• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Sevilene gider tüm yollar

    Belki de bu kadar çabuk âşık olmam ve derinden etkilenmemin sebebi buydu; güvensizlik duygusunun bir tür geri tepmesi olayıydı yaşadığım.

    Arka planda, otuzlu yaşlara erişmenin getirdi­ği dehşetli korku, daha yakınlarda yaşanan o uzun, kısır, garip ilişki, özgüvenimin son kıpırtılarını bile izleyip öldü­ren, bitiren o ne olduğu belirsiz macera vardı. Belki de bu nedenle kendimi Aytül’e, hakkında hiçbir şey bilmeden böylesine tamamen kaptırıp gitmiştim: Artık temkinli davranmaktan bıkmış, her şeyden kuşkulanmaktan sıkılmıştım ve tekrar yaşamaya hazırdım. Stendhal’in sunduğu modelin beğendiğim tarafı, durumun olanca mantıksızlığını ortaya koymakla birlikte ko­şulların yarattığı bu tutkunun aslında tamamen gerçek ve samimi bir duygu olabileceğini de kabul eder görünmesiydi; hakikaten de onca uzun zamandır hazırlanmakta, olduğu için çok daha güçlü bir tutku olması mümkündür, yavaştan mayalanıp köpü­ren, coşan bir fırtına gibi.

    Acaba aşk, insan yaşlıyken mi, gençken mi daha güçlüdür?

    Bu konudaki görüşlerin çok farklı olduğunu biliyorum. Tanınmış bir profesör olan eski bir hocamın, gençlik aşklarının hormonları yönlendirdiği bir denemeden başka bir şey olmadıklarını söyleyerek küçümsediğini anımsıyorum.

    Ancak hayatın daha ileri aşamalarında aşkın anlamının açıklığa kavuştuğunu dü­şünüyordu. Ona göre insana en çok acı veren aşk, ilk aşk değil son aşktı, çünkü ileri yaşlarda insanın yitirebileceği şeyler ister istemez çok daha fazladır. Yaşlılıkta âşık olduğunuz zaman genellikle daha önceki yaşantınıza, saygınlığınıza, şöhretinize, ailenize ihanet edersiniz; hayatta kalma hakkınız olduğunu kanıtlamak için yaptığınız bu umutsuz atılımla her şeyi tehlikeye atmaktır bu aşk. İçinizdeki hayat ışığının sönmesine karşı çıkmanın en son ve en iyi yolu olan yaşlılık aşkının, tam da bu nedenle, düş kırıklıkları yaşanmaya başlandıkça, o denli yıkıcı bir etki yapması kaçınılmazdır, eğer sonucu düş kırıklığı olursa tabii.

    Stendhal, bu konudaki görüşlerini On Love adlı eserinin sekizinci bölümünde açıklar. Bir hanım arkadaşının fikirlerinden bahseder, söz konusu kadın gençlik aşkının daha güçlü olması gerektiğini, çünkü bu aşkın çok tutkulu, masum ve erişkinlerin kuşkucu tavrından dolayı yozlaşmamış olduğunu ileri sürer. Yazar ise tam tersini düşünmektedir, daha ileri yaşlarda güvensizliğin romantizmi geliştiren bir tür engelleme görevi yapacağını savunur. Kadının ruhunun en büyük tehlikeler arasında hareket ettiği korkunç ateşten gömleğinden sıyrılıp hayatta kalabilen kristaller, ayrıcalıkları sadece mutluluk ve neşe olan on altı yaşında bir tazenin kristallerine nazaran bin kat daha parlak ve dayanıklı olacaktır.

    Bu nedenle geç yaşanan aşkı biraz daha az eğlenceli ama çok daha ateşli ve tutkuludur. Pek eskilerde kalmış olan gençliğimin aşklarına kıyasla Aytül’eçok daha ateşli duygular besleyip beslemediğimi bilemiyordum ama tehlikeye attığım şeylerin çok daha fazla olduğunun farkındaydım kesinlikle.

    Bütün diğer otuzlu yaşlarını yaşayan insanlarda olduğu gibi ben de aslında âşık olma yeteneğimi kaybettiğimi sanıyor, endişeleniyordum; bu nedenle Aytül’e böylesine güçlü bir tepki verdiğimde, yani tüm rasyonel düşünceyi, ince hesapları aşan büyüklükte bir tutkuya kapıldığımda bunun hayattaki son şansım olabileceğim düşünüyordum.

    Bilmem söylemeye gerek var mı, Aytül’e bütün bunları anlat­maya çalışmama bir yararı olmayacağını kabul etmiştim zaten. Böyle bir şeyi e-mail’le anlatmanın imkânsız olduğunu, buna kalkışırsam ya deli ya da yalancı bir insan gibi görüneceğimi biliyordum. Ben de tamamen kabuğuma çekildim, pasifleştim, orta yaşlı William Hazlitt’inLiberAmoris adlı eserindeki sözlerine sığındım . Yazar bir vakitler delicesine tutulduğu ev sahibinin ergenlik çağındaki kızı ile ilgili olarak şöyle der “Bu gerilim durumu, tutmak için tüm gücünüzü harcayıp bitirdiğiniz tek bir ipliğin ucunda havada sallanmaya benzer, bu iplik de koparsa, dünyada güvenebilecek hiçbir şeyiniz kalmayacaktır.”


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları