• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    “Şiir Halklarımızı Arasında Kardeşlik Köprüsüdür”
    “Şiir Halklarımızı Arasında Kardeşlik Köprüsüdür”
    10 Ağustos 2016 13:15
    Font1 Font2 Font3 Font4
    Bu Haberi Yazdır

    Özellikle kitaplarınız hayırlı, uğurlu olsun. Hem Türkçe hem Kürtçe yazmışsınız.

    Öncelikle birkaç gün sonra dördüncü yaşına girecek olan Halkın Nabzı’na nice nice yıllar dileğimi ifade etmek istiyor, okurlarını da saygıyla selamlıyorum.

    Çok teşekkür ederim.

    Evet, kitaplar, ikiz kitap ya da bir düet de denilebilir. Koroyu seven, soloyu çok öne almayan bir insan olmamdan olacak ki, kitaplarımı da solo değil koro çıkarttık.

    Birinci kitap aslında Diyarbakır Cezaevi gerçeğinde, onun zemininde boy atmış tınılardır, şiirsel anlatılardır. Kitabın adında da anlaşılacağı üzere, ”Şiirlerin Kardeşliği-Biratiye Helbestan” iki dilin, Türkçe ve Kürtçe’nin yanyanalığını, edebi olarak da gerçekleştirebilecek karakterde olduklarına işaret etmek. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın büyük emeği ve çabalarıyla oluşan demokrasi ve barış sürecine denk gelen bir etkinlik, çalışma… Fakat böyle olmakla birlikte dikkatli okur sezecek ve görecektir ki, özellikle kitabın kapak arkasındaki dizede savaş tamtamlarının da kendini hep ayakta tuttuğu temkinli yaşanan bir süreçte gerçekleşti. Kitabın önsözünü sözüne çok değer verdiğim, saygı duyduğum demokratik Kürt siyasetinde bir Türkiyeli, Türk olarak önemli işler kotaran Sayın Sırrı Süreyya Önder yazdı.

    “Biratiya Helbestan” ya da “Şiirlerin Kardeşliği” çalışmamızda amaç, halkların duyguda, düşüncede onun en estetik, en güzel boyutu olan şiirde de onların kardeşleşebileceğine selam vermek, onu göstermekti.

    OSMAN ERGİN 1

    Özetle birinci kitap Şiirlerin Kardeşliği-Biratiya Helbestan çalışmamız, 2012-2015 yılları arasındaki süreçte KCK operasyonları diye ifade edilen, o dönemde bulunduğumuz Diyarbakır Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde gerçekleştirilmiş. Çıkışı ile ilgili bir-iki şey söylemek gerekir; yani Diyarbakır Cezaevi de elbette bütün cezaevlerinde olduğu gibi hassasiyetin yüksek olduğu alanlar… Hele de demokrasiden, sosyalizmden yana yüreğiniz çarpıyorsa sizin mahkûm edilmeniz, dört duvar arasında tutulmanız mümkün değildir. Çünkü kavga dışardadır, mücadele dışardadır. İçerden o dışardaki kavgaya, mücadeleye yüreğinde, duyguda, düşüncede kendini katmak her tutsağın temel görevlerindendir. Bu açıdan biz de bu dönemin kendi gerçekliği üzerinden bir şeyler yapmak, bir şeyler üretmek ama daha somut katkılar koymak istedik. Barışa evet diyen, barışı zenginleştiren bir şarkı olarak ifade edilebilir. Bu şarkı da Diyarbakır’dan yükseldiği için, yangın yeri bir zeminden yükseldiği için, içinde mücadelenin kimi gerçek boyutları da kendini göstermektedir.

    İkinci kitap için şunu söyleyeyim, son bir yılın acılarına karşılık düşen, bu acıları çok trajik biçimde dile getiren anaların haykırışı olarak ifade etmek gerekir. Bu ”Bırakın çocuğumun ölüsünün kokusunu alayım” diyen anaların çığlığını -evet böyle bir çığlık var- bir coğrafyaya girerek, gücümüz yeterse, yüreğimiz elverirse insanlığa duyurmak kaygısıyla kaleme alındı. İki çalışmanın da ortak amacı, bu dönemde tıpkı sizin yaptığınız gibi -yani bugün sevinerek öğrenmiş oldum bir kez daha,- bu kitapların -kendi özgün masrafları, kimi teknik giderleri dışında- elde edilecek gelirleri, son bir yılda yaşanan acılarda mağdur olan başta analar olmak üzere ailelere verilecektir.

     

    Şiir sizin için ne ifade ediyor?

    İshak arkadaş, gerek Anadolu gerekse Mezopotamya aslında şiirsel bir karakterde, şiirsel bir gerçekliğe sahipler. Çünkü bu topraklar bir yanıyla işte Ahmede Xane’nin, öbür yanda işte bugünün çağdaşlığı bağlamında Nazım’ların boy attığı topraklardır. Bu topraklar aslında insanlığın kardeşleşmesinde ciddi bir köprü gerçeği olan şiiri, edebiyatı, sanatı, işte halayıyla, horonuyla, folkloru, yaşanmış bir gerçekliğe sahiptir. Bu topraklar gerçekten savaşı haketmeyen, karşılıklı düşmanlığı kabul etmeyen bir gerçekliğe sahip. Bu yanıyla bende şiir, aslen Mezopotamya ve Anadolu insanının hayatıdır, mutluluğudur. Yer yer belki de ezginlikten, ezilmekten gelen çığlığıdır. Bu coğrafya halkları, kadim insanlığı şiirsiz düşünülemez. Bu dil sürdürülebilirse bu topraklar hakettikleri barışı daha kısa sürede gerçekleştireme imkânına sahip olabilirler.

    OSMAN ERGİN 4

    Şiirle siyasetin ilişkisi nedir?

    Özgürlüğün siyasetidir aslında şiir. Kürt demokratik siyaseti aslında uzunca bir dönemdir siyasetin şiirini gerçekleştirmeye çalışıyor; kardeşliğin, özgürlüğün, adaletin… Şunu düşünebilir misiniz? Gencecik gelinlik çağında kızını ellerini kınalayarak, tacını, duvağını takarak toprağa veren anneler şunu söyleyebilmektedir; ”Kızım ya da oğlum gitti, başkasının çocukları gitmesin.” Şiirlerin en güzelini onlar gerçekleştiriyor. Şiir politik özgürlüğün en güzeli, en doğrusu, en iyisiyle yapılmasıdır ki, Kürtler ve dostları bu topraklarda uzunca bir dönemdir bunu yapıyor. Umuyorum şiir kazanacak.

    Siz kendinizi şiirle mi yoksa siyasetle mi daha iyi ifade ediyorsunuz?

    Aslında siyasetin şiiri ya da şiirin siyaseti… Biri olmadan diğeri olmayacak diyalektiğimiz var. Bana derseniz şair misin, değilim. Elbette karşınızda bir Nazım ya da Cegerxwin yok, fakat Nazım’ın da, Cegerxwin’in de türkülerine şarkılarına yüreği çarpan bir gerçeklik var. “Bu mücadelede şiir mi önde gelir, siyaset mi önde gelir” ilişkisinden çok,  siyaseti şiir gibi, şiiri politik bir özgürlük kavgası gibi yaşamak doğru olandır, diye düşünüyorum.

    Kitaplarınızla neyi ve kimleri hedefliyorsunuz?

    Doğrusu, şu hedef olsun şu hedef olsundan ziyade… Şiir çünkü durağan bir şey değildir İshak arkadaş. Şiir biraz hayattır, dinamiktir, yaşayandır, canlıdır. Yani okunursa görülecek, mesela bir yerde anlattığımız annemiz babamızdır.  Her Kürt ailesinde karşılaşılabilecek gerçekliğin dışavurumudur. Diyelim ki Cizre’yi anlatın, bize Nusaybin’i anlatın, bize Gever’i anlatın, diyoruz. Bugün Cizre’dir, Gever’dir, Nusaybin’dir, yarın Gazze’dir, Halep’tir; bir başka yerdir. Zulüm ve zalimler varoldukça mazlumların bu şarkısı kendini sürdürmeye devam edecektir. Bu açıdan aslında hedeflediğimiz şudur; iyi, doğru ve güzel olanı gerçekleştirmek. Zulüm olmasın istiyoruz, elbette baskı olmasın istiyoruz, kardeşlik olsun istiyoruz. Fakat biz biliyoruz ki çok naif, sadece şiirle ötelenen bir durum değildir. Kavgasını veriyor insanlar bunun. Şiir bu kavganın yanında duruyor. Gerçekten özgürlük ve şiir ilişkisi ile özgürlük ve siyaset ilişkisi bu topraklarda olmazsa olmazdır. Kürt özgürlük mücadelesi, -bağışlayın beni ama- yüzüne bakılmayacak çok hakir duruma getirilmiş bir topluluktan bugün Ortadoğu’nun en itibarlı, en saygı duyulur gerçekliğine yükselen, değer boyutuna gelmiş bir karaktere sahip bir topluluk çıkardı. İşte şiir budur, diyor… Sanat budur, diyor… Güzellik budur, diyor. Rojava’ya bakacaksınız, kadının güzelleştiğini göreceksiniz, toplumun giderek daha güzelleştiğini göreceksiniz. Ve insanlar arası ilişkide savaş, birbirini imha etme yerine; kollektifize olan, ortaklaşan duyguda, düşüncede birbirini anlayan, birbirinin gerçekliğini reddetmeyen bir tablo görürsünüz. Bu tablo Picasso’nun Guernica’sı kadar anlamlı bir resimdir veya Nazım’ın şiirleri kadar lirik bir sanatsal gerçekliktir.

    Şiir susturulamayacağı gibi çok kahramanca bir şey de değil. Bir sözdür, yerini bulan sözdür, elbette estetize edilir, elbette ona manevi bir ruh, güzellik ruhu kazandırılır. Ama bütün bunlar gücü ayağını bastığı topraktan ve toprak üzerindeki insanlar arasındaki ilişkilerden alır. Bizim şiir dediğimiz yürüyüşe, bu topraklar çok uygundur İshak Karakaş arkadaş. Elbette kavgası vardır şiirin, barışı istemeyenlerle kavgası vardır. Bu nedenle hayatın kendisidir.

    OSMAN ERGİN 5

    Şiir duyguların yoğunlaşmasıyla yazılır. Siz şimdi kitabınıza baktığınızda en çok hangi şiirinizde bu duygu yoğunluğunu hissediyorsunuz?

    Beni hepsi etkiliyor. Elbette şiirsel tınılar, dedim ama her birinin bir hikâyesi vardır. Örneğin bir açık görüşte, cezaevinde yaşlıca bir ana gelmişti. Hatırlar mısınız, 12 Eylül 2012’den 2013’ün ortalarına kadar süren açlık grevi, ölüm orucu eylemi vardı. Kürt demokratik siyasetçileri başta gelmek üzere Türkiye’deki demokrasi güçlerinin de desteklediği bir açlık greviydi. İşte o ananın oğlu da o ölüm orucundaydı. Yolda gelirken anneye demişler ki; ”herhalde senle konuşamaz, çok açtır, hali iyi değildir” falan filan… Kürtçe’de şöyle bir şey var; Çawemin birji’; “Ben öleydim de sen bunu yaşamayaydın.” Ana ile gittim tanıştım, ”Anne” dedim, ”ne hissettin?”, Dedi ki; ”korktum ki o ölecek.” Tabii sonradan ölümün anlamsız olmadığını öğrenmiş oldu. Mesela burada “Çawemin birji” sözü beni derin etkilemiştir.

     

    Yine gündem de olması anlamında, Roboski ile ilgili şiir, Türkçedir. İkincisi, Rojava’yla ilgili Puçikamin isimli Kürtçe bir şiirdir. Şimdi mesela benim şiirimde, benim çalışmamda biri Türkçe şiirdir, diğeri Kürtçe şiirdir. Yani Türkçe ile Kürtçe’yi kolkola sokmak istedim. Biri diğerini tercüme etmesin, kendi kendine söyleyebilsin. Herkes kendi dilince kendini anlatsın istedim. Mesela Puçikamin Rojava için yazılmış bir şiirdir ve ben şiiri bitirirken şöyle diyorum; ”biliyorum bütün bu sorunların sebebi senin sosyalist olmandan kaynaklanıyor.”

    Rojava, İshak Bey siz de bilirsiniz, Kürtlerin en küçük parçasını oluşturmaktadır. Yani bu muazzam gelişmenin en son olabileceği yer olarak düşünülebilir. Ben bunu şiirimde de söyledim. Marx’ın işte 1800’lü yıllarda devrimi İngiltere ve Almanya’da beklemesinin aksine, 1900’lü yılların başında Rusya’da olması gibi… Güney Kürdistan, Kuzey Kürdistan, Doğu Kürdistan, büyük parçalar bunlar… Ama nerede oldu, Rojava’da gerçekleşti. Belki de en küçük olduğu için beklemiyordu Kürtler. Mesela beni etkiledi o.

    Roboski elbette bambaşka bir şey… Çünkü ben Roboski’de -şimdi tevazu göstermeyeceğim- mesela bir kavramı orada ürettim; “Karanlıkistan”… Evet, Karanlıkistanlılar var bu topraklarda… Karanlığın egemen olmasını isteyenler var bu topraklarda. Karanlıkistan… Yani ruhu karanlık olan, karanlıkta yaşayan, karanlıkta üreyen. Ve müsebbidirler Roboski’nin.

    Bir de özel bir şiirimi paylaşayım sizinle… Benim büyük oğlum Ozan’ın evliliği oluyordu. İçerideydim, bana bir davetiye göndermişti. O gün işte işte ben ‘papatya’ demedim, ‘fal çiçeği’ dedim. Çünkü bir papatya yerleştirmişlerdi davetiyeye…  Onunla ilgili yazdığım da, müebbet mahkûm Ali adına yazılmış bir şiirdir. Ama müebbet mahkûm olan Ali ama müebbet ceza alacağı endişesindekiler bizdik. Yani bir rol verme olayı var Ali’ye. Orada da bir özgünlük var. Yer yer Nazım’dan, yer yer Ahmed Arif’ten okuduklarımızdan, etkilendiklerimizden, onların sesinden, kimi renkler var çalışmamızda.

    Peki, son olarak kitaplarınız hakkında söylemek istediğiniz bir şey var mı okurlarımıza?

    Bir televizyon programında da söyledim, belki bir hayaldir ama bu hayali gerçekleştirme iddiamız var, kırk küsür yıllık bir yürüyüşçüyüm bazen düşen bazen kalkan bir insan olarak… Ve Kürt demokratik hareketindeyim şu an. Yazmak istiyorum aslında, bir roman var kafamda. Bu çalışmayı şöyle değerlendirdim; romanımın fon müziği bu kitaplar… Bir fon müziği olarak karşınızda duruyor.

    Elbette Halkın Nabzı gibi benim açımdan biraz daha sahiplenilmesi gereken, biraz daha büyütülmesi gereken bir yayın organının şiirle ilgili iki kitabı ele alıp bir röportaj yapması çok anlamlı, biraz bizi de borçlandıran bir şey…

    Kaç adet bastınız?

    Bin adet basıldı. Avrupa’da tüketildi, yakın tarihte Batman’da sendikalar, emekçilerle ”Her şiirin bir öyküsü var” başlıklı buluşmalar gerçekleştireceğim. Petrol-İş Sendikası’yla görüşmeler yaptım, başka sendikalarla görüşmelerim var. Onlarla biraraya gelip geleneksel imza günü yerine, her şiirin bir öyküsünü -belki Sunay Akın tarzında değil ama- onlarla tartışmak, onlarla hasbihal etmek çerçevesinde çalışmalar yürüteceğiz.

    Son sözüm şu… Biz Halkın Nabzı üreticilerine, sizlere saygımızı belirterek bu çalışmamızdan elde edilecek geliri başta Rojava Derneği olmak üzere bölgedeki yerel yönetimler ve ilgili kurumlara -küçük, mütevazı da olsa çok somut bir katkıyı- bu şiirler, bu çığlıklar üzerinden oradaki halkımıza, insanımıza aktarmayı düşünüyoruz. Bu düşüncemizin gerçekleşmesine katkı koyucu olması anlamında gazetenize, size, çalışanlarınıza teşekkürlerimi ve şükranlarımı sunuyorum.

    Biz de teşekkür ederiz.


    Yorumlar



    İlgili Haberler