• Döviz Kurları
    Puan Durumu
    Statüko ve referandum

     

    Haziran 2015 seçimlerinin baş aktörünün de gerçek kazananının da HDP olduğu aşikârdı. Sokakları şenlendiren de HDP’ydi, geleceğe yönelik müjdeler veren de. Ortaya bir alternatif koyan da. Müsaade etmediler.

    Aslında bugünkü başkanlık tartışmalarının temel sebeplerinden biri statükoyu 7 Haziran 2015 gecesi saran korkudur. MHP’nin bugünkü payandalığının da, CHP’nin HDP eşbaşkanları ve vekillerinin tutukluluğu karşısındaki sessizliği de buradan kaynaklanıyor.

    Bugün Kemal Kılıçdaroğu bir şeyler geveliyor ama gerek tezkere oylamasında gerekse dokunulmazlıkların kaldırılmasındaki rolünü bu toplum unutmadı.

    İşin ilginç tarafı 16 Nisan 2017 öncesindeki referandum sürecinde de tartışmalar yine HDP üzerinden sürüyor. Üstelik HDP’nin söz almasını el birliğiyle engellemiş statükocu partilerin üçü yapıyor bunu.

    İki biçimde oluyor bu. Ya HDP’yi hiç görmüyor, Meclis’in üçüncü büyük partisi yokmuş gibi davranıyorlar ya da o kadar fazla görüyorlar ki HDP’yi, HDP’lilerin kendilerinin bile farkında olmadığı bazı şeyler vehmediyorlar ona. Mantığın ve siyaset etiğinin sınırlarını zorlayarak…

    Nasıl yok saydıklarını burada belirtmek gereksiz. Herkesin gözünün önünde oluyor bu. Gerek partilerin istişare ve buluşmalarında HDP’ye davet gitmemesi ve de yönetici ve vekillerinin tutuklanmasına gık çıkarılmamasıyla gerekse medyaya verilen sansür talimatlarıyla koca bir parti buharlaşmış gibi davranıyor bu üç parti.

    Asıl tuhafı HDP’yi HDP’lilerden daha fazla görüyor olduklarına dair iddiaları.

    AKP’lilere göre HDP kendisine muktedir oldukları dönemde en fazla çektirmiş olan FETÖ, Kürt katliamcısı DAİŞ ve afişlerine Kürtçe ‘hayır’ yazmaktan bile imtina eden, genel başkanı her söylevinde müzakere sürecini yerden yere vuran CHP ile işbirliği içindeymiş.

    CHP ise her zamanki gibi bir yandan HDP ile yan yana görünmemek için masaların altında görüşme, garaj kapılarından giriş önerilerine devam eder ya da HDP’ye “sen sus, konuşma, konuştukça kötü oluyor” yolundan ahlaksız tekliflerde bulunur ve böylece HDP’yi  yok sayma siyasetini sürdürürken, bir yandan da HDP’yi HDP’lilerin bile farkında olmadığı, kesinlikle gündeme getirmediği ‘boykotçuluk”la itham ediyor.

    Üstelik boykot da siyasetin yöntemlerinden biridir. Ben mesela 12 Eylül 2010 referandumunda boykot çağrıcılarından biriydim. İyi ki öyle yapmışım. Ama HDP bu defa, 16 Nisan 2017 referandumunda ‘hayır’ diyeceğini resmi olarak açıkladı ve hayır’ı örgütleme çalışmalarına başladı.

    Daha ne yapsın istersiniz HDP, siz sayın statüko partileri?


    Yorumlar



    Yazarın Son Yazıları