• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    SÖZCÜKLERİN DE RUHU VARDIR

    Kitapların ruhu olduğuna inanır mısınız? Ben inanırım; ömrüm boyunca da hep inandım. Bir kitapevine gitmeye göreyim, kitaplar birbiri ardına fısıldar mütemadiyen… Bense sadece birini duyarım. Fısıltısını duyduğum kitap artık benimdir. Ruhumla eşleşmiştir. Ağustosböceklerini bilirsiniz. Yaz boyu ötüp dururlar. Daha doğrusu ötmezler de karın zarlarını bacaklarını sürterek titreştirerek vızıltılı bir ses çıkarırlar. Öyle ki erkeğin çıkardığı vızıltının ancak senkronu tutarsa bir dişiyle eş olur. Dişi yumurtlar. Yumurtalar çatlar ve toprağa düşerek içine girer. Ağaç köklerinin özsularıyla yıllarca beslenirler. Kanatlanıp uçtuklarında bir eş buluncaya kadar geçen ömürleri sadece birkaç haftadır. Eş ve gelecek adına hayatlarını fedadır belki de bu ötüşler… Benim kitap seçme işim de böyle… Aslında herkes için böyledir de pek hissedilmez.

    Bu iş kitaplar için böyledir de sözcükler için değil midir? Sözcüklerin de ruhu vardır, olmalı diye düşünüyorum. Her biri kendi seçer bir öykü, hikâye ya da deneme yazısına girmeyi…  Yazar sadece onları birbiriyle eşleştirir ki bu da öyküyü lezzetli kılar.

    Hayatım boyunca sözcüklerin peşinde oldum. Onları merak ettim. Yeni bir sözcük duymayagöreyim, yüreğim sıkışır; ne için, nasıl ve kime söylendiğine dikkat ederim. Sözcükler kendi değerlerini söylenen ve söyleyen kişinin ruhsal derinliğiyle arttırırlar. Yani aynı sözcüğü kime, nasıl hangi sözcüklerle birleştirip söylediğinizdir onu değerli kılan…

    Bazı yazılara ya da hikâyelere baktığımızda, sözcüklerin bir başına ruhu olduğunu bilmemize karşın onları basit, ömre ömür ya da değer katamadan öylesine yana yana gelmişler gibi hissederiz. O öykünün ruhu bizim ruhumuzla eş bir senkron oluşturmaz. Değersizleşir, bayağılaşırlar…

    Sözcükler böyledir de kişiler, hayvanlar ya da yerler öyle değil midir? Birinin, bir yerin benim ya da sizin öykülerinize girebilmesi için o duygu yoğunluğunu birlikte oluşturuyor olması gerekir. O yüzdendir bazı yerlerde, bazı insanlarla zevkli, hoş zamanlar, günler geçiriyor olmamız. Zaten dostlarımızı seçmemiz de ortamdaki duygu yoğunluğunu birlikte hissetmemizden ve güçlendirmemizden kaynaklanır.

    Öykülere konuk ettiğim canları öyle alelade seçmem… O kendisi gelir, kurulur öykümün içine, duyguların tam ortasına… Bana düşen, onu değerli kılacak, lezzet verecek sözcüklerle anlatabilmektir. Böyle yazılması okuduğunuzda bu duyguların size geçmesi için gereken şartları da oluşturur. Bu yazıya başlarken ki sözcükleri ben seçmedim; onlar seçti kendilerini; bu yazının konusunu da elbet…  Başladığımda, neyi nasıl yazacağımdan ne de nasıl bitireceğimden bihaberdim. Sözcükler bir araya gelerek zevkli bir öykü oluşturma peşindeydiler ve ben sadece bunu biliyordum. Yaşlı çiçekçinin gelip öyküye ruh ve lezzet katması gibi…

    Birkaç gündür yolumun üstünde yeni bir çiçekçi peyda oldu. Öyle genç biri değil. Hatta yaşlı, mahzun yüzlü bir ninecik… Hüznü yüzünden düşüyor. Dikkat ettim ondan çiçek alanların yüzleri de öyle… Baktığında esirgeyen ama kırılgan bir yüzü var. Esmer yüzünde yılların ezilmişliği dursa da kimseye,  eyvallah etmeyen kendi yağıyla kavrulan, Romanlardan… Varsa etli, yoksa yavan yiyorlar. Eğlencelerinden de zerre eksiltmiyorlar. Sonra bir şey fark ettim. Çiçekleri verdiğinde hem kendi yüzü hem alanların yüzü gülüyor. Ancak hiçbirine kendi istediklerini vermiyor. Seçiyor, ruhlara ve kişiliğe göre sunuyor.

    İki genç geldi. Çiçeklere baktılar. Daha doğrusu soluk yüzlü, ağladı ağlayacak kızın yanında duran uzun boylu delikanlı baktı.

    • Şundan verir misin? Diyerek kırmızı gülleri işaret etti.

    Yaşlı çiçekçi bir delikanlıya, bir kıza baktı; sonra da:

    • Sen kızı üzmüşsün, bir de ağlatmışsın. Yazık be, senin delikanlılığına… Sen üzülme be kızçem, bu erkeklerin hepiciği böyledir zaten…

    Bu sözleri söyledikten sonra kovalarda duran gülleri değil de, leğende geniş bir küme halinde duran papatyalardan bir demeti sarıp oğlanın eline tutuşturdu. Delikanlı itiraz edecek oldu.

    • Alasın papatyacığı ki kızın yüzüne neşe gelsin, bahar gelsin. Hiç kırlara çıkmadın mı? Papatyalar açmışsa yüreğimiz bütün kaygılardan azade olup ferahlamaz mı? Koşup oynamak istemez miyiz?

    Delikanlı şaşkındı. Yanındaki kıza baktı. Kız yeni açılan papatyalar kadar neşeliydi. Az önceki kırgın, üzüntülü yüzünden eser yoktu. Yaşlı çiçekçiye ve dünyaya neşeyle bakıyordu… Delikanlı kıza sokuldu sarıldı. Kız başını oğlanın omuzuna yasladı. Yaşlı kadın sevgiyle baktı her ikisine, hatta hayata… Papatya göz kırpıyordu bana ve çiçekçiye…


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları