• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Sessiz Aşklar Üssü

     

    Göl kıyısındaki ağaçların yakınında duruyordum. Birden yüzlerce göç kuşunun çevremdeki ağaç yapraklarını sallayarak geçişlerini duydum. Öyle yakındı ki, elimi uzatsam bir tanesini yakalayabilirdim. Sonra suyun üstüne yatan kuşlara yöneldim, hepsinin cazibesi birbirinden farklıydı, göz alıcıydı. “Kuşlara bak!” dedi Serra, gözlerini kısıp, gülerken dudaklarının yamulduğunu fark etmeden. Gözlerini kuşlara dikip, geri geri yürürken beni de fark etmedi. Önce ayağıma bastı, ardından Hindistan cevizlerini parçaladıktan sonra parçalara bölmek için cebinde taşıdığı keskin bıçak baldırıma battı. Birden ona sarılarak ikimiz birden yere düştük. Biraz rol biraz da gerçekliğin verdiği acıyla bir süre naz yaptım, ağlayacak kıvamdaydım ama ağlamadım. Beni kazanmak için önce biraz gözyaşı döktü. Belki de korktuğu içindi bu gözyaşları, o kadarını bilmiyordum. Önceleri kendimi bir insan sarrafıymışım gibi nitelendirirdim, bu büyük bir değerdi benim için, ama öyle değildim. Geç oldu bunu anlamam, hem de çok geç… Üzerimden çekilip yaranın küçüklüğünü fark edince sırt üstü yere yatıp ağlamaya başladı. Bu, Serra için sonun başlangıcıydı. Ayağa kalktı, tavırlarımdan ve hareketlerimden sıkılmış olacak ki, hiçbir şey söylemeden uzaklaşmaya başladı.

     

    Karımla ayrıldıktan sonra uzun süren ilişkiler yaşamıştım ama eşim öldükten sonra hiçbir kadını yanımda uzun süre tutamadım. O günlerde birlikte olduğum kadınlar, yaşadığım ilçeden gelip geçen şehir tiyatroları gibiydi. En kısa sürede evime taşınır, sanki uzun süre yanımda kalacaklarmış gibi sahip oldukları her şeyi yanlarında getirirlerdi. Bilumum spor eşyalarıyla, takım flamalarıyla ve sıkıcı siyaset sohbetleriyle kendilerinin çekilmez biri olmadıklarını ifade etmeye çalışırlardı. En güzel yemekleri, en güzel mezeleri hazırladıklarını söylerlerdi. Haksız da değillerdi, en iyisini yapmaya çalıştıklarının farkındaydım. Sonra bir gün, hatta çoğu kez, çekilmez biri olduğumu söyleyip kavga ettikten sonra her şeylerini toplayıp yanımdan ayrılırlardı.

     

    Canan da bunlardan biriydi. Minyon yüzü, kısa boyu, gülünce çıkan gamzeleriyle en çok iz bırakanlardan biriydi bende. Karımdan daha fazla iz bıraktığını söyleyemem ama herkesten daha çok iz bıraktı. İnsanoğlunun en ağır meziyetlerinden biridir, çekilmez olana şekil verip onu nizama sokmaya çalışmak. Hayatıma giren birçok kadın çekilmez olduğumu söylese de benden daha çekilmez olduklarına inandığım ve gittiğinde boşluk hissettiğim kadınlar da oldu. Bir erkeği cezbetmesi için ne spor takımlarının flamalarına, ne sosyolojik altyapısı olmayan siyasi analizlere ne de güzel yemeklere ve mezelere ihtiyacı vardı. Duruşu, gülümsemesi başlı başına bir egzotik abideydi. Tahmin edeceğiniz gibi en güzel seksleri de onunla yaptık. En ihtiraslı sevişmeleri, en ateşli fantezileri onunla denedik. Bazen aklıma, bu kadın sadece yatak için yaratılmış, diye gelirdi. Tanrıya ayıp olmasın diye yatak odasının tavanına gözlerimi dikip, üç saniye içinde özür dilediğim de olmuştu Tanrı’dan. Onun gidişi de diğerlerinden farklıydı. Diğerleri benim çekilmez olduğumu bas bas bağırıp kapıyı çarparak giderken, bu kez ben onun çekilmez bir kadın olduğunu anlatıp evimden gitmesini istemiştim. Yanında spor eşyaları dahil olmak üzere pek fazla eşyası olmadığından, hazırlanıp gitmesi on-on beş dakikayı buldu.

    Arkasından vakit kaybetmeden -ki daha önceden gözüm vardı- Bilge öğretmenin gelişleri vardı. Bana taşınmayı her defasında reddedip, üç gün üst üste benimle kalmaktan sıkılmayan bir tipti. Saygı duyuyordum. Bana karşı bir direncinin, bir bilincinin ve bir sınırının olması hoşuma gidiyordu. Bu sınır, sadece bana karşı değildi. Çevresindeki birçok insana karşı bu sınırı koyduğunu gözlemlemiştim. Asker kızı olmasının bunda büyük payı vardı.

     

    * Devam Edecek *


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları