• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Sivil toplum ve siyaset

    Geçen hafta iki vesileyle sivil toplum örgütleri üzerine etraflıca düşünmem gerekti. Batı demokrasilerinin olmazsa olmazı olan sivil toplum örgütlerinin bu ülkelerde  katılımcılığın ve verimliliğin imkânlarını nasıl geliştirdiği, ademi merkeziyetçiliği toplumun kılcal damarlarına kadar nasıl yaydığı ortada. Türkiye’de ise iktidarların toplumsal hayat üzerindeki hegemonyası sivil toplumun cılız kalmasına yol açmakta, sivil toplum örgütlerinin devlet ve hükümetlerden bağımsızlığının önüne set çekmektedir.

     

    Özellikle de siyasetin alanında çözüm bekleyen makro sorunlara müdahale etmek üzere oluşmuş sivil toplum örgütleri maalesef tam da bu yüzden bir süre sonra siyasetin etki alanına hapsoluyor, herhangi bir siyasi güç odağının güdümüne giriyor.

     

    Bu sayımızda okuyacağınız söyleşimin konuğu İbrahim Betil. kurduğu ya da yönetiminde olduğu çok sayıda sivil toplum örgütünü bu tehlikeden uzak tutmayı başarmış bir sivil toplumcu. Eğitim gibi bir ülke için son derece önemli ama yine de siyasetten azad edilmesi görece kolay bir alanda faaliyetlerini yoğunlaştırmış olması sayesinde özerkliğini muhafaza etmiş olmayı başarmış olabilir Betil. Ama elbette kararlılık da çok önemli. Tabii bir de iktidar ve siyasi güce teşne olmamak…

     

    Geçen hafta katıldığım Dicle Toplumsal Araştırmalar Vakfı’nın (DİTAM) toplantısı ise maalesef aşırı siyasileşmiş, adeta siyasetin uzantısı haline gelmiş “sivil toplum örgütçülüğü” örneklerine rastladığım bir ortamdı. Elbette ki birçok böylesi tavır içinde olmayan kurum ve kişiyi tenzih ediyorum.

    Devlet ve hükümetler dünyanın her yerinde sivil toplum örgütlerine sirayet etmeye çalışır ve bazen de bunu başarır. Kapitalistlerin özellikle çevre alanında sivil toplum örgütlerini satın aldıkları bile vakidir.

    DİTAM’ın toplantısı ise sivil toplum örgütlerinin barış süreçlerinde, Türkiye’de ise barış sürecinin yeniden başlaması için neler yapabileceğine dairdi.

    Ancak bir siyasi parti genel başkanının bile sivil toplumcu kisvesiyle katıldığı toplantıda belki de konunun hayatiliğinden ötürü kısa sürede bir kutuplaşma oluştu ve bir taraf arkasına aldığı gizli ya da açık hükümet desteğiyle tartışmayı doğrudan politikanın alanına çekerek hem raydan çıkardı hem de demokratik tartışmayı engelledi.

     

    Türkiye’de barış sürecinin akamete uğramasında ya da çatışmasızlıktan çatışmaya hızla dönülmesinde, sürecin toplumsallaşmaması en büyük etkendi.

     

    İktidarın yön değiştirmesiyle gerek medyada gerek sokakta sürecin barışçıları derhal yeniden savaş savunucusu halini aldılar.

     

    Çünkü barış süreci boyunca sivil toplum örgütleri izleyici konumundan çıkıp sahada barışı toplumsallaştırma işini savsaklamışlardı.

     

    Çünkü siyasiler ve çatışmanın tarafları barış görüşmelerini kapalı kapılar ardında sürdürürken, siyaset ve iktidarlardan bağımsız bir faaliyet tasavvuru ancak sınırlı ölçüde olan sivil toplumcular, kendilerini izleyici olarak saha kenarına mahkum ettiler.

     

    Siyaset sınıfı ile arasına mesafe koymuş bir sivil toplum tarzı, ülkenin bu kritik döneminde önemli bir ihtiyaçtır.


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları