• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Sizin Hiç Halkınız Öldü mü?

    “Sizin hiç babanız öldü mü?

    Benim bir kere öldü kör oldum

    Yıkadılar aldılar götürdüler

    Babamdan ummazdım bunu kör oldum”

    Böyle yazmış *Cemal Süreya ölümü… Kendince anlamlandırmaya çalışmış… Ölümü karşılarken hayatının çeşitli evrelerinde, her defasında farklı anlamlar da yüklemiş… Geçmişten, tarihten de etkilenerek…

    Her insan, ansızın gelen ölüm karşısında farklı duygular, farklı algılar geliştirir. Bu tabi ki doğalsa ya da bir hastalıktan dolayı ise bunu karşılarken çeşitli psikolojik deneyimlerinden faydalanır; tolere etmeye çalışır. Ya değilse; normal bir ölüm değilse…

    Ya bir kaza sonucuysa, kim vurduya gitmişse… Sıcacık evinde gelmişse domuzbağıyla ölüm… Hagop Demirci yaşlı bir adamdı. Zengindi. Onun malına, canına göz dikenlerse acımasızdı. Onlar için öldürmek ne kadar normalse, böyle bir ölümü beklemek her Ermeni için beklenen sonlardandı… Ya da Ermeniler böyle hissediyorlardı… Bu ölüm şekli çirkindi, insana yakışmayan bir ölüm şekliydi… Ya diğerleri?

    Siz bu evinde katledilen Ermeni’nin haberini en azından gazete de, televizyonda izlediniz. Oysa şu satırlar yazılırken dahi açık televizyonda yalan ve düzmece haberleri dinliyorum. Adının başına haber TV unvanını yakıştıran CNN Türk ve NTV dahi egemen bir anlayışın masa başında düzdüğü yalanları bir biri ardına seslendiriyordu.

    Cizre’den Nusaybin’den Sur’dan ve diğer ilçelerden üzücü bir şekilde şehit haberlerini, öldürülen Polis ve askerler haberlerini izliyoruz. O gencecik erlere, polislere de üzülüyoruz. Geride kalan eşlere, çocuklara ve nişanlılara da… Kahroluyorum izlerken…

    Cemal Süreya şair duyarlılığıyla böyle yazmış ölümü… Ya şimdi yaşasaydı nasıl yazardı onca genç ölümü, çocuk ölümlerini… Ben yazamıyorum. Ben, bu körleşmenin, bu duygusuzluğun, duyarsızlığın ve katliamların şiirini yazamıyorum. O ölümün soğuk yüzü duygularımı iğdiş edip, ellerimi, bağlıyor…

    Ölümleri gazete ve televizyonlardan değil, internetten izliyoruz. Orada yaşayanlar bir şekilde gizlice bunları duyuruyorlar. İçleri yanıyor, içimiz yanıyor…

    Suriye ve Irak’ta değil, bu yıkılan şehirler… Bizim şehirlerimiz, bizim ilçelerimiz ve bizim kadınlarımız, çocuklarımız, erkeklerimiz… Çaresizler, çaresiziz…

    İki arada kalmış bu insanlar susuz, elektriksiz ve yiyeceksiz her şeye rağmen direniyorlar. Direnişin destanını yazıyorlar. Bizse kahırla, üzüntüyle uzaktan izliyoruz sadece…

    Cizre’de, bir bodruma sığınan, sığışan yaralı sivillerin akıbetini izliyoruz. TRT önce altmış diyor sonra tenzilata giderek otuz ölümden bahsediyor. Her biri için defalarca kör oluyorum, oluyoruz…

    Babalar, analar “sizin hiç çocuğunuz öldü mü?” diye haykırıyorlar. “Sizin ananız, babanız ya da çocuğunuz sokak ortasında yerde kaldı mı?” Kurt ya da köpek yemesin diye nöbet beklediniz mi camlarda… Acizlik içinde boyuna soruyorlar cevap gelmeyeceğini bile bile muhabirlere…

    Artık yeter demenin zamanı gelmedi mi? Bu halk bunları hiç hak etmedi ki… Devlet sadece Müslümanların ya da Türklerin devleti değil ki, Kürt halkının da devleti… Sosyal olan devlet halkına müreffeh ve kaliteli bir hayat vermek zorundadır; değil ki katletmek… Barış bu kadar mı uzak size? Savaşı bu kadar çok mu seviyorsunuz? Sizin eşitliğinizden vazgeçtik ya o inandığınız Allah’ın eşitliği nerede?

    Kürt Halkı sine-i millet gibi duruyor karşınızda ey, kendine muhalefet payesi veren meclis vekilleri… Bir halk ölürken dahi çıkarlarınız ön plandaysa ve sadece kendinizi düşünüyorsanız, orada olmanızın kimseye, özellikle de ezilen halklara bir faydası yok bilin… Gidin, bir halk ölürken yanında durun hiç olmazsa; ellerini tutun, son defa alınlarından öpün o insanların…

    Sizin hiç halkınız öldü mü?

    Benim hakım bir kez öldü… Kör olmadım. Başka bir halkın ölümü karşısında utanmayanlar bilsin ki ya kördür ya da kör olacaktır.

    Konuşamıyoruz. Konuşsak; yalan diye, yıkılan, yok edilen şehirler düşecek önümüze… Biz bu ağırlıkla daha ne kadar yaşarız… Memleketin kelimelerini, anaları ağıtlarını, babaların havarlarını, dilime saklıyorum. Ben, bu zulümle abat olamazsınız biliyorum; ya siz biliyor musunuz?

     

    GADASINI ALDIĞIM ANALAR

    Zulüm nereye saklanır

    Hangi göz görür de bilmez yalanı

    Ya neden açar papatyalar,

    Nefret ve yalana karşın her bahar

    Bir yol var biliyorum, gider, gerçeğe

    Bir yol da yıkıp geçer insanı

    Gözlerimi dağlasın şu iblisler

    Dağıtsın koca Tor balyozla

    Omzumda boşuna duran şu başı

    Nasip kısmettendir diye kim söylemiş

    Fıtratı halkın sırtına koymayı dileyen kim?

    Ya neden uzanıyor çocuklar kefensiz, sızlayan toprağa

    Bakamıyorum, işte gözlerim yok,

    Hissetmiyorsa namerttir

    Bilin ki yufka yüreğim

    Alsın beni de yanına gadasını aldığım analar

    Yeter ki kalmasın;

    Mor dikenler altında sahipsiz yatanlar

                İstanbul, 8 Şubat 2016

     


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları