• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    SON TREN DE GİTTİ

    İçim içime sığmaz olmuş; yerimde duramıyorum. Bu gün yolculuğumuz var. Uzaktan bazı bazı sesini duyduğum trenin biletleri babamın elinde… Alıp bakıyorum, o pembe kartondan biletleri… Gözlerimi kapatıyorum; trendeyim.

    İstanbul’la ilk tanışıklığım Haydarpaşa’nın denize bakan merdivenlerinden, uzaklara şaşkın bakarken gerçekleşti.  Şaşkınlığım o denli belliydi ki, beni karşılayanlar keyifle geniş geniş gülmüşlerdi. O kalabalık ve martıların üzerinde sevinçle uçtukları deniz üç günlük yolculuk sonrası nasıl da dinlendiren bir manzara olmuştu.

    Eskiden trenlere ne kadar da aşinaydım. Her yılsonunda Sivas’tan Diyarbakır’a sonra da Diyarbakır’dan Sivas’a… Neşeli yolculuklardı ki halen hafızamda oldukça yer tutuyor. Her aklıma gelişinde neşeli hayaller dolduruyor göz önümü… Koşarak bizden uzaklaşan telgraf direkleri, yavaş çekim uzayıp gitgide geriden kalan ekili tarlalar, küçük köyler puslu da olsa bana el sallıyor yine…

    Haydarpaşa’ya gidiyorum. İçim içime sığmıyor. Yatılı okuldaki zorlu yıldan sonraki eve dönüşüme benzetiyorum yolculuğumu… Artık vapur Haydarpaşa’ya uğramıyor. Rıhtımdaki merdivenler ıssızlığın ilk habercisi gibi bakıyor denize… İstasyonun kedileri miskince oturuyorlar güneşe karşı… Martılar korkusuzca kabadayı tavırlarla geziniyor, rıhtımda. Vapurdan inmiş gibi gişelere gidiyorum; kapalı yazısı durduruyor beni. Nasıl döneceğim, Diyarbakır’a… Memleketin şairleri trenleri ve yolculukları dizelere dökemeyecekler. Şairler de öksüz artık, yolculuklarında… Yemekli vagonda oturup kulüp rakısını yudumlayıp şiir yazamayacaklar. Gar gazinosu, uzaktan tanıdık bir görüntü gibi ‘ben bekliyorum’ diye el sallıyor durmadan.

    Nasıl dökmüştü bu yolculuğu Hasan Hüseyin dizelere:

    Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

    Ağaçlar bükmesinler n’olursun boyunlarını

    Neden akşam oluyorum tren kalkınca

    Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince

    Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum

    Öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki

    Az önceki çiçekler nasıl da diken diken

    Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç o sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik bitti

    Haydarpaşa yine kalabalık… Kadınlar, erkekler, çocuklar… Kitap stantlarının önünde sanki bilet kuyruğundalar; konuşmalar, gülüşmeler… Bir tek ağlamalar yok; bir de sallanan mendiller…

    Her yolculuğumun olmazsa olmazı kitaplardı. Alırdım elime kitabımı yolculuğumun içinden hayali diyarlara yol alırdım. Onca kalabalığın içinde dostlarımı buluyorum. Gözlerimize bakarak yolculuklara çıkıyoruz; yeni öykülere, şiirlere… Rakı kadehi göz kırpıyor pötikare masadan…

    Ben sürgünlüğün o kapalı vagonlarına doğru ağlamaklı bir yol tutturuyorum. Gözleri yaşlı kadın yüzleri, yetim çocuk yüzleri yüzyıl öteden toz, toprak içinden boz bulanık eşlik ediyor bana… Her dilden, her milletten sürgünler el ediyor… Ağıtları merhem edip yarama sürüyorum.

    Çocuk Süreya, dizeleriyle çıkageliyor bir vagondan:

    Bizi bir kamyona doldurdular

    Tüfekli iki erin nezaretinde.

    Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular

    Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar

    Tarih öncesi köpekler havlıyordu

    Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, polisler

    Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki

    Annem sürgünde öldü, babam sürgünde öldü

    Vagonun birine çekilip kitabımı açıyorum. Bizi yolculayanların ve annemin hıçkırığını duyuyorum. Hareket şefi elini ağzına götürüyor; düdüğünün tiz sesi geliyor kulaklarıma… Mendiller güvercin kanadı gibi kalkıyor duman bulutları arasından… Gelecek gitgide bulanıklaşıyor; geçmiş pırıl pırıl, el ediyor uzaktan…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları