, tarihe 73’üncü katliam bu şekilde yer alacak diyordum. Bunlar olmadı mı? Bunlar da oldu bunları gördüm, bizzat yaşadım; ama halkın kurtulamayacağı ümitsizliğine kapılmıştım. 8 gün boyunca bu duyguyla yaşadık, ardından HPG ve YJA-Star gerillalarının takviye geldiğini, dağa girdiğini, YPG ve YPJ’nin desteğe yetiştiği böylece ‘insani koridoru’ açacağı bilgisini aldık. Bu bilgiden sonra halk biraz rahatladı. Şahit oldum insanlar, ‘Keşke ben bu çocuklara süt olabilseydim ya da ekmek ve su olsaydım, bu anneler için kuvvet olsaydım’ diyordu. İnsan o an yaşamdan umudunu kesiyordu. Bir süre sonra özgürlük savaşçıları tarafından insani koridor açıldı ve yüzbinlerce Êzidi Rojava tarafına geçerek kurtuldu. Yaklaşık bin aile ise ‘Biz ölsek de yaşasak da gitmeyeceğiz’ diyerek dağda kalmayı sürdürdü. Koridor ile beraber halk yaşama tutundu. ‘İnsan bir kere doğar’ derler ama bence Êzidiler iki kere doğdular. Bir annelerinden doğdukları andır, ikincisi ise insani koridorun açılması ile doğmuşlardır. Yeniden yaşam bulmuşlardır. Çünkü sadece öleceğimizi düşünüyorduk.

* O anları belgeleme, tarihe not düşme şansı edinebildiniz mi? Fotoğraf veya video çekebildiniz mi?

Musul ve Telafer’in alınması ile Şengal’in elektriği tamamen kesilmişti. Benzin gibi imkanlar da çok sınırlıydı. Bir fotoğraf makinam vardı ama şarj bitmişti. Burada halkıma özeleştirimi de veriyorum, halkımın o acılarını dünya ile paylaşamadığım için. Fotoğraf makinem elimde ve şarjsızdı, çok sinirleniyordum defalarca yere vurup parçalamayı düşündüm, 10 tane fotoğraf çekebilseydim, bu halkın acısı artık her zaman tarihte yerini alacaktı. O makine hala bende bir anı olarak durur. Ona bakarak o acı günleri hatırlar ve güç alırım. Çok yaşamını yitiren çocuk ve anne gördüm. Hepsi zihnimde ama saklı, delil haline gelmiyor, bu da beni çok üzüyor. Her ferman yıldönümünde hatırlıyorum ve bu yüzden de çok acı duyuyorum. O halkın acısı omuzumda idi ama çekemedim. Ömrümün sonuna kadar da bu acıyı yaşayacağım.

* O andaki yaşamın ve ölümün detaylarını verir misiniz? Şahit olduğunuz örnekleri paylaşır mısınız?

Örneğin bir genç vardı Zorava köyünden adı da Ferhan Heci Xelef idi. ‘Kız kardeşim evde kalmış, gidip getireceğim’ dedi. Birisi ona ‘Araba ile gitme DAİŞ barbardır sana saldıracak’ dedi, Xelef yürüyerek eve gidiyor. Eve vardığında ‘kız kardeşi ben yürüyemem’ diyor, çünkü kız kardeşi bacaklarından felçli. Köyden bir traktör buluyor, kız kardeşini bindiriyor ve geliyor. Dağa iki kilometre kala ana yolda DAİŞ görüyor ve ateş ediyor. Kurşunların hedefi olan Xelef sırtından yaralanırken kız kardeşi de bacağından yararlanıyor. Tam 2 kilometreboyunca o yaralı hali ile dağa ulaşabiliyor; ama bir süre sonra tıbbi imkansızlıklardan dolayı yaşamını yitirdi. Kız kardeşi de hayatta şimdi. Aslında büyük bir kahramanlık idi Xelef’in yaptığı.

Bir örnek daha vereyim, yine bir genç dağın kuzeyine düşen Xana Şehwaniya köyünden idi. ‘Annem orada kaldı, ona su götürmem gerekir’ dedi. Genç de o kadar susamıştı ki sanki yaşamıyordu. Yaşadıkları o kadar ağır ki, annesine suyu dolduruyor, ama kendisi suyu içmeyi unutuyor. Kendim çağırdım, ‘Kendine su götürmeyecek misin?’ diye sordum, ‘Ben unutmuşum’ dedi. Bir pet şişe su verdim, ‘Annenin yanına varana dek yavaş yavaş iç bu suyu’ dedim. Onun gidişinden bir saat sonra birisi geldi o köyden, sorduk, ‘Bir genç annesine su getirdi, ne oldu ona diye’, ‘Annesi ölmüştü o da kendisini kayalıklardan atarak yaşamına son verdi’ cevabını aldık. Yine bir anne 4 çocuğu geride kalmıştı. O da sürekli çocuklarını sayıklıyordu. Bir gün sonra yaşama veda etti. Yine Şerfeddin’de DAİŞ 7-8 kilometreden halka katyuşa füzesi fırlattı, iki anne o an korkudan yaşamını yitirdi. Kalpleri durdu. Yine Şêx’lerden bir anne var adı Gulê, yolda birileri görüyor. Orada yaşamını yitirmiş Gulê anne. Gulê anneyi gömecek güçleri yok, sadece ölü bedeninin yanına bir pet şişe su bırakıp gitmek zorunda kalıyorlar.

* Fermanın üzerinden 3 yıl geçti, toplumda ne gibi değişimler meydana geldi?

Êzidi halkı Arap hegemonyası ve iktidarı altında yaşadı uzun yıllar, kendine dair bir örgütlemesi bir yürütmesi yoktu. Bu geçen üç yıl içerisinde gerçekten halk, artık onları kendileri dışında kimsenin savunamayacağı gerçeğini anladı. Halk binlerce asker olmasına rağmen katliama uğradığını gördü. Bu yüzden ilk adımı kendi askeri yapılarını oluşturmak üzerine attılar. YBŞ, YJŞ ve Asayişa Êzidxan’ı kurdular. Yavaş yavaş toplumsal ve siyasal kurumlarını oluşturdular. Bu 3 yılda halkımız kendi kurumlarını oluşturma ile uğraşmıştır.

Êzidi halkı bu 3 yıl içerisinde çok ciddi değişimler yaşadı, artık halk konuşabiliyor, kendini ifade ediyor. Halk artık kendi kendisini yöneteceği ve savunmasını yapacağı duygusunu elde etmiş. Meclislerini inşa ettiler. Halkımız artık kendi özerkliğini ilan edecek düzeye gelmiştir. Irak Anayasası’nda da bu var, fakat bazı saldırılara da maruz kalıyor. Başurê Kurdistan, Haşdi Şabi ve Irak hükümeti tarafından Êzidi halkına yönelik saldırılar yoğun. Örneğin KDP ‘PKK Şengal’den çıkmalı’ dayatmasında bulunuyordu; fakat burada KDP kendine hiç sormuş mudur? Neden HPG ve YJA-Star gerillaları buraya gelme ihtiyacı duydu? Neden Êzidi halkı pêşmergeden nefret ediyor? Acaba Öcalan fikirlerini Êzidi halkı neden benimsiyor? Tabii ki sormamıştır, sormak da istemez. Eğer sorsa altından çıkamayacak.

* Son olarak tüm yaşadıklarınız sizde nelerin değişmesine neden oldu?

Ferman gününden sonra çok fazla değişim yaşadığımı hissediyorum. O gün üzerime düşen görevi maalesef yerine getiremedim, bunu şimdi yapmak istiyorum. Her anlamda halkımızın acılarını dünyaya duyurmak istiyorum, Êzidilerin dünyaca tanınmasını, binlerce yıllık Êzidi acısının tanınmasını sağlamak için canla başla çalışacağım. Özellikle Êzidi halkı üzerinde jenosidin tanınmasını sağlamak ve halkımızın yükünü hafifletecek her şeyi yapmaya hazır hissediyorum kendimi. (Selami Aslan – dihaber)r.

– 73’üncü Ferman’ın tanığı olan gazeteci Argeş Şengali o günlerde yaşananları ve tanıklıklarını anlattı. Kendisi de Şengal’in Zorava köyünden olan Şengali, “İnsan bir kere doğar, derler ama bence Êzidiler iki kere doğdu. Birincisi annelerinden doğdukları andır, ikincisi ise insani koridorun açılması” dedi.