Madem hâlâ devlet ve hükümet Hakikat ve Adalet Komisyonları talebimize cevap vermiyor, öyleyse buradan, kendi medyamızdan devam etmeliyiz kadim Kürt halkının acılarını anlatmaya. Ben de devam ediyorum işte gazetem, yazılı medya ve sanal ortam aracılığı ile olanı aktarmaya, hatırlamaya bir dönem Kürt coğrafyasında olan bitenleri, bu olaylar sonucu yakın çevremden gidenleri, kaybettiklerimizi. Bizans’ın entrikalarını, Osmanlı’nın ayak oyunlarını tecrübe olarak devralmış, doksan senede en çok zulüm depolamış T.C. bu insanları genç ihtiyar demeden yatağından aldı, yoldan aldı ve halkların nehrinin yatağının değiştirebileceğini, halkımızın yürüyüşünü yolundan caydıracağını sandı. Evet, insanlarımızı sindirme amaçlı bir soykırıma tabi tuttu ama başaramadı. Devlet amacına ulaşamadı ama yine de kayıplarımızı, bizim özgürlüğümüz için canını veren akrabalarımızı, dostlarımızı düşündükçe yaşama sevincimiz soluyor. Benim de ancak bunları, onların öykülerini anlatırsam yaşama dayanağım olacak.
Ama şuna da işaret etmek isterim ki bu hikayeleri biraz da bugün için anlatmalıyız, yani aynı olayların bir kez daha tekrarlanmaması için. Soykırım erbabı güç odaklarının aynısını bir kez daha deneyememesi için uyanık ve duyarlı olmalı, böyle bir girişimi hissettiğimiz yerde topyekun direnmeliyiz. Evet, biz nice yakınımızı bu onurlu mücadelede kaybetmiş insanlarız ve artık başka kayıpların olmadığı bir coğrafyada yaşamak istiyoruz. Özgürce. Aynı Remziye gibi. Remziye Mengüç gibi. O anne, ailesini sofrasında mümkün mertebe toplayabildiğinde biz de kendimizi özgür hissedeceğiz. Remziye kim mi, Remziye Mengüç? Anlatacağım. Onun bugünün kıyısına vuran hikayesine Ramazan’ın hikayesinden ulaşacağım. Bizim topraklarımız böyle, her hikaye bir diğerine çıkarıyor bizi.
Ramazan Mengüç benim amcazadem ve sütkardeşimdi. Dünyaya beraber bakardık daha kundaktayken. Beraber biçimlendi bakışlarımız, dünya görüşlerimiz. Ramazan bir yurtsever olarak üzerine düşenin en iyisini yaptı diyebilirim, mücadeleyi hiç bırakmadı, son zamanlarda hasta olmasına rağmen en ufak bir taviz vermedi, ta ki İran – Irak sınırında 2004’te yaşama gözünü kapayıncaya kadar. Ramazan’ın ölümü elbette ailede bir travma etkisi yaptı ama asıl sorun devletti, polisti. Mengüç ailesine rahat vermiyorlardı. Oğlu Eyüp her gün Terörle Mücadele’de sorgulanıyor, binbir türlü hakarete maruz kalıyordu, sonunda, henüz onsekizini doldurmadan, ondokuz sene ceza istemiyle yurt dışına gitmek, sürgünde yaşamak zorunda kaldı. Büyük kızı Zelal babasının ölümüyle yarım kalan mücadelesini devam ettirmek için dağa çıktı, şimdi orada. Ve Remziye Mengüç, 7 çocuk anası Remziye, o da şimdi örgüte yardım ve yataklık yaptığı iddiası ile 3 ayı aşkın bir süredir Siirt Cezevi’nde yatıyor. Benim bu yazıyı yazdığım gün, yani 8 Şubat 2011’de duruşması vardı, internette başlattığımız kampanyaya destek mesajları gelirken öğrendik ki Remziye trajikomik bir gerekçe ile mahkemeye getirilmemişti. Çünkü cezaevi taşıma aracının (ring) parası ödenmemişti. Remziye Mengüç’ün duruşması 29 Mart 2011 tarihine ertelendi. Beş küçük çocuk ihtiyar anası Felek ablanın şefkatlı kolları arasında Remziye’yi, annelerini beklemeye biraz daha devam edecek. Elbet kavuşacaklar da. Ama reva mıdır bu Kürt halkına yapılan, Kürt ailelerine bu yapılanlar? Ne çok Kürt ailesi bir daha bir araya gelmemek üzere dağıtıldı.
Ah dostlar, size hep acıları anlatıyorum, şimdi diyeceksiniz ki “ya, bu insanlar hiç mi huzur görmediler, hep ölüm, hep ıstırap, işkence içinde mi geçti hayatları, hayat sanki Kürtler’e mahsus bir cehennem midir?” Değil elbette. Onların da mutlu günleri, akşamları oluyordu. Ama işte bir Kürt ailesiydi bu, bir gün geldi tercih yapmak zorunda kaldılar. Onların aile hayatını anlatmak ancak hüzünle mümkün oluyor. Beni mazur görün yine içinizi burktuğum için ama hep birlikte mutluluk hikayelerimiz anlatacağımız günler yakındır.
Sofi Ramazan, rahat uyu şimdi, Kürtler artık Demokratik Özerklik – Devletsiz Toplum projesi ile kendi yolunu çizmiştir ve bu yol daha şimdiden Ortadoğuda bir domino etkisi yapmıştır. Tunus’ta yaseminler açtı, Mısır’da güller açıyor, öyleyse yarın Suriye’de de tohumlar filizlenecektir ve sonra gül bahçeleri çoğalacaktır. Ve bu kadim coğrafyada sizin o aydınlık yolunuzda yürüyenler Kürt çağını başlatacaktır. Mücadeleni ve seni saygı ile anıyoruz, Sofi Ramazan…







